Derviş der ki; kaldır başını…
Bak göğe.
Varlığını veren Rabbinin kurduğu nizamı gör.
Yıldızların susmadan dizilişini, bulutların yürüyüşünü, göğün sessiz kudretini seyret.
Sonra eğil, bak yere…
Bir kuşun su içişine bak.
Kurnaya konmuş bir serçenin bile kaderine razı halini gör.
Ne taşar ne isyan eder…
Sadece yaşar.
Sonra doğaya bak…
Yaprakların rüzgârla secde eder gibi sallanışını gör.
Yağmurdan sonra toprağın kokusunu içine çek.
Güneşin yeniden doğuşunu gör.
Ve bil ki…
Doğada bir mizan vardır.
Bir ölçü… bir denge… bir hikmet…
İşte bu nizam Allah’ın en güzel kıldıklarındandır.
Ama bir de insana bak…
İnsanın dışına bak.
İçine bak.
Yaratılmışların en şereflisi diye anılır…
Fıtratı en güzel olandır…
Ama aynı zamanda en ağır yük de ondadır.
Çünkü insanın içinde iki dünya vardır.
Bir yanına suizan konur,
hile konur,
yalan konur,
hırs konur,
çıkar konur,
nefret konur…
Öte yanına ise sevgi konur,
merhamet konur,
vicdan konur,
sadakat konur,
iyilik konur.
Ve garip olan şudur:
Bu iki zıt kutup aynı bedende yaşar.
İnsan oğlu işte…
Ne aza razı olur,
ne çoğa doyar.
Hep “ben” der…
Hep haklı olmak ister…
Hep daha fazlasını ister…
Direnir.
Ama bilmez ki…
Onu yücelten de batıran da o “ben”dir.
Sevgili ile kalın
Gülper YILMAZ