Bir Koltuk, İki Müdür: Vekâleten Görev, Asaleten Hesap

Bir Koltuk, İki Müdür: Vekâleten Görev, Asaleten Hesap

Serdar Adil yazdı. "Haksızlığın olduğu yerde tarafsızlık, suça ortaklıktır."

Sivas’ta kamu yönetimi, son zamanlarda sahnelenen bir oyunun tekrarına dönmüş durumda. Perdeler açılıyor, roller dağıtılmış, diyaloglar ezberlenmiş. Ancak sahnedekiler halkın içinden değil; çoğunlukla tanıdık yüzler, belli çevrelerin tercihiyle ön plana çıkarılan figürler. Değişen sadece isimler, zihniyet aynı.

Bu perde arkasındaki düzenin en çarpıcı yansımalarından biri, Sivas Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü’nde yaşanıyor. Kamuoyunda ciddi yankı uyandıran iddialara göre, bu kritik görev için asaleten atanan kişinin, önceki dönem Belediye Başkanı Hilmi Bilgin’in danışmanlığını yapmış ve AK Parti saflarında yer almış olan Mustafa Halis Topçu olduğu ifade ediliyor. Ancak ne ilginçtir ki, Özel Kalem Müdürlüğü’nün fiili sorumluluğunu taşıyan kişi, vekâleten görev yapan Özer Gülbahar. Asaleten atanan Topçu ise, her gün Belediye Başkanı Adem Uzun’un yanında danışmanlık görevini yürütüyor.

Ne var ki, kamuoyunda yükselen sesler bu ilişkiyi artık danışmanlık sınırlarının çok ötesinde tanımlıyor. Belediyede kritik kararların alınmasında belirleyici ismin Mustafa Halis Topçu olduğu, atamalardan tüm belediye hizmetlerine kadar hemen her adımda onun gölgesinin hissedildiği yüksek sesle dile getiriliyor. Başkanlık makamında oturanın Adem Uzun olduğu söylense de, karar masasında oturanın kim olduğu sorusu giderek daha fazla soruluyor. Kamuoyu, belediyenin iplerini tutanın seçilmiş başkan değil, onun hemen yanı başındaki danışman olduğuna inanıyor. Bu inanç, şehirdeki yönetim anlayışının sorgulanmasına, temsilin meşruiyetinin tartışılmasına neden oluyor.

Bir belediye başkanı halkın oyuyla seçilmişse, bu yetkiyi kimseyle paylaşamaz; hele ki perde arkasında, halkın onay vermediği biriyle hiç paylaşamaz. Aksi halde temsil sadece zayıflamaz, hükümsüzleşir. Gerçek yönetici kimdir sorusu bugün artık yalnızca kulislerin değil, adalet duygusunun da en yakıcı gündemlerinden biridir.

Ortaya çıkan bu tablo yalnızca danışmanlıkla sınırlı bir etki değil; kamu görevleri açısından ciddi bir güven sorunu doğurmaktadır. Belediyenin kilit makamlarından biri olan Özel Kalem Müdürlüğü, görünürde Mustafa Halis Topçu’ya; fiiliyatta ise Özer Gülbahar’a teslim edilmiştir. Bu durumun ardında yatan gerekçelere dair kamuoyunda pek çok iddia dolaşmaktadır. Bunların başında, Mustafa Halis Topçu’nun bu makama asaleten atanmasının ardında, ileride üst düzey memuriyetlere geçişin önünü açmak gibi bireysel bir kariyer planlamasının yattığı ifade edilmektedir.

Ne var ki, görevi fiilen yerine getiren kişinin kendisi değil de vekâleten Özer Gülbahar olması, başka bir soruyu daha beraberinde getirmektedir: Bu vekâlet görevi Özer Gülbahar’a bir makam yaratmak için mi verilmiştir, yoksa Topçu’nun kariyer inşası için mi bir zemin hazırlanmıştır? Her iki ihtimal de, kamu ahlakı ve görev sorumluluğu açısından kamuoyunun dikkatle izlemesi gereken bir süreci işaret etmektedir. Bu çift başlılık; yalnızca bir görev paylaşımı değil, aynı zamanda liyakat, hesap verebilirlik ve kurumsal şeffaflık açısından ciddi bir kırılmaya işaret etmektedir.

Bu soruların cevabı belirsizdir, ancak bir şey kesin: Bu konu derhal aydınlatılmalı, Belediye Başkanı Adem Uzun kamuoyuna açık ve net bir açıklama yapmalıdır. Kamu görevleri gölgeyle değil, şeffaflıkla yürütülmelidir.

