Gülper Yılmaz


Aynı Tarih, Aynı Senaryo


Venezuela Üzerinden Verilen Küresel Gözdağı
Tarih bazen tekerrür etmez; ama aynı güçler, aynı gerekçeleri, aynı tarihlerde sahneye sürer.
3 Ocak…
1990’da Panama.
2026’da Venezuela.
Aradan geçen 36 yıla rağmen senaryo değişmedi:
Önce “uyuşturucu”, sonra “diktatör”, ardından “demokrasi” söylemi…
Ve en sonunda tanklar, yaptırımlar, rejim değişikliği.
Bugün Venezuela üzerinden yürütülen algı ve güç savaşı, yalnızca Caracas’a yönelik değildir. Bu operasyon, dolara, petrole ve Amerikan hegemonyasına itiraz etmeyi düşünen tüm ülkelere verilmiş açık bir gözdağıdır.
“Dolara meydan okuyun, sizi bombalarız.”
Mesaj budur. Açık, net ve küreseldir.
Venezuela’nın suçu ne?
Ne terör.
Ne uyuşturucu.
Ne de demokrasi eksikliği.
Suçu şudur:
Petrolünü dolar dışında satmak.
BRICS’e yaklaşmak.
SWIFT’e alternatif yollar kurmak.
Ve en önemlisi: petrodolar düzenine itiraz etmek.
Bu noktada tarihsel hafıza devreye girer.
2000’de Irak lideri petrolü euro ile satacağını ilan etti.
2003’te ülke işgal edildi.
“Kimyasal silahlar” bulunamadı ama petrol tekrar dolara döndü.
2009’da Libya, altına dayalı Afrika para birimini gündeme aldı.
2011’de NATO bombaları yağdı.
Altın dinar da, Libya devleti de tarihe gömüldü.
Şimdi Venezuela.
Ama bu kez daha büyük bir tehdit söz konusu:
303 milyar varil petrol.
Yani dünyadaki en büyük rezerv.
Ve bu petrol, dolar dışı para birimleriyle satılıyor.
Asıl rahatsızlık budur.
Amerika Birleşik Devletleri’nin bugün dünyadaki askeri gücü kadar, hatta ondan daha fazla dayandığı şey petrodolar sistemidir.
Bu sistem sayesinde ABD, dünyanın çalıştığı bir düzende para basabilmektedir.
Buna itiraz eden her ülke ya “haydut”, ya “diktatör”, ya da “tehdit” ilan edilir.
Stephen Miller’ın şu sözleri aslında her şeyi ele verir:
“Venezuela petrol endüstrisi Amerikalıların emeğiyle kuruldu. Kamulaştırılması Amerikan tarihindeki en büyük mülk hırsızlığıdır.”
Bu cümle şunu söylüyor:
“Bir zamanlar bizim dokunduğumuz her kaynak, sonsuza kadar bizimdir.”
Bu mantık, yalnızca ekonomik değil; mafya düzenidir.
Güce dayalı, zorbalıkla meşrulaştırılan bir küresel çökme stratejisidir.
İsrail’le kurulan bölgesel iş birlikleri, Ortadoğu’nun parçalanması, verimli toprakların el değiştirmesi; hepsi bu sistemin yan ürünüdür.
Ülkelerin susturulması ise çoğu zaman fazla taviz vermelerinden ya da bilinçli olarak yemlenip belirli pozisyonlara oturtulmalarından kaynaklanır.
Bugün Venezuela’da olan, ülkeler arası bir güç gösterisidir.
Hedef yalnızca petrol değil; itaat etmeyen iradelerdir.
Ancak tarih başka bir eşikte duruyor.
BRICS ülkeleri küresel üretimin %40’ını kontrol ederken,
Çin SWIFT’e alternatif sistemler kurarken,
Suudi Arabistan bile yuanla petrolü tartışırken…
Şu soru giderek daha yüksek sesle soruluyor:
“Bir para birimini ayakta tutmak için ülkeleri bombalamak zorundaysanız, o para zaten ölmüş sayılmaz mı?”

Belki de bu işgal, gücün değil; çaresizliğin ilanıdır.
Venezuela bir başlangıç değil.
Bu, eski bir düzenin son çırpınışıdır.
Ve dünya artık şunu görüyor:
Petrodolar, artık ikna ile değil, şiddetle ayakta tutulmaktadır.
Soru şu:

Dünya buna boyun mu eğecek,
yoksa bu blöfü mü görecek?

YAZARLAR