Refik Kutlu


Ramazan, Manipülasyon ve Sivas’ın Gerçeği


Ramazan geldi. Sofralar küçüldü, gönüller daraldı, cepler boşaldı. Ama meydanlar doldu. Ellerinde deflerle sokak sokak dolaşıp Kâbe’de Hacılar, diye bağıran gençler bir anda ülke gündeminin merkezine oturdu. Tam da emekli maaşlarının açıklandığı, asgari ücretin yoksulluk sınırının altında kaldığının tescillendiği günlerde. Tesadüf mü gerçekten? Recep Tayyip Erdoğan Meclis kürsüsünden bu görüntüleri överken yine ayrıştırıcı bir dil kullandı. Birleştirmek yerine saf tutturdu. Eleştirenleri öteledi, alkışlayanları kutsadı. Oysa milletin derdi ilahi değil, geçim derdi. Milletin derdi def sesi değil, tencere sesi. Bugün dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 29.828 TL. Yoksulluk sınırı 97.159 TL. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti 38.752 TL. Bu rakamlar kuru istatistik değil, evlere giren yangının ölçüsüdür. İnsanların sinir katsayısı yüksek çünkü hayat pahalı, umut ucuz. Ramazan ayında fiyatlar düşer mi? Hayır. Bizde Ramazan gelince et fiyatı artar, tavuk artar, sebze artar, meyve artar. İğneden ipliğe zam. Sanki ibadet ayı değil fırsat ayı. Sanki paylaşma değil, kazıklama ayı. Batı’da Noel yaklaşınca marketler kendi halkına yüzde yetmişlere varan indirim yaparken, biz Ramazan’da birbirimizin cebine uzanıyoruz. Bu mudur kardeşlik? Bu mudur ahlak? Gelelim Sivas’a. Sivas’ta durum farklı mı? Değil. Belediye otobüs fiyatları cep yakıyor. Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir aile için ulaşım bile lüks haline geldi. Belediye hizmet üretmek yerine maliyet üretir oldu. Halk otobüse binerken bile hesap yapıyor. Belediye başkanı iftar sofralarında boy gösteriyor. Gösterişli organizasyonlar, uzun masalar, protokol konuşmaları. Peki o sofraya gelemeyen emeklinin hali ne olacak? O iftara davet edilmeyen işsizin, siftah yapamayan esnafın, evine et götüremeyen babanın derdi ne olacak? Fotoğraf kareleriyle yoksulluk örtülmez. Işıklandırılmış meydanlarla karanlık mutfaklar aydınlanmaz. Sivas’ı yönetenler şunu bilsin. Bu şehir sadece meydandaki kalabalıktan ibaret değil. Bu şehir sabahın köründe işe giden işçidir. Bu şehir pazarda fiyat sorup geri dönen annedir. Bu şehir doğalgaz faturasını görünce eli titreyen emeklidir. Ramazan’ın ruhu gösteriş değil, adalettir. Paylaşmaktır. Nefsi terbiye etmektir. Eğer gerçekten Ramazan’ın hakkı verilecekse önce adalet sağlanacak. Önce açlık sınırının altındaki maaşlara çözüm bulunacak. Önce belediye zamları gözden geçirilecek. Önce esnaf fırsatçılıktan vazgeçecek. İlahi okuyarak değil, adil davranarak bu toplumun gönlü kazanılır. Manipülasyonla bir yere kadar. Def sesiyle bir yere kadar. Gerçekler ise her sofrada, her mutfakta, her faturada duruyor. Soru şu. Bu gerçeklerle yüzleşmeye cesaret var mı?

NEDENSE

Fakirden zikirden bahseden diller
Ramazanda hatırlanır nedense
Ramazan sonunda acımış-sa dallar
Birer birer satırlanır nedense

Devamlılık göstermiyor halimiz
Neşe saçıp açmaz oldu gülümüz
Şekerlendi yenmez oldu balımız
İnsanoğlu zehirlenir nedense

Tellal olan diller susar zamanda
Deliler baş oldu bak bu umman da
Gönüller kırıldı kalpler güm an da
Bühtan yazar satırlanır nedense

Haller değişiyor insanlar farklı
Kimi topal olur kimisi çarklı
Kimi kürk giyinir kimisi zırhlı
Hırsız çalar katarlanır nedense

Ramazan bayramı bilenler nerde
Yüzümüze her gün gülenler nerde
Gitti geri gelmez ölenler nerde
Kul Refik’e atarlanır neden se

Refik KUTLU/ 02- 03 -2026
Kül. Bak. Halk. Şairi/ (Kul Refik-i) SİVAS

YAZARLAR