Yine o eşsiz iklimin; sabrın, rahmetin ve mağfiretin zirveye ulaştığı Ramazan-ı Şerif’in gölgesi üzerimize düştü ve sayılı günler çok çabuk geçip gidiyor, neredeyse yarıladık bile. Bakara Suresi 185. ayette buyurulduğu üzere; bu ay, bize hakkı batıldan ayırmayı öğreten Kur’an ayıdır. Ancak bu mübarek vakti sadece bir takvim yaprağı gibi görüp geçmek yerine, onu bir yaşam modeli olarak kalbimize nakşetmeliyiz.
Ramazan, ruh ve beden ilişkisini yeniden dengeleme vaktidir. Günlük hayatın telaşında, trafik stresinde veya iş yoğunluğunda "açlığın verdiği sinirle" kimsenin kalbi kırılmamalıdır. Dünya menfaati için nice zorluklara katlanan bizler, Allah rızası için karşılaştığımız küçük sıkıntılara seve seve, tebessümle katlanabilmeliyiz. Unutmayalım ki; Ramazan girdiği her eve barış, huzur ve mutluluk getirmelidir. Kur’an sesi evlerimizde yankılanmalı; ruhumuzu sarmalı, bize unuttuklarımızı hatırlatıp bilmediklerimizi öğretmelidir.
Mümin, Ramazan’ın bereketiyle; ticaret yaparken hakkı gözetmeli, komşusuna güven vermeli, yönettiği insanlara adaletle davranmalı ve elinden, dilinden herkesin emin olduğu o "emin" sıfata bürünmelidir. Bu ay; kardeşliğin sadece cami saflarında veya cenazelerde hatırlandığı bir sembol değildir. Asıl kardeşlik; trafikte yol vermek, iş yerinde hakkı bölüşmek, kimsenin malına-canına-namusuna zarar vermemek ve hayatın her alanında bu birliği yeniden inşa etmektir. Ramazan, yoksulların ve mazlumların hatırlanıp sonra unutulduğu bir ay değil; karşılığı sadece Allah’tan beklenerek uzatılan bir eldir.
Şunu iyi idrak etmeliyiz: Ramazan; nefsi bastırma veya yok sayma değil, onu terbiye etme, kontrol altına alma ve iyiye yönlendirmeyi öğrenme ayıdır. Bu yüzden tutumlarımızı, algılarımızı ve kararlarımızı Oruç’un ruhu ile kuşatmamız gerekir. Öfkesine sahip çıkan, aşırı arzularına gem vuran ve cennet için iyiliklerini artıran bir insan olabilmenin ifadesidir bu ay.
Ramazan, yoksulların ve mazlumların hatırlanıp bayramdan sonra unutulduğu bir takvim aralığı değildir. Yardımlaşma, sadece elimizdeki fazlalığı vermek değil, sahip olduğumuzun içindeki "başkasına ait olan hakkı" teslim etmektir. Fitre, zekât ve sadaka verirken hiçbir dünya menfaati gütmeden, karşılığı sadece Allah’tan bekleyerek uzatılan el; aslında o yoksulun değil, bizim ruhumuzun yarasına merhem olur.
Eğer otuz gün boyunca gösterdiğimiz bu iradeyi bayram sabahı bir kenara bırakacaksak, Ramazan’ın ruhunu tam kavrayamamışız demektir. Ramazan bize bir ay boyunca ömrümüzün geri kalanını nasıl geçirmemiz gerektiğini öğreten; dürüstlüğü, paylaşmayı ve merhameti bir aylık bir "prosedür" olarak değil, bir ömür boyu sürecek bir yaşam modeli olarak sunar.
Hazreti Peygamber’in (s.a.v) uyarısını kulağımıza küpe yapalım: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine sadece açlık ve susuzluk kalır.” Eğer oruç tuttuğumuz günler ile tutmadığınız günler arasında sadece “açlık” farkı varsa, henüz ruhumuza oruç tutturamamışız demektir. Orucu Allah’ın emrine uygun olarak; her türlü haramdan sakınarak, dilimizle, gözümüzle, kulağımızla, yani bütün uzuvlarımızla tutalım. Tuttuğumuz oruca zarar verici olumsuz söz ve davranışlardan uzak duralım.
Ramazan bittiğinde bizde ne değişecek? Sadece tartıdaki rakamlar mı, yoksa vicdanımızdaki hassasiyet mi?
O halde gelin bu ramazandan başlayarak ömrümüz boyunca şu 5 soruyu kendimize soralım ve dürüstçe cevaplayalım:
•Dilim oruçlu mu? (Kırıcı sözden ve gıybetten uzak mı?)
•Gözüm oruçlu mu? (Harama ve yanlışa kapalı mı?)
•Kalbim oruçlu mu? (Kinden ve nefretten arınmış mı?)
•Elim oruçlu mu? (Paylaşmaya ve infaka açık mı?)
•Zihnim oruçlu mu? (Mazeretlerin değil, şükrün peşinde mi?)
Bu ay, hayatımızı gözden geçirmek, kendimize her manada çekidüzen vermek için sunulmuş manevi bir "arınma kampı"dır. Kötü alışkanlıklarımızı terk etmek, kırılan kalpleri onarmak ve günahlarımıza samimiyetle tövbe etmek için bundan daha güzel bir zaman dilimi olamaz.
"Oruç, mideyi boşaltıp gönlü doyurma sanatıdır; açlığın öfkesine değil, sabrın huzuruna talip olalım." Gelin, bu yılki Ramazan’ı kalplerin birbiri için çarptığı, birbirimizi gerçekten “duyduğumuz” bir milat kılalım. Hayrı, rahmeti ve bereketi bünyesinde barındıran bu ayı gereği gibi değerlendirelim.
Hayırlı, bereketli Ramazanlar…


