Tarih: 19.02.2026 20:36

Özü Doğru Olanın Sözü de Doğru Olur

Facebook Twitter Linked-in

Eskiler, "Kalp ne ile doluysa, dil onu söyler" derlerdi. Bu sadece güzel bir söz değil, hayatı doğru yaşamak isteyenler için bir yaşam pusulasıdır. Hayatı "doğru" yaşamanın yolu, vitrini süslemekten değil, çalışma ortamının içini temiz tutmaktan geçer.

Kalp dürüstse güven verir!.. Dürüstlük önce insanın kendi içinde, kimse görmezken başlar. Kalbin dürüstlüğü, niyetin saf olmasıdır. Eğer bir işe başlarken niyetimiz dürüstse, o işin sonu zahmetli olsa bile huzurlu biter. Bir insanın kalbi dürüstse, onunla kurduğunuz ilişkide "acaba"lara yer kalmaz.

Kalbi dürüst olan insan, başkasına kurulan tuzaklardan, hasetten ve gösterişten uzaktır. Onun arka planında başka bir hesap yapmadığını, size yaklaşırken maske takmadığını bilirsiniz. Kendi iç dünyasında barışı yakalamış bir insanın, dış dünyayla kavgası da az olur. Kalbi dürüst olanın bakışı da duruşu da nettir; rüzgâra göre yön değiştirmez. Bu içtenlik, çevresindeki insanlara "Benim yanımda emniyettesin" mesajını veren sessiz ama çok güçlü bir güvencedir. Güvenin olmadığı yerde komşuluk, esnaflık, hatta dostluk bile sadece bir maskedir.

Dil, kalbin elçisidir. Kalpte olanı olduğu gibi, eğip bükmeden dışarı yansıtan dil, insan ilişkilerinde de en sağlam köprüdür. "Söz senettir" düsturuyla büyüyen bizler için, dilin dürüstlüğü bir itibar meselesidir. Yanıltmayan, aldatmayan, arkadan konuşmayan ve sadece gerçeği söyleyen bir dil; mahallemizdeki bakkalın, komşumuzun, esnafımızın en büyük sermayesidir. Çünkü kalp ve dil arasındaki o ince çizgi bozulduğunda, yani "düşündüğümüz başka, söylediğimiz başka" olduğunda toplumdaki güven duygusu çatırdamaya başlar.

Dil dürüstse adaleti sağlar!.. Adalet, her şeyi olması gereken yere koymaktır ve bu ancak gerçekle mümkündür. Dil dürüst olduğunda, gerçekler çıkarlara göre eğilip bükülmez. Bir mahallede, bir iş yerinde ya da bir ailede haklının yanında durmak, ancak doğru bir dille mümkündür. Kelimelerimizi bir silah gibi değil, bir terazi gibi kullandığımızda adalet yerini bulur. Kendi aleyhine bile olsa gerçeği söyleyebilen bir dil, toplumsal haksızlıkların önündeki en büyük settir.

Düşündüğümüz başka, söylediğimiz başka olduğunda toplumdaki o görünmez bağlar kopmaya başlar. Kapıların kilitlenmediği, verilen sözden dönülmediği "Söz namustur" denilen o eski güzel günlerin sırrı, kilitlerin sağlamlığı değil; kalplerin ve dillerin birbirine olan sadakatiydi.

Doğru bir hayat yaşamak; sadece büyük başarılar kazanmak değil, akşam başını yastığa koyduğunda kalbinin ferah, sabah sokağa çıktığında ise dilinin doğru olmasıdır. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: "Kulun kalbi doğru olmadıkça, imanı da doğru olmaz! Kulun dili doğru olmadıkça da kalbi de doğru olmaz! Bu söz, İslâm'ın önemli bir hadisi olarak bilinir ve insanın iç dünyası ile dış dünyası arasındaki ilişkiyi vurgular.

Bu hadisin ışığında, iman ve amel (iş) arasındaki ilişkiyi anlamak önemlidir. İman, kalpteki bir inançtır, ancak bu inancın doğru ve samimi olması gerekir. Amel ise bu imanın dışa yansımasıdır. Eğer amel (söz ve davranış) doğru değilse, bu, imanın zayıf veya samimi olmadığını gösterebilir.

Gelin, mübarek Ramazan ayında kendimize şu soruyu soralım: Kalbimle dilim aynı şeyleri mi söylüyor?

Doğruluktan ayrılmadığımız, özümüzün sözümüze eş olduğu güzel yarınlar, hayırlı Ramazanlar diliyorum.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —