Bugün, 23 Eylül 2021 Perşembe

Hatem Türk


Üretim Ekonomisi


Üretim Ekonomisi..

            Bu ağustos ayında son yılların, belki 30 yılın, en yüksek buğday rekoltesiyle karşılaşınca ekonomik krizi unutup hep birlikte ürünün heyecanını yaşadık. Demek ki altın, döviz ya da petrol fiyatları ne kadar çıkarsa çıksın üretim varsa sorun yoktu. Politikacılar, televizyondaki yorumcular, gazeteciler büyük bir kargaşa içinde birbirlerini nezaketsizce eleştirirken aslınca çözüm halkın yanıbaşındaortaya çıktı: ÜRETİM.. Oysa uzun bir zamandır ülkedeki hemen tüm alanlarda üretim daralması yaşanmış, ahşap karıştıraç (kaşık diyememek bir kelime (t)üretmeyi sağladı)bile ?madeın PRC? damgasıyla masalarımıza gelmekteydi.

Geçen yüz yılın başlarında dünyada, günümüze göre tuhaf karşılanabilecek, bir anlayış vardı. Şeker tüketimi milletlerin gelişmişlik düzeyinin göstergelerinden biriydi. Örneğin 1910´da Yunanistan´da kişi başına 3.42 gr. tüketilirken Amerika´da 38. 77gr., dönemin süper gücü İngiltere´de 39.53gr.dı. (İmzasız Kânunusani 1933: 266). Bu tarihlerde Türkiye´de şeker, çok nadir kişinin adını duyduğu bir nesneydi.

O zaman halkçı, devletçi ve milliyetçi Türkiye Cumhuriyeti, nasıl bir iktisadî yapıyla halkı muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaktı? Devlet, 1925 Nisanından sonra bu konuda tamamen yerli üretime dayalı bir yol belirledi ve fabrikalar açtı. Şeker kanunu çıkardı. Şeker sanayisi için gerekli şartlar ülkenin hemen her yerindezaten mevcuttu.Ve bu, devlet için millî bir politika oldu. 1930´larda Kadro dergisinde Şevket Süreyya, bu konuyla ilgili önemli yazılar yazdı.[1] Şeker adeta Türk köylüsünün imdadına yetişen bir para kazanma aracı oldu.

Cumhuriyet´in ilk yıllarındaki devletin köye yönelişi, ülkemizi dünyanın en saygın devletlerinden biri haline getirmişti. Oysa dünyada 1929´da başlayıp 1930´lu yılları etkileyen büyük ekonomik buhran, babaların çocuklarını satışa çıkarmaları gibi acı reçetelerle sonuçlanmaktaydı. Keza bu bunalım sonundaki ikinci dünya savaşı, Avrupa´da taş üstünde taş koymazken bizde aynı tarihlerde uygarlık şahlanışı yaşanmaktaydı. Bunun da nedenini devletin köyü ve haliyle toprağı keşfetmesinde aramak gerekir.

Köycülük adı altında Anadolu´nun her tarafındaki vadilerde boşa akan sular barajlarla yukarı kaldırılıp çorak araziler suya kavuşturuluyordu. Bunu Refik Erduran´ın ?Yağmur Duası? romanında okuruz. Romanın anlatıcısı çözümlemeyi şöyle yapar: ?Altı ay önce bu köyü kalkındırmak üzere yardımınızı istediğim vakit öyle sanıyordum ki bir aydının çabası ve para bu işin yapılmasına yeter. Siz de aynı fikirdeydiniz ki bana yardım ettiniz. ?Yanılmışız´ [?] Şu anda anlamış bulunuyorum ki bu şartlar içinde köyü sırf üstten gelen bir teşebbüsle tutup kaldırmak mümkün değildir. Muhakkak aşağıdan yukarı doğru da bir itiş, bir kalkınma şuur ve isteği gerek. KÖY DAVASI HERKESTEN EVVEL KÖYLÜNÜN DAVASIDIR? (Erduran 1974: 226).

Yani devlet ne kadar istese de üretimi yapacak olan vatandaşın kendisidir. Ancak vatandaşın üretimde ileri teknoloji kullanmasını bekleyemeyiz. Bunu sağlaması gereken de ülke aydınlarıdır. Ziya Gökalp´in aydınların halka gitmesini öngören ?Hars? reçetesi, 20. yüzyılda Türk milletinin en büyük şanslarından birincisidir, denilebilir. Mustafa Kemal Atatürk´ün reçeteyi kullanmada kararlı duruşunu da Ziya Gökalp´in kurduğu felsefenin sağlamlığına yasanlamakta fayda var. Devlet, en azından kuruluş sürecinde üretimi ciddiye almış ve elinden geleni yapmıştı. Bu da zor bir coğrafyadaki ülkemize zaman kazandırdı ama tabiat boşluk kabul etmez. Çalışmaya devam etmeli..

Geçen yazın ürün bolluğunu sağlayan en önemli unsur, iklim şartlarıydı. Bu, başka bölgelerde de umulanın altında alınan verime işaret eder. Haliyle birincisi için çok sevinmeye, ikincisi için de çok üzülmeye gerek yok zira her ikisi de insan faktöründen uzak şeyler. İnsan, başarısıyla övünmeli..

O zaman denilebilir ki çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak için üretmek şart. Hem de başkasına bakmadan, başkasından beklemeden. Ama devletin yönetici kadrosunu işgal edenlerin de üretim için elinden geleni yapması, üretene destek vermesi gerekir. Devlet ? aydın ? halk ilişkisinin uyumlu olması gerekir. Herkes diğerlerini küçümsemeden işlevini yerine getirmeli. Aksi halde günlerimiz, mevsimlerimiz, yıllarımız, yaşımız ve nihayet ömrümüz suni gündemleri (seçimler, cennetteki meleklerin cinsiyeti, horozların kurbanlık olup olamayacağı, bilmem hangi ülkedeki hasta ruhlu birinin imanımıza sövmesi vb..) izleyerek geçer..   

Kaynaklar

Erduran, Refik (1974), Yağmur Duası, Kalite Matbaası, Ankara.

İmzasız, ?Milliyetçi Bakımdan Şeker Siyasetimiz?, Yeni Türk Mecmuası, C. 1, nr. 4 (Kânunusani 1933), s. 265-276.

Şevket Süreya, ?İnkılabın İdeolojisi- Şeker İstiklali ve 160.000 Ton Türk Şekeri?,Kadro, S. 11 (İkinci Teşrin 1932), s. 5-16.

Şevket Süreyya, ?İnkılabımızın İdeolojisi ? Milli İktisat Plânı ve Şeker Sanayiimiz?, Kadro, S. 24 (Birinci Kânun 1933), s. 5-16.

Şevket Süreyya, ?Şeker Mütehassısımın Raporu Ne İçin Eksiktir??,Kadro, S. 30 (Haziran 1934), s. 41-48.



[1]Şevket Süreya, ?İnkılabın İdeolojisi- Şeker İstiklali ve 160.000 Ton Türk Şekeri?, Kadro, S. 11 (İkinci Teşrin 1932), s. 5-16. / Şevket Süreyya, ?İnkılabımızın İdeolojisi ? Millî İktisat Plânı ve Şeker Sanayiimiz?, Kadro, S. 24 (Birinci Kânun 1933), s. 5-16. / Şevket Süreyya, ?Şeker Mütehassısımın Raporu Ne İçin Eksiktir, Kadro, S. 30 (Haziran 1934), s. 41-48.