Suat Umutlu


​İZAN 2 / DÜŞÜN(M)ÜYORUZ

Suat UMUTLU | 30 Ocak 2026


"Akıl, bilgiyi işleyip onu bir eyleme ve ahlaka dönüştürmedikçe 'uyuyan bir güçten' ibarettir. Bilgi ancak akıl süzgecinden geçince 'hikmet' olur; hikmet ise insanın rotasıdır..." Farabi

​İlk yazımızda¹, "bilimin ibadeti" olarak tanımladığımız "Oku!" emrinin, sadece satırları takip etmek değil, kâinatı ve kendini anlamlandırmak olduğunu, "cehaletin karanlığına ışık tutmak için kitap okuyan bir yürek ol: Oku, sorgula ki hakikati gör. Yoksa Seneca'nın² dediği gibi: "Kitapsız yaşamak; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır." demiştik.

​"Okumak bizi bilgi sahibi yapar, ancak bizi insan kılan o bilgiyi düşünce imbiğinden geçirip 'izan' haline getirmektir. Bugün en uzak mesafe iki kafa arası değil; bir kafa içindeki bilgi ile o bilgiyi işleyecek akıl arasındaki mesafedir."


​Okumak, zihne bilgiyi taşımak; düşünmek ise işleyip anlam kazandırmaktır. Nasıl ki bir fabrika; deposuna giren hammaddeyi imalat bandından geçirip bir ürün haline getirmedikçe kapısına kilit vurulmuş, emekleri zayi edilmiş sayılırsa; zihin de bilgi girdisini eleştirel düşünce bandından geçirip anlamlı bir sonuca (izâna) dönüştürmedikçe sadece bir "bilgi deposu" olarak kalmaya mahkûmdur.

Eğer okuduğumuz halde "izan" dediğimiz anlama, kavrama yetisine sahip olamıyorsak, zihnimizde bir tıkanıklık var demektir. Bugünün trajedisi; kütüphane dolusu veriye sahip olup, o veriyi tartacak "teraziden" (akıldan) yoksun olmaktır. Gerçekten bilgi sahibi olup düşünmemek, Mevlana’nın³ da işaret ettiği gibi sırtında kitap taşıyan bir eşeğin durumuna benzer; bu yüzden "Oku" dedikten sonra "Anla" diyoruz. Zira anlamak için durmak, durmak için ise düşünmek gerekir.

​Okumak bir "girdi" ise, düşünmek bir "süreç", izân ise "sonuçtur." Kur’an’da geçen "Hâlâ düşünmüyor musunuz?", "Akıl etmez misiniz?" gibi uyarılar, birer soru değil; doğrudan birer emirdir.

Peki neden düşünmüyoruz?
İnsan beyni tabiatı gereği tembelliğe meyillidir, düşünmek ise ağır bir işçiliktir ve enerji harcatır olunca analiz yapmak, sorgulamak ve sentezlemek yerine "hazır fikirlere" tutunmaksa bedavadır: "Bilişsel Cimrilik"...

​Sapere Aude! Yani, Bilmeye/Düşünmeye Cesaret Et!
Immanuel Kant⁴, insanların neden düşünmediğini iki kelimeyle açıklar: Korku ve Tembellik. Başkasının rehberliğine sığınmak kolaydır ve düşünmek, insanın "ergin olmama" durumundan kurtulup kendi hayatının efendisi olmasıdır.

Erich Fromm⁵, "Hürriyetten Kaçış" adlı eserinde, modern insanın özgür düşünmenin getirdiği sorumluluktan korktuğu için totaliter yapılara ve otoriteye nasıl sığındığını söyler ki, insanlar; karmaşık meseleler üzerine kafa yormaktansa, bir otoritenin mesela bir liderin, şeyhin, ideolojinin hazır fikirlerini devralmayı "konforlu bir kaçış" olarak görür ve zihinsel mesaisini kapatır; oysa düşünmek sadece zihinsel bir işlem değil, ahlaki bir duruştur da...
Unutulmamalıdır ki,
​Düşünmemek, sadece bireysel bir eksiklik değil, toplumsal bir güvenlik sorunudur da. İnsan beyninin düşünmeden yaşama eğilimi ve popülist siyasetin bu tembelliği nasıl kullandığı da ortadadır.
Bakınız,
İnsanlar düşünmeyi bıraktıklarında birer suç makinesine veya kör birer biatçıya dönüşmüyor mu?

Hannah Arendt⁶, Nazi subayı Adolf Eichmann’ın⁷ yargılanmasını izlerken sarsıcı bir gerçeği fark ediyor: Eichmann bir psikopat değildir; sadece "düşünmeyi bırakmış" bir memurdur. Üstlerinden gelen emirleri mantık süzgecinden geçirmeden uygulamıştır. Kötülük, derin fikirlerden değil, düşünme yetisinin kaybından doğar. "Emir böyle geldi" veya "Herkes böyle yapıyor" diyen her birey, düşünmeyi bıraktığı an kötülüğe ortak olur. Kısaca, düşünmemek, insanı bir suç makinesine veya kör bir piyon haline getirebilir.

O halde,
​Neden okuduğumuz halde "izan" sahibi olamıyoruz,
bilgi neden eyleme ve ahlaka dönüşmüyor?

Günümüz toplumunda "bilgi" artarken "hikmet" yani derin düşünce azalmaktadır. Mantığın kurucusu Aristoteles⁸, insanı "düşünen hayvan" olarak tanımlar ancak ona göre bu potansiyel, ancak yöntemli düşünme dediğimiz mantık ile aktifleşir. Düşünmeyen insanın, sadece biyolojik bir varlık ve düşünmenin de kuralları olduğunu söyler. Zira kuralsız düşünürseniz, doğru sonuca da varamazsınız.

​Bu düşüncesizlik hali, Platon’un⁹ Mağara Alegorisi'ni de hatırlatmakta: Toplumun çoğu, kendisine sunulan "algı yönetimlerini"  gerçeklik sanır ki, zincirlerini kırıp gerçeği gören kişi de genelde toplum tarafından dışlanır. İşte, bugünün "dijital mağaraları" olan sosyal medya algoritmaları, bizi sadece kendi algılarımızı, gölgelerimizi izlemeye mahkûm etmekte ve hiçbir aykırı fikirle de yüzleşmiyoruz. Ve bu durum, düşünceyi geliştirmemekte sadece mevcut ön yargılarımızı çelikleştirmekte....
Değerli okurlar,
Platon’un 2400 yıl önceki mağarası, bugün cebimizdeki akıllı telefonlardır. Mantık, düşüncenin dil bilgisidir ki, grameri bozuk bir dil nasıl anlaşılmazsa, mantığı bozuk bir düşünce de sadece gürültüdür.

​İslam Dünyasında "Aklın Sürgünü" diyebileceğimiz bir durum;
Din neden bir düşünce kalkanı olmaktan çıkıp, düşünceyi boğan bir prangaya dönüştü?

Bu dramın kökeninde, 11. yüzyıldan itibaren başlayan metodolojik bir sapma var.

İbn Rüşd¹⁰, "Hak hakla (akıl vahiyle) çelişmez" diyerek felsefe ile dinin süt kardeşi olduğunu savunmuş, eğer bir ayet akılla çelişiyor gibi görünüyorsa, sorun vahiyle değil, insanın onu yorumlama yeteneğinin düşüklüğüyle ilgilidir.

Ancak İslam dünyası İbn Rüşd’ün akılcılığını Avrupa’ya hediye edip kendi içine kapandı. "İçtihat Kapısı"nın kapandığı iddiasıyla, tefekkürün yerini taklit ve biat aldı. "Sorgularsan dinden çıkarsın" korkusu, tefekkürün yerine tebaayı koymuştur. Oysa Kur’an, "Hala akletmez misiniz?" diyerek düşünmeyi bizzat ibadet saymıyor mu?

Farabi¹¹ de, "Erdemli Şehir" adlı eserinde; düşünmeyen, sorgulamayan ve akıl yürütmeyen bir toplumun asla huzur bulamayacağını yüzyıllar öncesinden söylemiştir.

Değerli okurlar,
Cumhuriyetin temelinde "okumak" kadar "eleştirel düşünmek" yani tebaadan "düşünen yurttaş" çıkarmak...

Köy Enstitüleri neden kapatıldı? Zira orada sadece kitap okunmuyordu; bir bina nasıl inşa edilir, bir tohum nasıl ıslah edilir diye de "düşünülüyordu.": Düşünen köylü, maraba olmazdı; düşünen işçi de sömürülmezdi ki...

Bugünün eğitim sistemi ise maalesef Aristo’nun mantığını veya Kant’ın cesaretini değil, test çözme hızını ödüllendirerek "diplomalı ama düşün(e)meyen" nesiller üretmektedir.
Atatürk, "Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin" diyerek dogmatizmi reddetmiş, düşünceyi her şeyin üstüne koymuştur.
​Okumak bizi malumat sahibi yapar ama ancak düşünmek bizi 'insan' kılar. Düşünmek, bir isyan biçimidir. Kendi zihninin efendisi olmayanlar, başkalarının hayatının kölesi olmaya mahkumdur.
Zira,
​Mantık hatalarına yani safsatalara düşüyor, yanlış düşünüyoruz. Bir fikrin doğruluğunu değil, o fikri söyleyenin kimliğini tartışıyoruz. "Eğer böyle düşünmezsen felaket olur" diye korkutup, insanın düşünme yetisini felç ediyoruz. Ayrıca, Dunning-Kruger Etkisi¹² denilen "Cahil cesareti"miz de var. Yani, az bilen, bildiğinin ne kadar az olduğunu fark edemediği için kendisini "dahi" sananlar düşünmeye de ihtiyaç duymuyor. Oysa, "Düşünmek Bir İbadettir".

​İnsan, özgürce düşünmenin getirdiği sorumluluktan korktuğu için bir otoriteye biat eder ve düşünme yetisini ona teslim eder. "Benim yerime liderim düşünür, şeyhim bilir, partim karar verir" diyen her birey, insanlık vasfından feragat etmiş demektir.

Düşünmek şüpheyle başlar, mantıkla ilerler. Gerçek ibadet; okuduğunu düşünmek, düşündüğünü ise izâna ve ahlaka dönüştürmektir. Franz Kafka¹³, "Bir kitap, içimizdeki donmuş denizleri parçalayan bir balta olmalıdır," der. O baltayı tutacak el "okumak" ise, o baltayı vuracak irade ise "düşünmek"tir.

​Zihinsel Prangaları Kırma Vakti!...
Tüm o teoriler, veriler ve tarihsel kırılmalar bizi tek bir yol ayrımına getiriyor: Bu bir varoluş mücadelesidir ve kendi zihnimize dönme vaktidir...

​Düşünmemek bir tercihtir: Eğer bugün bir başkasının rehberliğine sığınıyorsan, bu senin eksikliğin değil korkaklığındır, kendi aklının ışığında yürüme cesaretini göstermelisin.

​Düşünmemek tehlikelidir: Unutma ki dünyanın en büyük felaketleri düşünmeyi bırakan sıradan insanlar eliyle gerçekleştirilmiş. Sorgulamadığın her emir, analiz etmediğin her slogan seni bir "kötü insan" haline getirebilir.

​Düşünmek inancın gereğidir: Sana "sorgularsan dinden çıkarsın" diyenlere karşı Allah’ın sana verdiği en büyük emanet olan aklı kullanmaman o emanete en büyük ihanettir.

​Düşünmek özgürlüktür: Zihni prangalı bir milletin toprağı asla hür kalamaz. "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" bir birey olmalısın...

Şimdi,
​Dur ve Sor... Okuduğun kitapların, izlediğin kanalların, takip ettiğin liderlerin seni nereye götürdüğünü sorgula. Zira düşünmek, sadece zihinsel bir işlem değil; bu köhnemiş düzene, cehalete ve teslimiyete karşı yapılacak en kutsal ibadettir. Zira kendi zihninin duvarlarını kendi akıl yürütmenle örmezsen, başkalarının kurduğu hapishanelerde kiracı kalmaya mahkûm olursun. Hakikat, kalabalıkların sloganlarında değil, senin dürüst şüphelerinde gizlidir. Unutma; senin yerine düşünülmesine izin verdiğin her an, insanlık onurundan ve özgürlüğünden feragat ediyorsun. Düşünmek zahmetli bir işçilik olabilir, ancak düşünmemenin bedeli ömür boyu sürecek bir zihinsel köleliktir.

İZAN 1’de "Oku" emrine uymamanın bedelini ödediğimizi söylemiştik. Şimdi, "Kendi aklını kullanma cesareti göster" zira, "Düşün" emrini terk etmenin bedelini; liyakatsizliğin pençesinde, başkalarının kurduğu labirentlerde çıkış arayarak ödüyoruz.

Konfüçyüs'ün¹⁴ dediği gibi: "Düşünmeden öğrenmek, vakit kaybetmektir; öğrenmeden düşünmek ise tehlikelidir." 
Unutma ki,
Bilgi, ruhuna işlemezsen bir yük kalbine rehber yaparsan bir dost hayatına da yön...

​Suat UMUTLU
​Dipnotlar:
¹ Suat Umutlu. Yazan vatandaş.
https://adanaulus.com/kose-yazilari/izan_1_okumuyoruz-164118.html
² Seneca (M.Ö. 4 - M.S. 65): Romalı Stoacı filozof ve devlet adamıdır. Felsefesinde insanın zorluklar karşısındaki iradesini ve erdemli bir hayat üzerindeki etkisini savunur.
³ Mevlana Celaleddin-i Rumi (1207-1273): Anadolu'da yaşamış büyük mutasavvıf ve düşünürdür. Bilginin sadece zihinde kalmayıp eyleme inmesi gerektiğini vurgular.
⁴ Immanuel Kant (1724-1804): Modern felsefenin öncü isimlerinden Alman filozoftur. Aydınlanmayı insanın kendi aklını kullanma cesareti olarak tanımlamıştır.
⁵ Erich Fromm (1900-1980): Alman asıllı sosyal psikologdur. İnsanın özgürlükten neden korktuğunu ve otoriteye sığınma eğilimlerini analiz etmiştir.
⁶ Hannah Arendt (1906-1975): 20. yüzyılın en etkili siyaset bilimcilerinden biridir. Kötülüğün düşüncesizlik ortamında nasıl sıradanlaştığını kanıtlamıştır.
⁷ Adolf Eichmann (1906-1962): Nazi Almanyası subayıdır. Yargılanması sırasındaki tavrı, düşünme yetisinin yitirilmesinin yarattığı yıkımı simgeler.
⁸ Aristoteles (M.Ö. 384-322): Antik Yunan filozofu ve mantığın kurucusudur. İnsanı "düşünen canlı" olarak tanımlamış, doğru düşünmenin kurallarını sistematik hale getirmiştir.
⁹ Platon (M.Ö. 427-347): Batı felsefesinin temellerini atan Yunan filozofudur. Mağara Alegorisi ile algılar ve gerçeklik arasındaki ayrımı anlatır.
¹⁰ İbn Rüşd (1126-1198): Endülüslü büyük filozoftur. Akıl ile inancın birbiriyle çelişmeyeceği yorumuyla İslam ve Batı düşüncesini derinden etkilemiştir.
¹¹ Farabi (872-950): İslam felsefesinin sistem kurucusudur. Toplumsal huzurun ancak akılcı bir yönetimle sağlanabileceğini savunmuştur.
¹² Dunning-Kruger Etkisi: Niteliksiz insanların kendi yetersizliklerini fark edemeyip üstünlük zehabına kapılmalarını açıklayan bir algı bozukluğudur.
¹³ Franz Kafka (1883-1924): Modern edebiyatın dev ismidir. Eserlerinde bireyin otorite karşısındaki yalnızlığını ve zihinsel sarsıntıların uyandırıcı gücünü işlemiştir.
​¹⁴ Konfüçyüs (M.Ö. 551-479): Çinli filozof ve eğitimcidir. Bilginin düşünceyle işlenerek ahlaka ve toplumsal düzene dönüşmesi gerektiğini savunmuştur

YAZARLAR