Bozarmut tren istasyonuna ilk geldiğinde yanakların ayaz çatlağı,örülmüş kumral saçlarında sıra sıra mavi boncuklar dizilmişti. Çeşme başında muslukla oynuyordun. Sarı çiçekli kırmızı elbisen ıslanmıştı. Bu bizim köyün çeşmesine benzemiyor diye sitem etmiştin.
Güzelliğini ve doğal hâlini izliyordum, kahve gözlerin ok gibi saplanmıştı içime.
Posta trenine bindin,yanaklarında poyraz esintisi, ıslak kirpiklerinin doyumsuz güzelliği,gözlerindeki yakıcı hüzünlerle konuşur gibi bakıyordun. Tren hızla uzaklaştı.
Aradan iki yıl geçti. Bozarmut istasyonuna yine geldin,yanakların yayla yoğurdu gibiydi, daha serpilmiş daha çok güzelleşmiştin.
İnceden sıcaklar düştü içime, sana koşmak istedim. Dur işareti yaparak akasya ağacının gölgesinde oturan aile büyüklerini gösterdin.
Durdum,
Yanıma yaklaştın
O sensin
Hee o benim
Nereye gidiyorsun
Adana'ya
Ya sen, Malatya'ya.
Tahta oturaklı üçüncü mevkii kompartımanında yol aldık. Koridorun penceresinden bakışmalar ve avucuna tutuşturduğum adresim..
Malatya'dan ayrılırken el salladın,sonra bulut yüklü gözlerine gitti küçük parmakların. Gözlerin elveda der gibi baktı.
Pişmanlık treni yolcularının ineceği istasyon kapalı diyemedim..
Kayıp gittin yanımdan,eylüldü,günler kısaydı ama zaman uzundu, aklım kaldı Malatya garında, aklım kaldı onaltı yaşındaki yayla gülünde.
Adresime mektuplar gelmiyor, sessiz sedasız bakışlar Malatya garında kaldı gözlerimde saklanmış gibi...
Sekiz yıl sonra Adana sigorta hastanesindeyim ismim okundu, muayeneden çıktım, bir ses ismimi söylüyor, dönüp baktım sesin sahibi yayla gülü.
Seni görünce tanıdım, emin olmak için isminin okunmasını bekledim dedi
Adana'da ne işin var ?
Memur oldum burada yaşıyorum.
O anın mahcubiyetiyle gözlerime bakıyordu,siyah beyaz kartpostal güzeli karşımdaydı. Utanıyordu yüzleri al al oldu. Titreyen bir sesle uzaklardan gelecek bir sese kulak verdim,gecelerce yüzünü ezberledim, dedi.
Gözlerim iki satır mektup bekledi senden.
Sana sensiz yaşadığım uzaklar kadar yakındım.
Eylülde Malatya garında kaldı sonbahar sevinçlerim..!
Şimdi çok yakınımdasın, yanımdasın, bakışların farklı, güzeliğin çok farklı, ya gamzeli gülüşlerin.
Seni ilk gördüğüm Bozarmut istasyonunu ve Malatya'yı çok seviyordum, şimdi Adana'yı da çok seveceğim dedi.
Temmuz sıcağıydı güneş asfaltı yakıyordu, oysa koyu koyu duygularım siyah siyah içimde yanıyordu.
Veda da sessizleştik, sessizliğimiz kavruldu.
Kendisini incitmemek için, bak bebeğin var,
Sen kadınsın, anasın, her şeysin, çok şeysin
önemli olan aşk değil, önemli olan sevgidir saygıdır,arkadaş kalabilmektir..
Gözlerindeki yakıcı hüzünlerle ayrıldı. Gözleri derin derin içime battı, sol yanım acıdı. Bir araca bindirdim, uğurladım, güle güle diyemedim, demek içimi acıtırdı.
Her gelişin başka bir ağrı, her karşılaşmamız yağmursuz dökülen bir bulut. Her görüşmemiz sonrasında kaybolan duyguları, içimdeki kelimeler susmaz,sıkıca sarılırım kalemime şiirler dökülür kâğıtlara..
Yanakları güneş ışığı kadın
Yüzüme sıcak sıcak bakma
Kalbimdeki ilk yara izi senden
Zaten ateşi yakanlar yakmış
Gözlerinde ki umut kırıntılarını
Kirpilerinde saydım tek tek
Ağlamaya doymayan gözünde
Belli ki,yaşadığın,kırık bir hayat
Anladım
Gözlerinin derinliğindeki manâ yı
Yıllara dargın gibisin
İçinden, söküp atmak kolay değil.
Bazen yıllarca beklersiniz gelmez ! Gelsede bir şey değişmez, ama beklersiniz.. Sağlığı nasıl diye düşünürsünüz, sağlık haberinide alamazsınız.
Yazarsınız okuyamaz. Onun içindir ki kahır mektupları yazılmıştır..
Okuyamadığı mektupları, öyküleri, şiirleri, anıları,romanları kitapçı raflarında aradım diyen mektupların sahibine sevgi ile...
Sahi yayla gülü nerelerdesin şimdi...
20 Temmuz 1983
Adana
KemaL SARIKARTAL
Gönderilmemiş kahır mektupları