Ortak akıl.
Dünya buna “kollektif akıl” diyor.
Ortak akıl bilgi, düşünce, önsezi ve en önemlisi tecrübeden kaynaklı verilerin konular özelinde bölüşümünün doğurgusudur.
Kişilerin, ailelerin, toplumların/halkların, milletlerin ve nihayetinde insanlığın danışıklı etkileşimini “medeniyet” eden de bu doğurgudur.
Akıl alıp, akıl vermek bu konudaki en belirleyici eylemliliktir.
Bilgelerin, bilenlerin ve büyüklerin tecrübesinden yararlanmak sayılan akıl almak “akıllı” insanların işi diye nitelendi hep. Özellikle nüfus yoğunluğunun kırsalda daha fazla olduğu zamanlar, ortak akıl veya büyüklerin tecrübesi önemliydi.
Şimdi nasıl?
Bana kalırsa tecrübe her zaman olduğu gibi bu gün önemli.
Günümüz insanın kişisel özerkliğini ilan etmişliğinden kaynaklı zor yönettiği bir yalnızlığı var. Bu yalnızlık ister tercihen, ister ise elde olmayan nedenlerle yaşanan yalnızlık olsun toplumun diğer kişileri ile kurulan iletişimi yüzselleştiriyor.
Bundan ötürü ilişkiler istemez kaba çıkara dayalı, sorumluluk yüklemeyen, anlamı az ve günübirlik boyutta yaşanıyor.
Teknolojik imkanlar ile çeşitlenmiş etkileyenler, yalnızlığı anlamsızlığa evrilmiş insanın kendi aklı ile arasını arasını açtıkları gibi, onun “birisinin” tecrübesinden yararlanmak sakinliğine, hatta enginliğine ermesine fırsat vermiyorlar.
İnsanı etkileyenler, yeniyi öğretenler, ona özgüleştiği hissini veren çağın diğer olanakları gibi kendilerine mecburluğu bağımlılık kadar ihtiyaç haline getirmişlerdir. Öyle ki, şaşırtıcı bir özgürlük sanısıyla, dar alanda özgünleştiği hissine kapılan insan “fıtratını” zorladığı gibi doğa ile doğal ilişkisini de büyük oranda mühendislik önerilere terk etmiştir.
Görünen o ki, akıl alıp, akıl vermekten kaynaklı imeceli hayat, yani ortak akılı oluştururken yaşanan insani hareketlilik, keyif, heyecan ve anlam esaslı doyumla renklenen hayatlar yerini “belli amacı gerçekleştirmek” için üretilmiş “yapay akılların” yönetiminde “kontrolü kolay”, “yönlendirilebilir” ve “duyarlılığı” sıfırlanmış canların uymakla mükellef kılındığı oyunumsuluğa evrilmektedir.
Bu durum, sabırsızlık, duyarsızlık, vicdansızlık, değersizlik, temel ihtiyaçların tedarikine yönelik çabayı bile gölgede bırakarak “marazi düzeyde bencillikle birleşmiş, sanatsızlık, bilimsizlik, irfansınızlık, sadakatsizlik ve görgüsüzlükle daha sık konuşulur olmuştur.
Bir tecrübeden yararlanmak şöyle dursun, dünyadaki olup bitenlere karşı farkındalığın yitişi cehaletin, yine dünyada “su akarken testini doldurculuk” “bananeciliğin”, “istifçilik” ve “doymazlık” “hep banacılığın” çareyi boğan, umudu zora sokar duruma geldiği gerçeğiyle yüzyüzeyiz denebilir.
“Artırılmış gerçeklik” dediğimiz, doğal gerçeğin ötesinde, amaca göre farklılaştırılan gerçeklere alışmış, hatta onu ihtiyaç kabul etmiş insan sayısı çok arttı ve hızla da artmaya devam ediyor.
Bazılarımız için hayatın “simülasyon” oluşunun keyfini sürmek isteyenlik, duygu durumu bozukluğundan tutun hıza ve haza razı “müptelalık” illetini de beraberinde getiriyor.
İnsanın ihtiyaç önceliği değişiyor denebilir.
Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi” ile sistemleştirilmiş, insanı en yalın hali ile betimleyen ihtiyaçların fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçları olarak adlandırılanları dahil olmak üzere hemen hepsinin içerikleri, etkileyenleri ve şiddeti “manipüle edilebilir” değişebilirliğe geldi diye düşünüyorum. Mesela, “aile, arkadaşlık, cinsel mahremiyet” veya “hakikati kabul ederlik”, “özsaygı”, “başkalarına saygı” gibi şeylerin kazandıracaklarına duyulan ihtiyaç eskisi kadar derinden hissedilen bir ihtiyaç mıdır bilmiyorum.
İnsanı her birşeyi didik didik ederek yargıya ulaştıran akıla, anlamdan haz duyacak inceliğe, birileriyle hal bölüşecek kadar içtenliğe, bölüşerek gülüşmenin şiirliğine, söyleşerek güzelleşmenin erişilmezliğine olan ihtiyacını ortadan kaldıran ve dolayısıyla hayatın doğal tadına ermesini engelleyen etmenler hayatın bizzat kendisi olmak üzereler.
İnsan ve insanlık birazını konu ettiğim bu hali sorun kabul ediyorsa çözüme kafa yorabilir. Etmiyorsa, düşünürken bile yorulur. Aklı başında kişiler buna “gerçekten kaçma” diyorlar.
“Tarih tekerrür eder” diye diye yarının tarihteki gibi olmamasını engelleyebilecek akıla ve tecrübeye sahip insanlığın fabrikalarda seri üretimi beklenen robotların hakimiyetine şimdiden “amenna” der gibiliğini hissetmek hüznümü çoğaltsa da, umudun insana ait has bir alanda dalbudak salabilmek gizilgücü (potansiyeli) ile var olmakla mükellef olduğunu biliyorum.
“Akıl akıldan üstündür” diyen büyüklerimizin, “akıl almak” için akıl pazarına gidenlerin, yine kendi akıllarını alıp gelmelerine duydukları “sevgiyi” üstün akıldan esirgemelerine kendimi bildim bileli sitem eder dururum.
Akıl bu, fikri üretirken bilgiyle çalışır. Tecrübe ise aklın işlem süresini azaltır, yani hızını artırır. Her akıl her durumu deneyimleyemez. Dolayısıyla, en azından “bin bilir isen bir bilene danış” diyen ile aklın ihtiyaç duyduğu bilgiyi “mümin yitik malı” sayan anlayışın sahipleri akıl yalnızlığına, fikir sığlığına “he” dememeleri lazım.
Durumu idare etmenin uzun vadede işe yaramayan sahte rahatlığından kurtulmalı insan.
Bunu da ortak akıl ile yapabilir.
Değişmenin bile değiştiği evrende, insanın değişimi akılsızlığa bırakılamaz.
Gerçeğe hü, Allah eyvallah!
Abbas Turan
Ankara, 18.01.2026