Ne yazık ki bu tablo, Adem Uzun’un seçim öncesi dillendirdiği “Birlikte Yöneteceğiz” vaadinin geldiği noktayı da gözler önüne sermektedir. O vaat, bugün dar bir çemberle “birlikte yönetmeye” dönüşmüş, halkla istişare yerini, küçük bir kadroyla alınan ani kararlara bırakmıştır.

Bu yönetim anlayışının bir diğer örneği ise, son zamanların en çok tartışılan konusu olan imar revizyonudur. Binlerce vatandaşı doğrudan etkileyen bu revizyon, halkın fikri alınmadan hazırlanmış, Büyük Birlik Partisi'nin kendi tabanı dâhil olmak üzere geniş bir kesimin tepkisine yol açmıştır. Ardından gelen binlerce şikayet dilekçesi, mecliste olağanüstü oturumların yapılmasına, pek çok maddenin geri çekilmesine neden olmuştur. Yani yönetim; önce yapmış, sonra halkın tepkisiyle geri adım atmak zorunda kalmıştır.

Sivas halkı, yüzeysel temaslar değil; gerçek katılım, içtenlikli diyalog, hakkaniyetli kararlar istemektedir. Belediye başkanlığı, yalnızca halkla tokalaşmak değil, onunla birlikte karar alma sorumluluğudur. Oysa bugün, kararların alındığı masada halk yoktur. Yalnızca suskun bir kalabalığın iradesine ipotek koyan isimler vardır.

Kamu görevleri, kişisel sadakatle değil, kamu yararıyla tanımlanır. Özel Kalem gibi kritik birimlerde şeffaflık ve liyakat hayati önemdedir. Ancak burada görünen tablo, koltukların halka değil, belirli kişi ya da gruplara “güvence” olarak sunulduğunu göstermektedir.

Soruyorum: Aynı koltukta iki kişinin oturduğu bir yapıda kamu hizmeti nasıl sağlıklı yürütülebilir? Vekâleten çalışan kişinin kararları mı esas alınır, yoksa asaleten atanmış ama görevde olmayan kişinin varlığı mı belirleyicidir? Bu sorular cevapsız kalırsa, asıl hesap günü geldiğinde, sorumluluk sadece vekâlete değil, asalete de yüklenecektir.

Unutmayalım: Bir makam iki kişiye tahsis edilirse, o makamın itibarı bölünür. Ve bölünen her itibar, günü geldiğinde sadece kişilerin değil, kurumların da altına imza attığı büyük bir güven krizine dönüşür.

Sivas halkı, artık gülümseyen yüzlerin ardındaki sessizliği değil; sözü olan, sorumluluk taşıyan, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetimi talep ediyor. Bu talep, ne bir siyaset mühendisliğine, ne de dar bir zümrenin çizdiği rotaya sığar. Bu talep, halkın vicdanından yükselen bir çağrıdır. Ve her çağrı, cevabını mutlaka bulur. Geç olsa da, güç olsa da.

Çünkü adalet, eninde sonunda o terazinin kefesini eşitler. Ve o gün geldiğinde, koltukların gölgesinde değil, halkın huzurunda hesap verilir.


Serdar Adil’in Kaleminden Yakında:
“Unvanlar Yarışıyor, Eğitim Geriye Düşüyor”
Sivas Milli Eğitim’de şefler ile müdürler arasındaki çekişme, hizmet üretmek yerine hiyerarşi tartışmalarını büyütüyor.
Kurum içi egoların gölgesinde, asıl sorumluluk olan eğitim göz ardı ediliyor.
“Sendika Kargadan Başka Kuş Tanımıyor mu?”
Adı ciddi usulsüzlük iddialarına karışmış bir memurun Sivas’ta bir sendikanın temsilcisi yapılması, hem sendikanın kurumsal itibarına hem de üyelerinin güvenine zarar veriyor.
“Dilsiz Şahitlik: Siyasetin Gölgesinde Usulsüzlük”
Sivas’taki siyasi parti yöneticilerinin kamu kurumlarındaki usulsüzlükleri görmezden gelmesi artık bir istisna değil, neredeyse bir refleks haline gelmiş durumda. Biliyorlar, konuşmuyorlar. Çünkü her an kapısını çalabilecekleri kurumların kapılarını kendi elleriyle kapatmak istemiyorlar. Perde arkasında yüksek sesle konuşulanlar, kamuoyu önünde kısık bir fısıltıya dönüşüyor. Bu suskunluk, sadece siyaseti değil, adaleti de sessizliğe mahkûm ediyor.