Bugün, 26 Ekim 2021 Salı

Ömer Çakmak


ŞEHİRDE İNSAN

Ömer çakmak yazdı...


Şehirde İnsan

İnsanın inşa ettiği şehirlerde kendisinden bir parça vardır. Şehri kurarken ilmek ilmek kendi düşüncesini de işler. Her şehir orada yaşayanların DNA’sından bir şey yansıtır. Şehir bir nevi yaşayan insanın duygusunu en iyi şekilde gösterir. Bir şehir  eğer insanı yansıtmıyorsa o şehrin ruhu yok demektir. Çünkü insan yaşadığı şehrin ete kemiğe bürünmüş bir ruh halidir. Ruhsuz şehirler ise birer harabedir, harabelerde eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur.

21.y.y. şehirlerinde çok fazla benzerlik var. Günümüz insanın ne denli birbirine benzediğinin de göstergesi gibi. Bir şehirden diğerine gittiğinizde bazı zamanlar oluyor ki aynı şeylerle karşılaşıyorsunuz. Yüksek katlı binalar, kare kare evler, basit yapılmış siteler insanı zihnen de yoran market ve dükkanlar her şey aynı gibi. Caddeler sokaklar birbirinin adeta kopyası. Sokakların farkı kimi dar kimi geniş. Caddeler bazı şehirlerde çok geniş bırakarak gelecekte tramvay ya da metroya zemin hazırlamışlar gibi. Yolları dar olan şehirler ise belki de coğrafi nedenlerden dolayı geniş bırakılmadı.

Tarihi şehirler ile günümüz şehirleri arasında her ne kadar sadece turistik gibi gözükse de bir çok farklılıklar var. Eski şehirler biraz daha insan ruhuna yakın duruyor. Size sizi hatırlatıyor. Gittiğiniz asla yabancılık hissetmiyorsunuz.  Geçmişte yaşayan insanların estetiğini düşüncesini bir şehrin tarihi eserlerine bakarak görmek mümkün. Hatta yaşamın sanatla iç içe olduğunu ayakta kalmış bu birkaç eserden anlıyorsunuz.

En eski iletişim biçimi insan ile mekandır. İnsan ile mekan sürekli bir iletişim halindedir. İnsan mekana göre mi şekillenir yoksa insana göre mekan mı şekillenir soruları da çok sorulmuş. Şahsen yaşadığımız coğrafyanın insanı etkilediği görüşü daha yakın geliyor. Çünkü bir hocamız  rakım yükseldikçe kaburga kalınlaşır demişti. Köyde yaşayanlar ile şehir de yaşayanlar arasında fark olduğu gibi şehrin konumuna göre de insanlarda değişik karakter ve yapıda olabiliyorlar. O zaman şöyle bir soru geliyor akla biz şehre mi bir şey katacağız yoksa şehir bize mi? Bu biraz sonsuzluk çemberi gibi birbirine bağımlı. Sen şehre bir şey katma gayretinde olmazsan o da sana bir şey katmıyor. İnsanın birbiri ilişkisinde dahi karşılıklı bir muhabbet olmazsa ortaya bir şey çıkmıyor. Şehirde bunun gibi.

Her insan yaşadığı şehre karşı sorumludur. Ekmeğini yediği suyunu içtiği şehre karşı bir borcu vardır. Oturup ben ne yapabilirim diye düşünmeli ve ona bir şeyler katma derdinde olmalı ki şehir de onun bu gayretine karşılık kendisine bir şeyler katmak için bir yol bulsun. Şehir için bir şey yapma derdi olmayan o şehirde bir kambur adeta o şehrin başına dert olmuş demektir. Sen toprak olup hayat sunma gayretinde olacak çınarlar yetiştirme derdinde olacaksın ki şehir de senin gibi bir çınarı beslesin. Yoksa bir tohum olarak atıldığın bu dünya toprağında çürüyüp gideceksin. Bir nevi ölmemek, hayatta kalmak için, yaşamak için bu şehre çalışmakla elinden gelenin en iyisini yapmakla mükellefsin.