Yener Okatan


EHL-İ SÜNNET" ÜTOPYASI


İslam'ı Hz. Muhammed'in ve sahabesinin yaşadığı gibi yaşamak, analitik düşünmeyenlerin kulağına hoş gelse de; analitik düşünenler hem bunun mümkün olmadığını, hem de gereksiz olduğunu anlarlar.

Nübüvvetin 6. yılında inen Ta-Ha suresinin 114. ayeti Hz. Muhammed'e ve dolayısıyla insanlığın tamamına:
"Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. 'Rabbim! İlmimi arttır' de." buyurmuştur.

Kur'an'ın tamamının vahyedilmesi 23 yılda tamamlandığına göre, Hz. Muhammed ve sahabesi Ta-Ha'dan sonra geçen 17 yıl boyunca Kur'an'ı okumaktan men edilmişlerdir. Çünkü Ta-Ha'dan sonra inen Kur'an ayetlerinin her biri, diğer bazı ayetlerle beraber okunduğu takdirde anlam kazanmaktadır. Ayetler peyderpey indiği için, herhangi bir ayeti anlayabilmek gerekli olan diğer ayetlerin de inmiş olmasına bağlıdır. İlgili ayetler henüz inmemişse, sadece inmiş olan ayeti okuyanlar ya anlayamaz ya da yanlış anlayabilirlerdi.

İşte o nedenle Allah önce "Gerçek hükümdar olan Allah yücedir." buyurmakla hükmünün sağlamlığını hatırlatmış, sonra da "Vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme." şeklindeki hükmünü buyurmuştur. Hz. Muhammed ve sahabesi de Ta-Ha'dan sonra inen ayetleri ezberlemekle yükümlü kılınmış; anlamakla yükümlü kılınmamışlardır.

Bunun böyle olduğunu da Bakara suresinin 286. ayetinde: "Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar." buyurulmuş olduğundan anlıyorum. Çünkü hem ayetlerin vahyi henüz tamamlanmamıştır, hem de o ayetleri anlamaları ve emirlerini yerine getirmeleri için sahabenin ilimleri kâfi gelmeyebilirdi. O nedenle Allah insanlara ilimlerini artırmaları için dua etmelerini de emretmiştir.

Hz. Muhammed'in, vahyin tamamlanmasından 2-3 ay sonra vefat ettiği rivayet edildiğine göre, Kur'an ayetleri henüz Mushaf halinde bile değillerdi. O nedenle Kur'an'ın Mushaf'ı ellerinde olan kimselerin, kendilerini Hz. Muhammed'in ve sahabesinin yaşadığı İslam'ı yaşamaya kalkışmaları Kur'an'a göre mümkün değildir.

İyisi mi, Hz. Muhammed ve sahabesine duyulan muhabbeti dinden ayrı tutup, Kur'an'ın emirlerine uyarak İslam'ı yaşamaktır. Yani Müslümanlar Ehl-i Sünnet değil, "Ehl-i Kur’an" olmalıdırlar. Aksi halde yanlış yapılır.

Mesela: Kur'an aklı övmektedir. Oysa Ehl-i Sünnet’in geniş halk tabakaları, tarih boyunca “akıl” kavramına mesafeli durmuşlardır. Bunun sebebi, müşriklerin “Muhammed o lafları aklından uyduruyor” demeleridir. Ayetlerin vahiy yoluyla geldiğine inanan sahabe, bu ithamı hatırlatan “akıl” lafına soğuk bakmıştır. Böylece, zamanla akıl vahyin karşıtı gibi algılanmaya başlamıştır.

Bu yaklaşım, aklını kullanarak büyük günah işleyenlerin durumunu tartışan Vasıl bin Ata’nın Mutezil sayılmasına yol açtığı gibi; Kur’an’daki muhkem ayetlerin emrine uyup aklını kullanarak göklerdeki ve yerdeki ayetleri okuyup tabii ilimlerde derinleşmiş olan bazı Müslüman alimlerin de “Mutezil” yaftasıyla dışlanmasına kadar uzamıştır.

Sonuçta, özellikle avam arasında akla ve akılla kazanılan tabii ilimlere mesafeli duran Ehl-i Sünnet anlayışı da dâhil olmak üzere, farklı fırkaların hemen hepsi  dünyada Allah’tan başka kimseye muhtaç olmadan yaşayacakları yerde, yüzyıllardan beridir gayrimüslimlere muhtaç ve Bakara suresinin 85. ayetinin ifadesiyle “rezil” olarak yaşıyor olmuşlardır.

İyisi mi, Kur’an’a uyup aklımızı başımıza toplayalım. “Gavura kızıp oruç bozmanın âlemi yoktur.”

Hamiş:
Yukarıdan beri Hz. Muhammed’in ve sahabesinin, Ta-Ha 114’ten önceki ayetleri okuyarak İslam’a iman ettiklerini; fakat Ta-Ha’ dan sonra inen ayetleri sadece ezberlemekle yetinmek zorunda kaldıklarını, bu sebeple Kur’an’ın Ta-Ha’ dan sonra inen ayetlerinde yer alan emirleri yerine getiremediklerini ifade etmiş oldum. Bunları yazmakla  Hz. Muhammed’i ve sahabesini eleştirmiş olmuyor, içinde bulundukları şartların  gereği olarak buna mecbur kaldıklarını vurguluyorum. Bu sebeple Hz. Muhammed’in ve sahabesinin yaşadığı hayat, Kur’an’ın tarif ettiği hayat değil; kendi dönemlerinin Arap kültürüne göre şekillenmiş bir hayattır.   Kur’an ise insanlara Arap kültürüne göre yaşamalarını değil, muhkem ayetlerin gösterdiği şekilde yeryüzünde dolaşırken akıllarını kullanıp göklerdeki ve yerdeki ayetleri okuyarak ilimlerde derinleşmelerini ve Allah’a şükrederek yaşamalarını tarif etmektedir.

YAZARLAR