Sivas Garı'nda
Kalbini götüren tren
Geri getirmedi
Şehrin en efkârlı yerinde
Narkoz öpücüklerini,esrik bir şarkıyla karşılamıştım
Giderken dönüş bileti aldım demiştin
Şehir gözlerimden korkardı
Titreyerek çıktın yangınlarımdan
Hiç uğramadı mahalleye postacı
Otobüsler duraklarına uğramadı
Telefonlar sustu
Sustu kağıt toplayan çocuklar
Sustu simitçiler, kuşlar
Turnalar buradan geçmedi....
Burası şehrin en efkârlı yeridir
Acılar buradan anons edilir
Hüzünler masumiyete kilitlenmiştir,aşkların bağrında
İçimizde büyütülmüştür sancılar.
Şiirlerimden uşşak çığlıklar gelir, geçer
Oysa geçmeyen tek şey vardır
Turnalar ve sen
Burası şehrin en efkârlı yeridir
Sen gidince Alibaba öksüz kaldı
Sivas'ın bütün semtleri.
Hüzünlü bir su gibi akıyor ruhumdan
Düşlerimdeki sızılar dinmiyor
Radyolarda senin için türkülerim söyleniyor
Her türküde yenileniyorum,yüzün eskimiyor.
Annemin işlediği kanaviçeler kanıyor
Kanıyor masumiyetim, kâğıtlar çığlık
Kalemler isyanda,harfler yaralı
Seni bana gösteren aynalar kırık
Sazlar üzgün,notalar direnişte.
Burası şehrin en efkârlı yeridir
Sen gidince,şehrin ışıkları bir yanıp bir sönüyor
Gönlüm kanat çırpmıyor, ateş böcekleri üzgün
Cer atölyesinde yaralı aşklar tamir edilmiyor
Çocuklar oyuncak trenlerle oynamıyor
Çember çevrilmiyor, sen nereye saklandın ki
Şimdiki çocuklar saklambaç da oynamıyor.
Trenlere bakıp bakıp içleniyorum
Her vagonda bana bıraktığın boşluğu onarıyorum
Kompartıman camında ürpertiyle yüzünü arıyorum
Sen benim vefa çiçeğim değilmiydin hep kokladığım.
Şimdi solgun ve kederliyim, uzak ve kimsesiz.
Gurbet,evim oldu
İçimdeki ovalar dağ gibi büyüdü
Kızılırmak'tan ruhuma akarken
Aşık Veysel'in acıdan gözleri kapanır da,bağlaması açılırdı
Gönül gözümden düşmezdin
Kalbine meftun bir gezginim,içinin sokaklarında.
Güneş batırıyorum,rüzgarın dinmiyor
Hangi uykuda,hangi rüyada,hangi firardasın bilinmiyor.
Gurbetine sığınıyorum, akşamlar derin kuytularım oldu
Her yanıma bakışların saplanmış, yalnızlık iklimindeyim.
Şuramda saklı bir yüz, Sivas amansız bir güz
Burası şehrin en efkârlı yeridir.
Kemal SARIKARTAL
"Dem ve Efkâr" kitabımdan



