Bizim derdimiz; gerçekten iş yapacak, helalinden evine ekmek götürecek, ticaretini büyütecek tüm esnaf ve tüccar arkadaşlarımızdır.
Onların sorunlarını ve beklentilerini dilimizin döndüğünce ifade etmek, yaşadıkları zorlukları aşmalarına katkı sunmaktır.
Sivas, İç Anadolu’nun ortasında kadim bir şehir olmasına rağmen; ticarette ve üretimde bir türlü yüzü gülmemekte. Nüfusun büyük çoğunluğunun geliri devlet memuru, işçi ve asgari ücretli maaşlardan oluşmaktadır. Bu tablo, vatandaşla birlikte esnafı ve tüccarı da ciddi şekilde zorlamaktadır.
İşyeri kiraları ateş pahasıdır.
İşçi ücretleri, SGK primleri, vergiler ve dolaylı vergiler derken; esnafın ve tüccarın yükü her geçen gün artmaktadır.
Yaklaşık beş ay önce, Sivas’ın en kıymetli ticaret akslarından biri olan Atatürk Caddesi’nde, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne ait iş yerlerinin ihaleleri yapıldı. Bugün hâlâ bu iş yerlerinin büyük bir bölümünün boş olması, şehir adına ciddi bir soru işareti doğurmaktadır:
Neden teslim alınmadı?
İhalelerde ağırlıklı olarak kuyumcu esnafımızın yer aldığı görüldü. Bu şaşırtıcı değildi. Çünkü bölgenin ticari yapısı ve Kapalı Çarşı geleneği bu meslek grubuna uygundur. Ayrıca o noktadaki ticaret sadece satıştan ibaret değildir; marka değeri, vitrin gücü ve reklam etkisi de barındırır.
Normal şartlarda bu bedeller kazanılmasa bile, iş yerleri teslim alınırdı.
Peki ne oldu?
Sivas’ta maalesef klasik refleks devreye girdi.
Bir anda “Bu kira nasıl ödenir?”, “Bu kadar kazanıyorlar mı?”, “Ne kadar vergi veriyorlar?”, “Kaç kişi çalıştırıyorlar?” gibi sorularla, adeta ihbar edercesine bir linç kültürü oluştu. Sosyal medyada ve kulislerde yapılan bu baskı, aklı başında her iş insanının şu düşünceye kapılmasına neden oldu:
“Başımız belaya girmesin.”
Sonuç ne oldu?
İş yerleri teslim alınmadı.
Bedelini kim ödedi?
– Vakıflar Bölge Müdürlüğü yaklaşık 50 milyon TL gelirden mahrum kaldı.
– Bu durum, Sivas’ta yapılacak yardım, destek ve hayır işlerinin azalması anlamına geldi.
– Atatürk Caddesi olması gereken ticari canlılığa kavuşamadı.
– Kaybeden yine Sivas oldu.
Oysa aynı şehirde, hükümet meydanında yıllarca “çay ocağı” olarak anılan alan; hakkıyla yapılan bir ihale ve doğru işletmecilik anlayışıyla bugün Sivas’a yakışır bir yaşam alanına dönüştü. Kirası belli bir seviyenin üzerindedir. Kimse rahatsız olmadı. Kalabalık var, bereket var.
Buradan hem işletmeciye hem de süreci doğru yöneten Sivas Belediye Başkanına teşekkür etmek gerekir.
Peki Vakıflar’a ait mülklerde neden aynı sonuç oluşmadı?
Çünkü Sivas’ta iş yapan insanın kaderi hep aynıdır:
Büyürse suçlu,
Batarsa dolandırıcı,
Görünür olursa hedef,
Görünmez olursa “neden gelişmiyoruz” sorusu.
En acı olan ise şudur:
Tüccarın temsilcisi olması gereken STK’lar bu süreçte sessiz kaldı.
Çıkıp “Bu fiyatı tutan tüccar zarar da etse öder, ben kefilim” diyemediler.
“Bu iş insanı devletten kaçmaz, SGK’dan kaçmaz” diyemediler.
Risk almadılar. Taşın altına elini koymadılar.
Sonra dönüp yine aynı soruyu sordular:
“Sivas neden büyümüyor?”
Cevap basittir:
Çünkü bu şehirde risk alan yalnız bırakılıyor.
Kıskançlık, dedikodu ve korku; ticaretin önüne geçiyor.
Bu bir siyasi yazı değildir.
Bu, Sivas’ın ahlaki ve kurumsal bir sorunudur.
Risk almayan kurumlar, sessiz kalan STK’lar ve başarıdan rahatsız olan bir şehir refleksiyle;
kaybeden hep Sivas olur, kazanan ise hiç olmaz.
Allah hepimize sağlıklı ve samimi düşünce nasip etsin.
Kıskançlığı değil, cesareti çoğaltsın.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Halil İbrahim Budaklı


