Tarih: 11.02.2024 21:06

ÖZLEMEK GÜZELDİR

Facebook Twitter Linked-in

Özlemek ne özel bir duygu, hem ağır hem karmaşık ama güzel de sanki…Çok eskilerde, özlem duyduğunuz birinden, pos bıyıklı, kırmızı yanaklı bir postacı mektup getirmiş gibi…
Gün gelir özleriz. Çocukluğumuzu, gençliğimizi, okuldaki yaramaz ve haylaz, tasasız günlerimizi, sevdiklerimizi,  kaybettiğimiz kıymetlilerimizi…
Bazen bir gülümsemeyi özleriz, bir sabun kokusunu, anne kucağını, gurbette sılayı, bir tastan kana kana su içmeyi, bakkaldan aldığımız kremalı bisküviyi…
İnsanların mutlu, bebeklerin tok, bütün dünya çocuklarının çikolataya kavuştuğu… Sofrada bütün  çocukların“ anne artık yemek istemiyorum, doydum” dediği günlere kavuşmayı özleriz…
Tüm dünyaya barışın geldiği, savaşların olmadığı, sevgi ve hoşgörün bizi sarıp sarmaladığı, insanları ötekileştirmeden yaşam hakkına kavuştuğu günlerin gelmesini  bütün kalbimizle ister ve özlemini  duyarız…
Bazen özlemlerimiz hayallerimize eşlik eder… Çıtır çıtır yanan sobanın başında, kızarmış ekmek kokusunu, mutfaktan gelen annemizin tıkırtılarını, söylediği türküleri özleriz, hatta karın kokusunu, babamızın akşam eve geldiğinde bıyıklarının buz tuttuğu soğuk kış günlerini üzülerek, saygı ve minnetle özleriz…
Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra geçtiğiniz patikalardan sonra sürpriz bir şekilde karşımıza çıkan denize kavuşmayı, yüzümüze vuran iyot kokusunu,  rüzgarın dalları dans ettirdiği yaprakların ahengini, kızıl bir günbatımı özleriz …
Özlemek de insana özgü, özel bir duygu olmalı ki hep özleriz, beklediğimiz gelecek ise “kavuşmayı, kucaklaşmayı” özleriz… Ya gelmeyecek ise…
O zaman içimizdeki yangını söndürecek  bir dağ başı sessizliği, hüznümüzü dökecek sıcacık bir yürek ararız… Adına dost dediğimiz, yaren dediğimiz…Hep aklınızda  filmin son  sahnesi mıh gibi duruyordur, hemen  dünlere gideriz, keşke daha çok “seni seviyorum” deseydik diye hayıflanırız, son sarılış, son dokunuş anı, bozuk plak gibi döner durur… Bir gün hepimizin son sarıldığı sevdikleri olacak, son kelimeleri, son yediğimiz yemek, son bakışı dört elle sarıldığımız bu dünyaya … Bu teselli olur mu? Olmasa da “eyvallah” demeyi bilmeli belki de…Uzaklardan gelen bir hanımeli kokusuna, bir bardak sıcak çaya sığınmayı çaresizce kabul etmeli  o an…
Bu soğuk kış sabahında baharı, badem ağaçlarının çiçek açmasını, aydınlık günlerin gelmesini ve bütün çocukların elma şekeri yiyebildiği, tüm sevenlerin kavuştuğu, hastaların koşarak  kırlara koştuğu, adil, vefalı, yardımsever insanların tekrar yaşadığı sokaklardaki komşularımı, kitaplarımı, oyun arkadaşlarımı, sevdiklerimi… özledim desem eksik kalır… Kim bilir siz neleri özlediniz… Belki siz de bu sabah özleyerek, gözlerinizi açtınız uzaklardan  gelen çok tanıdık bir “günaydın“ sesiyle… Umuda ve  aydınlık bir güne “merhaba” dediniz radyoda çalan bildik bir melodiye eşlik ederken… Her insan bir dünya, bir derin kuyu… Girdikçe kuyuya, indikçe derinlere izin verdiği kadar ortak oluyoruz serüvene…

DÜŞ

Özledim, çok özledim desem,
Sessizce fısıldasam, 
Beni taa yüreğinde duyup 
Gelir misin…
Hasretleri biriktirip, 
Gecelere saklasam, 
Yarınlarım olmaya, 
Söz verir misin... 
Hüznümü bir yana bırakıp, 
Dolunaya gülümsesem, 
Düşlerime gelip, 
Elimi tutar mısın... 
Gelir misin... 
Söz verir misin... 
Tutar mısın... 
Ben de özledim der misin...




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —