Tarih: 07.05.2023 08:33

DEMOKRASİ SEÇİM VE DEĞİŞİM 1

Facebook Twitter Linked-in

Garip bir ülkede yaşıyoruz. Siyaset yapanlar için önemli günler, kaybedilecek saat ve dakikaya tahammülleri olmasa gerekir. Seçilecekler piyasaya arzı endam ediyor, birbirlerinden ilginç vaat ve taahhütlerde bulunuyorlar. Vaatler arasında neler yok ki, tek şey eksik yalancı cennet.

Oysaki ülke yangın yeri, hayat pahalığı almış başını gidiyor. İşsizlik alabildiğine yükselmiş. Dış ve İç borç neredeyse batak halini almış. Deprem doğal felaket, kimsenin umurunda değil. Varsa yoksa seçim, geçim ise hak getire.

Siyasi partiler proje bazlı siyaset yerine değerler bazlı söylem, hitabeti tercih ediyor. Hayal satmanın dayanılmaz cazibesi politik alanı kasıp kavuruyor. Ülke insanın ikiye ayıran, bölen ve ötekileştiren dil değirmeni ha bire insan öğütüyor. Hain, işbirlikçi, ajan, dış bağlantı, uşak ruhlu, emperyalizmin uşağı, beşinci kol v.s. adalet, hak ve hukuk, hürriyet, eşitlik gibi ciddi konu başlıkları unutturulmak isteniyor. Fakirlik, yoksulluk ve yolsuzluk üzeri örtülmek isteniyor.

Şen ortakların cankurtaran simidi olarak sarıldıkları milliyetçilik ve din tırnak içinde siyasete kurban edildiğini esef ile görüyor, bu durumun şık olmadığını biliyoruz. Milliyetçi düşüncenin dinamik özelliği dogmatik hale düşürüldü. Keza milletin kadim dini, siyaset kulvarında aynı akıbete uğramaktan kendini kurtaramıyor ve dogmatik kalıyor. En olmayacak söylemlere din alet ediliyor. İktidarın metal yorgunluğu, zaman içinde daha belirgin oluyor. Asırlık siyaset vetiresi içinde sağ siyasetin yetersizliği, toplumu yönetememesi önemli bir sorun olarak ilerleyen yıllara devredilecek miras gibi gözüküyor.

Diğer yanda muhalefet cephesi asırlık siyaset içinde cumhuriyet deneyiminde ki 27 yıllık iktidar süresini ayrı tutmak kaydı ile ifade edecek olursak, çok ciddi iktidar deneyimi olmadı, zaten tek başına iktidar hiç olamadı, koalisyonlar ve dışarıdan destek ile kısa ömürlü deneyimleri oldu. Sağ siyaset toplum bazında bazen etnik, bazen dini kisve ithamları ile muhalefeti yıldırmaya çalışsa da iktidarın başarısızlığı bu söylem ve ithamlara inandırıcılık katmıyor.Demokrasi deneyimimiz düşe kalka, aksak ve topal şekilde olsa da ilerlemeye ve zamana meydan okumaya devam ediyor..

Önemli olan parti ve liderlerinin demokrasinin araçlarından ve vaaz geçilmez unsuru olan seçim sonuçlarını kabulü ve rıza göstermesi olmalıdır. Kendi iç bünyelerinden çıkacak çatlak ve patlak sesleri kesmeleri olmalıdır. Her seçimde olduğu gibi seçimin kaybedeni, kazananı olacaktır. Bu durumu olgunluk ile karşılamak siyasetin birincil görevi olmalıdır. Son günlerde partilerin olduğu gibi kişilerinde saçma, sapan ifade ve sözleri oluyor.

“Efendim 14 Mayıs darbe girişidir. Efendim, seçim millet iradesine vurulan darbeymiş, seçimler kaybedilse bile teslim edilmezmiş gibi siyasilerden duyulan lakırdılar.” Toplumsal hafızaya düşen notlar, doğru notlar değil. Ne olacak, ne yapacaksınız, kocaman bir ülkeyi Afganistan, Suriye veya İran mı yapacaksınız. Çok hevesleniyorsanız buyurun deneyin, yapın bakalım kim karlı çıkar. Unutmayalım iç savaş çığırtkanlığı, savaşa davetiye çıkarır. İlber hocanın bir ifadesi vardı aklıma geldi. Diyordu ki mealen” Türk Milleti iç savaşa yatkın bir topluluktur. Görüyoruz herkesin elinde bıçak, belinde silah oluyor.”Bu tespitte gerçeklik payı var. Bunun için her topluluk, hangi kökten geldiğine inanırsa inansın, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Karakalpak veya hangi dini meşrebe mensup ise, Sünni, Şia, Alevi, Tarikat ve Cemaat hiç fark etmez sağduyu ve akılcı olmak mecburiyeti vardır. Bu ülke hepimizin, hiçbir partinin tekelinde değildir ve olamaz.  Bu vesile ile 14 Mayıs seçimlerinin Türk halkına, dirlik ve düzen, huzur ve sükûn vermesini, içinde bulunduğumuz açmazlarının çözümüne katkı sunmasını diliyorum.
 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —