Tarih: 18.01.2024 22:45

ETNİK VE KÜLTÜREL KİMLİKLER (1)

Facebook Twitter Linked-in

Dünya büyük bir değişim içinde son hızla ilerliyor. Türkiye, bu değişime “ tabi olan değil” “değişimin kendisine sunduğu fırsatları değerlendiren” bir ülke olmak zorundadır. Türkiye, Dünyada hak ettiğini alabilmek için artık konuşmalıdır.

Artık büyük düşünmemiz ve büyük düşünmeye alışmamız gerekir.

“İliklerimize kadar sinmiş özgüvensizlikten kurtulmamız, tarihimizden kopmaktan kaynaklanan edilgen tavrı terk etmemiz şarttır. Dünyada ve bölgemizde, insan haklarının, demokrasinin ve barışın egemen olması için üzerimize düşen görevin tarihi bilinciyle davranmak zorundayız.

Ülkemizde demokrasinin sağlıklı temeller üzerine oturması için; etnik kültür din kümelerinin barış içinde birlikte ve beraberlik içinde yaşamasını sağlamaya uğraş vermeliyiz. Türkiye’ de şu anda, etnik kültür din kümelerinin birbirleri ile olan ilişkilerini anlatırken kullandığımız, “çözülme, ayrışma, farklıkların siyasallaşması” gibi kavramlarla dile getirdiğimiz, istemediğimiz, arzu etmediğimiz bir durumun tespitidir.

Eğer ortada bazı sorunlar varsa, bu sorunları dillendirmenin, üzerine konuşmanın, sorunu daha da derinleştireceği ileri sürülür. Oysa bu düşünceye katılmak doğru bir davranış değildir. Aksine, var olan sorunlar, konuşulmazsa, tartışılmazsa, ele alınıp dillendirilmezse sorunlar büyür, kronikleşir ve çözümlerinde şiddet devreye girer. Etnik kültür din kümeleri arasında özlediğimiz toplumsal barışın ancak konuşmakla, sorumlu olarak tartışmakla sağlanacağı olasıdır.

Bir şeyi konuşmaya başlamak, tartışmaya açmak, sorunları olanca çıplaklığıyla masaya yatırmak, “çözülme” ve “ayrışmanın önüne geçmek için atılan ilk adımdır. Bir sorunu konuşmaya başlamak, ötekini tanımaya, dünyasını anlamaya bir ilkin başlangıcıdır. Birlikte, bir arada yaşamanın ilk şartı olan hoşgörüye ilk adımdır. Bu davranış aynı zamanda toplumsal şiddetin de karşıtıdır. Türkiye’de şiddet istemeyen, şiddeti reddeden herkes, önce konuşmasını öğrenmek ve karşısındakine saygılı olmak zorundadır. Toplum olarak konuşmasını, birey olarak da karşılıklı tartışmasını öğrenmek ilk hedefimiz olmalı. Şiddeti ortadan kaldıracak, bizleri bir araya getirerek, toplumun içinde barışı egemen kılacak davranış budur sanırım.

Anadolu toprakları etnik, kültürel ve dinsel yapısı itibarı ile bir çiçek bahçesidir. Ama içinde bulunduğumuz süreçte, benzeştirmeyi, hatta tek tipleştirmeyi esas alan politikalar nedeniyle bu zenginlik yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Biz toplum olarak, fikri köklerimizi kendi tarihimizden alıyoruz.

Binlerce yıldan beri çeşitli dinlerin ve medeniyetlerin beşiği olmuş, Anadolu’nun hümanist kültürü, insanlığın ortak değerlerine büyük katkılar yapacak güce sahiptir.
Biz, tarihimizdeki hümanist geleneği, çok kültürlülüğü ve bu doğrultuda yaşanmış siyasi tecrübeleri abartıdan uzak, objektif ve eleştirel bir temelde bugüne taşımanın, bugünkü evrensel değerlerle birleştirmenin zamanı geldi de geçmekte...

Günümüze dek izlenen politikalar nedeniyle, Anadolu da var olan etnik dinsel kültürel toplulukları ortak bir üst kimlikte bir arada tutacak siyasi örgütlenme tam anlamıyla başarılamadı. Zamanla ulus kavramı etnik açıdan Türk soyuna; dinsel açıdan ise tüm laik iddialarına rağmen, Sünnilik akidesine dayandırıldı. Bu böyle olunca, Türk soyunda olmayanlarla, Sünni mezhebinden gelmeyenler, dışlandılar en azından kendilerini dışlanmış olarak gördüler.
Devam edecek




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —