Bugün, 23 Eylül 2021 Perşembe

Hatem Türk


SİVAS Otagarında..


Sivas Otogarında..

90´larda üniversite okuyanların en büyük çilesi belki de yolculuklardı.. 302´lerin yerlerini 303 ve 304´lere terk ettiği o yıllarda durak ve zaman sıkıntısı olmasa en büyük saadet, trenlerde geçmiş zamanlara uzayan seyahatlerdi. Doğu´dan Batı´ya giden her yolcunun yükü adetamekânın geçmişiydi. Doğu Ekspres´in özellikle Erzincan sınırlarındaki çetin kayalık vadilerden geçerken yaban keçilerini izlemek sınav kaygılarını unuttururdu. Bu günlerde turistik bir hal alan bu yolculuklar, o zamanlarda şimdikinden daha rahat ve ucuzdu. Sivas´ın ayazı kadar içini yakan hasretini bu şehre sevdalılar bilir ki on dakika önceki araba her neyse ona biner. Bizler de gazete arabalarında kendimize bir tabure bulamadıysak son otobüse yetişip gecenin ikisinde otogarda olmayı göze alırdık..Biri de bana adımı veren Mazıkıran Geçidi´ndekiler gibi feci otobüs kazalarının hâlâ sık duyulduğu zamanlardı. Uzayıp giden ince kıvrımlı yollarda sigara içilen yolculukların sonundaki otogarlar, anne şefkati gibi gelirdi. Özellikle belli zamanlardaki mahşeri kalabalıklarda oturduğum yerden insan öykülerini izlerken kargaşanın içindeki her ayrıntıyı daha net görürdüm.

Sivas ve sevgilinin sınırlarına yaklaşmanın en netgöstergesi, dinlenme tesislerinde küçük jetonla uzun uzun telefonda konuşmaktı. Lakin ilçeye 120, oradan köye 50km uzaktaki Sivas, ekşili köfte, herle, sobalak, kömbe, kepli aş gibi yemeklere vuslatı hep geciktirirdi. Üniversite hastanesinde hemşire benden iki yaş büyük bacımın durumu da müsait değilse otogarın yolcu bekleme salonunda valizimi yastık, havlumu yorgan yaptığım çok oldu.. Benim gibi öğrencilerden başka askerlerin de eksik olmadığı bu handa bir müdavim daha vardı ki uykusuzluktan kapanmaya yüz tutan gözlerim her seferinde onu arardı. Üstü başı tertemiz, her seferinde traşlı gördüğüm Veysel 30-35 yaşlarında nurani yüzlü bir kişiydi. Onunla ilgili sorular kafamdan hiç gitmez ama kolay kolay soru da soramaz söylediklerinden sadece tahmin yürütürdüm. Birbirine paralel uzatılmış dörder koltuktan oluşan soğuk ahşap banklara uzandığımda karşımda oturur boşluğa söyler gibi bana anlatırdı. Kimseyi rahatsız etmez, uyandığımda da onu göremezdim. Galiba o da benim öğrenci olmamdan hoşnut olmuş ki tanışmamız onu ilk görüşümde oldu. Bana yaklaşırken ürkek bakışlarımdan çekinmekle birlikte Tanrısına teslim olmuşların huzuruyla:

            Ölenece böyle gafil gezilmez

            Bir metaın varsa pazara harca

            Giden ömür daha geri düzelmez

            Malın varsa okur-yazara harca

Deyince bende de ona karşı hızlı bir güven duygusu başladı. Onca söyleşmelerimizden sonra hâlâ öyküsünü tam olarak öğrenemedimse de hep bir aşk yangınından arta kalan haline acımayla saygı arasında bir hürmetim oldu. Sonraki her gidişimde Veysel´i dinleme huzurunu aradım. Öte yandan Derleme Metotları´nı öğrendiğimiz ilk dönemden sonra ondan öğreneceğim çok şey olduğunu düşündüm. Arabadan otogara kendimi zor attığım bir gece kapının hemen yanıbaşında karşıma dikilip:

            Yarelerim göz göz oldu elleme

            Siyah zülfün mah yüzüne telleme

            Bu gurbetin ardı gelmez belleme

            Bir sebep halk eder az var ucunda

deyincebütün yorgunluklarımı unutup defteri çıkardım.?Veysel ağbi, bir ödevim var gözünü seveyim? dediğimde kırk yıllık ahbap gibi olduğumuzu görüp bir daha sevindim. ?Ağbi, bizim oralarda bitki çeşitliliği hakkında bilgi verir misin?? ?Ben Acıyurtluyum emme sizin Gürün´ün köylerini de adım adım gezmişliğim var?, dedi.?Ağbi, bizde yemek yapılan otları sayar mısın? dedim: ?Cacık diyecenonnara,sizin orda sayısız yemeklerini bililler? diyerek başladı saymaya:

Ak Pancar, Çalı Pancarı, Çalık, Çıtlık Otu, Çiriş, Dağ Sarımsağı, Ebem Kömeci, Eşek Kengeri, Evelik, Gelin Eli, Göğce Göz, Götü Kırmızı, Hardal, Hatunkız Parmağı, Isırgan, Ispanak, İnnelik (İğnelik), Kangal Işkını, Kaz Ayağı, Kenger Işkını, Kep Işkını, Kızılca, Kuzu Kulak, Madımak, Maydanoz, Narpız (Yarpuz), Pürpürüm, Sığır Dili, Şeker Dikeni, Telice, Temli, Tere, Toklu Başı, Top Baş, Tosun Götü, Yağlı Kara, Yemlik, Yonca.

?Bir de yemeklere katılan (baharat)lar var? diyerek Anık, Kekik, Koç Anığı, Nane, Reyhan, Sumak isimlerini saydı.

?Sizin oranın güzel çiçekleri de çoktur ki arılar onların ballarını şifa niyetine yapar? deyip saylaştırdı: Arı Çiçeği, EşşekNavruzu, Lale, Navruz, Nergis, Öksüz Oğlan Çiçeği, Papatya, Sormuk (Ballı Baba), Papatya, Arı çiçeği, Koyun Gözü, Hatmi Çiçeği, Sümbül, Gelincik, Tavuk Kursağı.

?Bunlar da merhemdir? deyip şifa otlarını söyledi: Aşkar, Ayrık, Çoban Döşeği, Geven, Sütleğen, Yalanı (Sığır Kuyruğu), Yavşan, Kantaron, İt Dirseği, Meyan Kökü, Ulama, Kumacık Otu, Diz Otu, Kırk Siğil Yaprağı, Acımık, Teke Sakalı.

Veysel ağbinin söylediklerini yazmaktan merakımı gidermeye vakit bulamıyordum. Bir ara ?nerden bilirsin bu kadarı? dedim. ?Eskiden dağlar çobanlarındı? diyerek gözleriyle dışarıdaki kızıl kıyameti gösterdi:

            Yalnızlık kul başına gelmesin

            Mümin olan bir havaya yelmesin

            Düşmanım da dağ başında kalmasın

            Kurt kuş yer cenazen yuyan olmazsa

?Sizin Tohma deresinin Güz Elması, Hayvânî, Hünkârî, Kara Yaprak, Misket, Sarı Elma, Sarı Sultan gibi bir sürü elması olur onları da çok yedim? deyince kendini ele vermişlerin utancıyla yeniden lafı dağlara getirdi. ?Dağlarda çobanların güvenci dağarcık değil dağ meyveleridir? diye dağ meyvelerinisaylaştırmaya devam etti: Abdal Öldüren, Aluç, Armut, Ay Elması, Dağ Kirazı, Dağan, Karagöz, Karamuk, Kuş Üzümü, Süğsülük, Yemişen, Böğürtlen, Kuşburnu, Ebe kömeci, Ardıç Diğili.

Sonra bir anda durup. ?Ecik de yat, üşüme? deyip gitti Veysel ağbi. Sabah olup da bembeyaz karların üstüne güneş doğduğunda göz kamaştıran karların arasında beni Halep Köprüsü´nde indirecek Kangal arabasında kafamda onun trajedisi vardı. Veysel ağbiye dönüşümde bir tane hayvani elma getirmeyi tasarlıyordum. Ancak o zaman anlayacacaktım ki bizim komşu köye çoban durduğunda bir kaküllüye gönül vermiş de çoban diye kızı vermemişler:

Su serperler yaktığımız çıraya

İlaç olmaz yürekteki yaraya

Soysuz iş bozanlar girdi araya

Kesti aramızı tuzak eyledi.