ANILARLA ANADOLU'YU YAŞADIM

ANILARLA ANADOLU

Bizi koynuna alan,doğduğum dağların akşamındayım. Karatepe'ye, Masat'a, Hüyük'e,Çatal'a çocukluğumu anlatıyorum.

Çiğ düşüyor çimenlere, Zerk çayı, suskun,su durulmuş, ve azalmış. 
Yol yerine doğru yürüyorum, gölde su var,içindeki çakıl taşları parıldıyor, balıkları yakından izliyorum. Balıklar taşların arasından yuvalarına girip çıkıyorlar, karşımdaki çayırlar sanki göğsümde gövermiş gibi.

Az ileri gidiyorum, anılarımın dehlizine dalıp sevdiklerimi buluyorum karşımda. Ata'larıma anıtlar yapılmış. İçin için kanayan yaralarımla ışığım karanlığa vuruyor, yangın yalımlı acılar içime işliyor. Acıların üzerinden ne çabuk geçiyor zaman.

Bizi koynuna alan,doğduğum dağların akşamındayım. Karatepe'ye, Masat'a, Hüyük'e,Çatal'a çocukluğumu anlatıyorum.
Çemin burnu bulandı,bulutların kirpiklerinden taneler döküldü,sonra Gökkuşağı açtı. Bu havaların deli gönüllüsüyüm, yağmur insanı arındırıyor. Hep böyle sesizce ağır ağır yağsa.

Televizyonu açtım, bir Barak türküsü ki, sormayın, zurnacı zurnayı havaya dikmiş bir Kürt kızı ;
Gitme garip gitme, yollar çamurdur 
Gitme garip,kal bizim ellerde yar yar 
Garip sen gidersen,garip amman amman 
Yollar harami 
Gadan alam,kal bizim ellerde 
Le le le le le le le le le le le

Köye her aileden gelenler var, en çokta emekliler. Her gün okey oynuyorlar. Deli Hüseyin oğullarından Ahmet Şimşir bir başka oynuyor okeyi. Sol dirseği istikanın üstünde, sağ eliyle taşları çekiyor, iki parmağıyla yokluyor, rakamı anlıyor ve yerine monte ediyor ,çoğu zaman rengini bile tutturuyor.

Sivas'tayım Ağız ve Diş Hastanesinde muayene sıramı bekliyorum. Diş Dr odasından karı koca iki ihtiyar çıktı, karşımdaki banka oturdular. Aramızda ancak 1 metre var, kafasında ucu sivri,siyah Sivas kasketi olan adam cebinden eski diş protezlerini çıkardı, karısına uzattı, al şu eski dişlerimi çantana koy. İleride oğlumun dişi eskir, kırılırsa ona lazım olur.
Kadın, vişş heç öyle şey olurmu ?
Adam, olur olur, sen sakla, iki parça diş koca eve sığmayacak mı, dedi karısını azarladı.
Kadın çaresiz iki kirli dişi çantasına koydu.
Hayretler içinde kaldım,ülkemin insanlarının  hâline bak.

Sığırcının eşeği anıra anıra zırlıyor, sığırcının yanına yürüdüm. Yorgun ayaklarıyla beni karşıladı, adı Yalçın Malatya Kiltepe li, esmer suratlılardan. 
Yalçın anlatıyor ; Dedem kalbur ve sarat yapardı, elekçiydi. Babam çobandı yorgun dönerdi çadırına. Soyum sopum çoban biz bu dağlara aşinayız. Dağlar, ovalar en yakın arkadaşımızdır. Eskiden aşiretimiz konar göçerdi şimdi kış aylarında Malatya'da kalıyoruz. Yalçın'a bizde bu topraklarda sığır yaydık, Sadrazam torunu değiliz ya dedim.

Kangal'da perşembe pazarındayım, başında hareli yazması olan bir gelin,ve örük saçlı,şalvarlar içinde incecik kızlar küpelere, kolyelere bakarak yürüdüler. 
Bu nasıl yanaklar,nasıl gözler,yanaklarına ebrular dökülmüş gibi. Eda lar bir yanda, poz lar bir yanda yürüdüler. Sokakta bekleyen traktöre binip uzaklaştılar.

Ağyara doğru yürüyorum kahrımı çeken güzel eşim Türkan telefon ediyor, kendine iyi bak 15 güne kadar geleceğim diyor. Dalıyorum aşkın deryasına içimdeki sevgi seli coşuyor.
  Çaltepe'de
  İğde çiçekleri, 
  Sen kokuyor 
  İçime çektim 
  Ve
  Şiirlerinin ortasında 
  Sen kaldın.

Balkonda oturup içimdeki adrese 
hatıralarımı döküyorum, ak saçlarımın örttüğü yıllar nerede ?
Güneş battı, yıldızlar birazdan doğar. 
Yıldızların doğuşunda hep buğday 
sergisinde yatmamı hatırlarım. Yerlere serili yatağa uzanır yıldızları seyrederdim. Sabaha karşı üşür yorgana gömülürdüm.

Şark odamdayım, kerevitin üzerinde karçın yastıklar,duvarlarında kilimler var. Anadolu'nun kızları, gelinleri dokumuş, üzerindeki nar içi nakışlar hayatı süslüyor, iplerine kök boyaları batırılmış. İlmik atan eller kirkit vuruşlarını dinleyerek, çay içerek, şerbet içerek ne türküler söylendi, ne düşler kuruldu, kim bilir ? 
Eli kınalı kızların teri karışmış, emeği karışmış desenlere.
Desenlerden ayrılınca yüreği burkulur,
güzelliğine bestelenen türkülerle. Sonrasında konakları süsleyen kilimlere veda eder, tarçın tadında. 
Odanın her tarafında saatler var, saatleri
09:05 te durdurdum Zaman akıyor ama, Mustafa Kemal'in sevgisi içimizde yaşıyor. 
Karşımda ki rafta bakır bakraçlar, ibrikler, 
tepsiler,çaydanlıklar, cezveler var. Kerpiç dükkanlarda, taş atölyelerde bin yıllık zamandan gelen çekiç sesiyle, yankılanan dövmeler ateşte şekillenir. Alnından dökülen terlerle, kara yağız delikanlıların elinde sevdalar nakşedilir desenlere. Sevda türküleri söyleyerek, içindeki sevda ateşi körük ateşine karışır. Al yazmalı mor şalvarlı güzeline. Sonrasında konak sofralarına hizmette. 
Yorgunluk giderilir, acı tütünle,acı kahve  tadında.

Varaklı ayna karşısında kendimi yorgun 
hissettim. Kendimle hesaplaşıyorum, yazılarımla şiirlerimle yüzleşiyorum, kitapları karıştırıyorum. Kitaplar çocukluğumdan beri dünyam, kağıt kalem elimde yazarım. Bazen neşe, hüzün, şiir, aşk, bazende sosyal içerikli yazılar yazarım. Sayfalar dolusu, yazdıkça kendimi daha özgür hissederim.

KemaL SARIKARTAL 
ANILARLA ANADOLU'YU YAŞADIM



Anahtar Kelimeler: ANILARLA ANADOLU' YAŞADIM