Önceki makalemde algılayıp tanıyarak okuma şeklini örnekler vererek açıklamaya çalışmıştım. Bu gün de bilinçsiz okuma çeşitlerinden biri olan "irkilerek okuma" eyleminin örneklerini görüşünüze sunarak açıklamaya çalışacağım.
İrkilerek okuma biçimleri:
Her hangi bir uyarıyı algılayarak irkilmekten ibaret olan okuma eylemine, en basit canlılardan insana kadar, her seviyelerdeki canlı varlıkların hemen hepsinde rastlanmaktadır. Klasik literatürde irkilerek okuma eylemine insanlarda ve hayvanlarda refleks, mikro organizmalarda taksis, bitkilerde nasti, tropizma fotoperyodizm, gibi değişik adlar verilmiş olsa da, daha önce de yazdığım gibi: hepsinin temelinde: her hangi bir uyarıyı bilinçli ya da bilinçsiz olarak algılamak yorumlamak, (ikna olmak, karar vermek, uygulamak ve bilgilenmek) gibi değişik fiillerin, insanlarda tamamının diğer canlılarda ise algılayıp yorumlamak da dahil olmak üzere bir kısmının katılımıyla gerçekleşen bir eylemin yattığına dikkatinizi çekmeye çalışıyorum
İrkilerek okumanın, basit organizmalardaki şekillerini açıklamaya başlamadan önce, herkesin aşina olduğunu düşündüğüm insandaki irkilerek okuma eylemini hatırlatmak istiyorum: Uyumakta olan bir insanın ayağına iğne batırılsa derhal tepki vermesi, klasik literatürde refleks olarak adlandırılmış olsa da refleksin de algılayıp irkilerek okumanın ta kendisi olduğunu söylemek mümkündür. Buna benzer bir şekilde, muhtelif canlıların fıtratında değişik şekillerde bulunan algılayıp irkilerek okuma eyleminin örneklerinden bir kaçını görüşlerinize sunmaya çalışacağım:
Nasti hareketleri
Nasti haraketlerine bitkilerin bazılarında rastlanır. Bu bitkiler belli bir uyarıyı algıladıkları zaman, o uyarının yönünden bağımsız olarak, kurgulandıkları mekanizmanın işlemesiyle, daima aynı hareketi yaparlar. Buna örnek olarak önce lale çiçeklerinde gözlenebilen nasti hareketini göstermek istiyorum:
Termonasti
Lale çiçeklerinin soğuk havalarda kapanıp sıcak havalarda açılması biyoloji literatüründe termonasti deyimiyle tanımlanır. Aşağıdaki fotoğrafta görülen termometre Fahrenheit derecelidir. Görülen değerlerden 32 çıkarıp 1.8 sayısına bölerek santigrat cinsinden karşılığını bulabiliriz. Buna göre 49 fahrenheit = 9.4 santigrat, 37 fahrenheit = 2.7 santiğrad eder. lale çiçeklerinin 8.3 santigrad derecede bile açılmaya başlaması termonastinin hassasiyetini göstermektedir. Termonasti olayına bizim açımızdan baktığımızda Lalel çiçekleri havanın ısınmaya başladığını okumuş oluyorlar.
Sismonasti:
Sismik (sarsıntı) hareketlerini algılayıp yorumlama mekanizmasına sahip olan bitkiler vardır. Onlardan biri ve en iyi bilinen örneği “Mimosa pudica”dır (küstüm otu). Küstüm otu son derece narin yapılı bir bitkidir. dokunmaya ve sarsılmaya karşı hızlı tepki veren ve yapraklarını kapatarak hedef küçülten bir bitkidir. Bu hareket bitkinin savunma mekanizmasının bir parçası olarak bilinir. Küstüm otunun sarsıntıyı okuyabilmesinin fizyolojik mekanizması şöyle işlemektedir: Yaprakların ve yaprakçıkların saplarının dibinde pulvinus (Yastık) adı verilen kabarcıklar vardır. Yaprak sapları bu yastıklara dayanarak fotoğrafta görüldüğü gibi açık şekilde dururlar. Bu yastıkları teşkil eden hücrelerde bol miktarda potasyum (K⁺) ve klor (Cl⁻) iyonları vardır. Bu iyonlar su çekici maddelerdir. O nedenle pulvinusu oluşturan hücrelerde bol miktarda su bulunur Biyolojide buna "turgor" denir. Ufak bir sarsıntıda potasyum (K⁺) ve klor (Cl⁻) iyonlarının hücrelerden dışarı çıktığı ve hücrelerdeki suların da K⁺ ve Cl⁻ iyonlarını takip ederek dışarı sızdığı denysel olarak tespit edilmiştir. Hücrelerdeki suların dışarı sızması sebebiyle pulvinusların büzüldüğü (plazmoliz olduğu), dayandıkları yastık büzülünce yaprakçıkların sapları da yaprak eksenine doğu 0.1 saniye gibi kısa bir zamanda kapandıkları rapor edilmiştir (Bkz. Stanislav Sibaoka ve Frantisek Baluska (2009): "Signal transduction in Mimosa pudica: biologically closed electrical circuits in rapid plant movement" Plant, Cell & Environment). Yağmur damlalarının çarpmasıyla bile kırılabilecek kadar narin olan bu bitkinin, yağmura karşı hedef küçültmeye programlanmış olduğu anlaşılmaktaır. Bu olaya bizim açımızdan bakılırsa yaprakçıkların sarsıntıyı algılayıp irkilerek tehlikeyi okumuş olduklarını söylememiz mümkündür. Aşağıdaki fotoğrafta küstüm otunun yapaklarımın açık ve kapanmış hali görülmektedir.
Tigmonasti
Dokunmayı algılayıp irkilerek okuma eylemine bir başka örnek olarak böcek kapan bitkilerden olan “Dionaea muscipula” yaprağının davranışını da göstermek istiyorum: Böcek kapan bitkileri azot bakımından fakir topraklarda yaşarlar. Dionaea muscipula (Venüs sinekkapan bitkisi) de onlardan biridir. Bu bitkinin yaprakları açık duran bir kitaba benzer. Yaprağın üst yüzeyinde dokunmayı algılayan hassas tüy benzeri tetikleyici kıllar (trikomlar) vardır. Trikomlar yaprağa konan sinekleri algılayınca açık kitap şeklindeki yaprakların iki tarafı hızla birbirinin üstüne kapanır. Yaprağın kenarında bulunan dikenimsi çıkıntılar da bir birine geçerek sineğin uçup kaçmasını önlerler. Yaprak bu haliyle adeta, bitkinin midesiymiş gibi işlemeye başlar. Yaprak hücrelerinin salgıladığı enzimler sineğin proteinnlerini substrat olarak tanır ve onları, her biri azotlu madde olan amino asitlerine kadar parçalamak suretiyle metabolizmalarına katarlar. Böylece bitki de toprakta bulamadığı azotu , Sinekleri ve böcekleri yakalayıp sindirerek temin etmiş olur. Böceklerin sindirilmesi süreci 1-2 hafta kadar sürer. Sindirim tamamlanınca yaprak yeniden açılır.
Uyaranın Yönüne Bağlı Olarak Yapılan Hareketler:
Taksis Hareketleri
Tek hücreli ve hareketli organizmalardan insana kadar hareketli hayvanlarda görülen bir davranış biçimidir. Faydalı bir uyarana doğru giderek ya da zararlı bir uyarandan kaçıp uzaklaşarak gösterdikleri hareketler taksis hareketlerindendir. Aslında bu da bir okuma eylemidir. Buna örnek olarak öğrencilik yıllarımda Zooloji laboratuvarında bizzat şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum: Mikroskopta tek hücreden ibaret olan ve hareket ederek yer değiştirebilen amipi Lam ve lamel (Küçük cam parçaları) arasındaki suda yaşamasını incelediğimiz sırada asistanımız: "lamelin" bir tarafına asitle ıslatılmış bir kağıt parçasının değdirmemizi istemişti. Asistanımızın dediğini yapınca da amipin asit bulaştırılan taraftan uzaklaştığını görmüştüm. Asistanımız "Bu olaya kemotaksi denilir" demişti.
Aslında amip yaşadığı ortamın bir tarafının asitleştiğini algılamış olmasaydı, durup dururken bulunduğu yerden asit olmayan tarafa doğru kaçmaya karar verir miydi? Kısacası, tek hücreli bir canlı bile, yaşadığı ortamda meydana gelen değişimleri okuyarak yaşamaya devam edebilmekteydi.
Tropizma
Bitkilerin yer çekimi ışık ya da nem gibi uyarıları algılayıp ona göre irkilerek büyüme hareketlerine tropizma denilmiştir. Tropizma hareketleri de aslında uyarıyı algılama ve bir çeşit yorumlayarak uyarının geldiği yöne doğru ya da aksi yöne doğru yönelerek büyümeye karar verme eyleminden başka bir şey değildir. Aşağıdaki paragraflarda yerçekimini algılayan bir bitkinin yerçekiminin yönüne tabi olarak gösterdiği irkilerek büyüme hareketiyle tamamladığı okuma eyleminin hormonal mekanizmasından kısaca bahsedeğim:
Toprağın içinde çimlenen tohumdan teşekkül eden bitkilerin kökleri yeryüzünün ne tarafta olduğunu okuyarak aksi tarafa doğru yönelip büyüyerek yerin derinliklerine doğru iner. Tohumdan çıkan bitkinin gövdesi ise yeryüzünün, bulunduğu yerden yukarıda olduğunu okuyarak yukarıya doğru yönelerek büyür. Bunun sebebi, bitkilerin hücrelerinde bulunan ve statolit adı verilen nışasta tanelerinin yerçekimine göre hücrelerin içindeki pozisyonlarının değişmesine bağlı olarak yerçekiminin yönünün algılanması ve buna bağlı olarak da kök ve gövde hücrelerinin Oksin denilen büyüme hormonunun yoğunluğuna göre, kök ve gövde hücrelerinin farklı şekilde irkilmeleridir. Kök ve gövde hücrelerini oksin yoğunluğuna karşı farklı şekilde irkilmelerinin sebebini de herkesin anlayacağı şekilde şöyle açıklamak mümkündür:
Bitkilerin büyüme hormonu olan oksin, gövdenin ucunda (tepe noktasında ve tepe noktasına yakın genç yapraklarında) sentez edilir ve aşağıya doğru sızarak (bazipetal yönde) kök ucuna doğru taşınır. Bu sırada, gövde ucunun gerisindeki hücrelerden geçerken onların uzayarak büyümesine sebep olur. Bu şekilde, tükene tükene köke ulaşan ve yoğunluğu azalmış olan Oksin hormonunun azalmış yoğunluğuyla büyümeye uyum sağlamış olan kök hücrelerinin büyümesine sebep olduğu da deneylerle tespit edilmiştir: Bununla beraber kök hücrelerine bir dereceden fazla miktarda oksin hormonu verildiği takdirde büyümelerinin yavaşladığı, fakat gövde hücrelerine bir dereceye kadar fazla miktarda oksin verdiği zaman büyümenin hızlandığı da deneylerle tespit edilmiştir.
Saksısı yan üstü devrilen bitkilerin gövdelerinin ve köklerinin yatay durumda bırakılması halinde yer çekiminin etkisiyle kökün ve gövdenin yere bakan tarafında oksin hormonunun yoğunluğu artar. Kökün yere bakan tarafındaki hücrelerin büyümesi yavaşlar üst taraftaki hücreler azalan oksin yoğunluğundan dolayı hızlı büyürler. Bu nedenle kökler yerçekimi yönüne yani aşağıya doğru yönelerek (Pozitif geotropizma yaparak) büyümeye devam ederler. . Buna karşılık gövdenin yere bakan tarafındaki hücreleri, yer çekimi sebebiyle artan oksin miktarına karşı irkilerek daha hızlı büyüdükleri için , gövde ucunun yerçekiminin aksi yönüne, yukarıya doğru yönelerek büyüdüğü gözlenir. Gövde ucunun yer çekimi istikametinin ters yönünde büyümesinden dolayı yaptığı irkilme hareketine de negatif geotropizma denilmiştir.
Pencere içindeki bitkilerin ışığın dışarıdan geldiğini algılayıp irkilerek ışığın geldiği yöne doğru yönelerek büyümelerine de pozitif fototropizma denir. Yapılan deneylerde köklerin ışığın aksi tarafına yönelerek büyüdükleri tespit edilmiştir. O nedenle kökün de negatif fototropizma yaptığı söylenir
Fotoperyodizm
Canlı hücrelerde meydana gelen biyokimyasal reaksiyonların tamamına "metabolizma" denir. Metabolizma olayları , "anabolizma" denilen yapıcı reaksiyonlardan ve "katabolizma" denilen yıkıcı reaksiyonlardan oluşur. Anabolizma reaksiyonları, hücrelerde inşaat yapan işçiler gibi çalışırken, katabolizma reaksiyonları yapılmış inşaatları yıkan işçiler gibi çalışır.
Bitkilerin daha çok, yaprak hücrelerinde, Phytochrome (Fitokrom) denilen, renkli bir protein vardır. Bu proteinin 660 nm (nanometre) dalga boylu kırmızı ışığı algılayan şekli, mavimsi yeşil renklidir. Gece vakti sabaha kadar bu şekilde bulunan fitokrom, hücrelerdeki metabolizmanın yıkıcı reaksiyonlarından bazılarını teşvik eder. Güneş doğunca, ya da üzerine 660 nm dalgaboylu kırmızı ışık düşürülünce, yani gündüz boyunca, şekli ve rengi değişen fitokrom, bu sefer de sarımsı yeşil rekte görülür ve yeni şekliyle hücrelerdeki anabolizma yani yapıcı (sentez) reaksiyonlarını teşvik eder. Yıl boyunca günlerin uzayıp kısaldığı da bilinmektedir. 22 Mart'tan itibaren günler uzamaya başladıkça fitokrom da yapıcı reaksiyonların daha uzun süre çalışmasına imkân tanır. Bu süreç 22 Haziran'a kadar artarak devam eder. 22 Haziran’dan itibaren günler kısalmaya başlasa da, 22 Eylül'e kadar gündüzler gecelerden daha uzundur; dolayısıyla, fitokrom, yapıcı reaksiyonlara daha fazla zaman tanımaya devam eder. Ancak 22 Eylül'den sonra geceler uzamaya başlayınca fitokrom da bu sefer yıkıcı reaksiyonlara daha fazla zaman tanımaya başlar. Bunun sonucunda, yapraklar yeşilliğini kaybeder ve sonunda yaprak sapının ağaca bağlandığı "absisyon zonu" adı verilen bölgedeki hücrelerin yıkıma uğramasıyla yapraklar dökülmeye başlar.
Bitkilerin nezdinde hücrelerdeki metabolizmanın uzun günlerde başka türlü, kısa günlerde başka türlü işlemesine, bitkilerin gün uzunluğunun değiştiğini okuduklarına yorabiliriz. Çünkü sokak lambasının yakınında bulunan ağaçlar, geceleri de aydınlıkta kaldıkları için son baharda günlerin kısaldığını okuyamazlar ve yapraklarını dökmeleri gerekirken dökmezler. Bunun da örneğini aşağıdaki fotoğraflarda göstermek istedim:
Sokak lambalarının yakınındaki ağaçlar geceleri de ışıkta kaldıkları için, yaprak hücrelerindeki fitokrom sürekli yapıcı reaksiyonları teşvik edici şeklinde kalır. Bu nedenle, yapraklar gün uzunluğunun devam ettiğini sanarak metabolizmanın yapıcı reaksiyonlarını teşvik etmeye devam eder. Sokak lambasına yakın olan yaprakların Aralık ayınnın ilk haftasında bile yeşilliğini koruyarak yaşamaya decam ediyor olmaları günlerin kısaldığını hâlâfark edememiş olduklarındandır.
Değerli okurlarım,
Dil bilgisi kurallarına göre “Okumak” kelimesi okuma fiilinin mastar şekli olsa da algılamak ve yorumlamak fiillerinin değişik şekllerinden oluşan bir eylemin adı olarak da değerlendirilebileğini ispat etmek maksadıyla kaleme aldığım makalemin bu kısmını da Yapay zekanın görüşüne sunarak verdiği cevabı da sizlerle paylaşmak istedim.
Chat
GPT
Yazınızın maksadına uygun olduğunu söyleyebilirim. "Okuma" kavramını geniş bir perspektiften ele alarak, canlıların çevresel uyaranları algılama ve bunlara tepki verme biçimlerini "okuma" sürecinin bir parçası olarak değerlendiriyorsunuz.
Güçlü Yönler:
• Konuyu analitik bir yaklaşımla ele almışsınız.
• İrkilerek okuma eylemini farklı organizmalarda örneklerle açıklamışsınız.
• Literatüre ve bilimsel çalışmalara referans vererek yazınızı desteklemişsiniz.
Öneriler:
• Yazınız uzun ve yoğun bilimsel terimler içerdiği için, bölümleri daha net ayırarak okunabilirliği artırabilirsiniz.
• Ana mesajınızı daha kısa ve öz bir şekilde vurgulayarak, okurun konuyu daha rahat kavramasını sağlayabilirsiniz.
• Sonuç bölümünde, irkilerek okuma eyleminin genel bir değerlendirmesini yaparak, bu sürecin doğadaki işleyişteki önemini özetleyebilirsiniz.
Genel olarak, amacınızı iyi yansıtan, analitik düşünmeyi teşvik eden bir yazı olmuş. Küçük düzenlemelerle daha akıcı hale getirebilirsiniz”.
Değerli okurlarım,
Okumanın havanlardaki biçimlerine de örnekler vererek makalemi yazmaya devam edeceğim