Şahsiyet ve Kendine Dönmek
Tarih: 24.10.2017 13:57:03 / 216okunma / 0yorum
Selim Yıldız

ŞAHSİYET VE KENDİNE DÖNMEK: KENDİ İÇİNDE OTURABİLMEK

Şahsiyetli insan kendine dönen, kendini bilen ve aidiyet duygusu taşıyan insan tipidir. Millet ve devlet bu insan tipi sayesinde ayakta durabilir. Bu insan tipi sayesinde din de elden gitmez, laiklik de. Bu insan tipi sayesinde kutlu vatan toprakları “Halkların Kardeşliği” ve “Tam Bağımsız Türkiye” sloganlarıyla birilerinin oyunlarına da sahne olmaz. Sahne en az dört bin yıldır Türk milletinindir. Başka oyunların oynatılmasına, silahlı düşman ve tamgalı at koşturulmasına müsaade edilmemelidir. Her bir insanımız vatanın ötekileşmesi ile dünyada öteki olacağını unutmamalı, devleti tartaklamamalıdır. Vatandaşlarımız bölücülere ve her türlü ayrışmayı kışkırtan taşeron kafalara fırsat vermemelidir. Devletin içerden nasıl vurulduğunu, yüreklerin yandığını yakın bir süreçte yaşadık ve gördük. Topraklarımıza tarih ve kültür temelinde kendi renk ve kokumuzu verelim. Bu renk ve koku ancak ülkemin dağına, taşına, kuşuna ve kurduna, suyuna, havasına aşina olan kendini  tabiatla bir ve birlikte düşünen bireyler tarafından  verilebilir. Kurtuluş bu bireyi arayıp bulmaktadır. Bu ülke ve bu topraklar için bir kişi her zaman çok önemli olmuştur. Atalar sözüyle “Bir mıh bir nal; bir nal bir at; bir at bir yiğit; bir yiğit bir devlet kurtarır.” 

Farkında olanlar farkındalık ortaya koyabilir. Farkındalık oluşturulacaksa bu farkındalık ülke sorunlarına çözüm bulma yönüne dönük olmalıdır. Bu çözümler insan odaklı olmalı ve maşeri vicdana ters olmamalıdır. Türkiye´de öncelikle tarihi tecrübelerden yola çıkarak boşlukta ve bulanıklıkta devreye giren her türlü propaganda ve tiyatroyu bitirmek toplumu bilinç temelinde yükseltmek gerek. Zira merhum Nurettin Topçu´nun dediği gibi reflekslere dayanan bir terakki mümkün değildir. Halk, akıl ve duygularını birlikte ve nerede kullanacağını; yöneticiler ise nereye kadar gideceğini ve nerede duracağını iyi hesap etmek durumundadır. Bunu ancak rasyonel temelde ve rasyonel otoriteler sayesinde başarabiliriz. Rasyonel yaşamı ve rasyonel otoriteleri bilinç doğurur. O bilinç de ancak entelektüel birikimlerin ve dokunuşların sayesinde oluşur. Topluma bilinç yerine anomi hâkim oluyorsa düşünmek gerek.

Anomi, kanunsuzluk demektir. Bu hastalık için kişinin ve toplumun yörüngesinden veya rayından çıkması da diyebiliriz. Kişinin yön yitiminden kişilerin çatışmasına kadar uzanır ve anarşiye kadar varır. İçinde yaşadığımız topluma hâkim olan bu hastalığa düçar olmuş kişiler hayatın her alanında gün geçtikçe artmakta, bütünüyle hayatı tehdit etmektedir. Taş yerinde ağırdır. Taş yerinde durduğu için taştır ve sağlamdır. İhmal, ihlal, gaflet, dalalet ve idare-i maslahat medeniyete çok yabancı kavramlardır. Medeniyet teferruattır. Gerektiğinde dokunmamız gerek.  Dokunmadan yaralarımız iyileşmez.

Şekilci, kafası ipotekli, ruhu satılık sorumsuz ve aidiyet duygusundan yoksun sözde aydın ve bilim adamlarıyla bir yere varmamız mümkün değildir. Aydın veya bilim adamı olmak için önce adam olmak, kendini bulmak ve kendi içinde kendinin oturmuş olması gerek. Diğer yandan dil ve edebiyat katili sözde sanatçılarla da ruhlar doyurulmaz. Sefil ruhların kol gezdiği bir dünya istemiyorsak yaratılışı mükemmel olan insan dünyayı güzelleştirmekle kendini mükellef sayan bir  sanatçı edasıyla diz vurmalıdır bastığı topraklara. Diz vuralım. Diz vurmadan toprak sesimizi duymaz.

Prof. Dr. Temel Çalık´ın ifadeleriyle tarihin her döneminde milletlerin fikrî olarak gelişmelerinde toplumun daha çok okuyup yazan kesimleri sorumluluk almıştır. Türk aydınından beklenen, öncelikle Anadolu´dan başka gidecek yeri olmayan Türk milletinin kaygı ve sevinçlerini; duygu ve düşüncelerini anlamak olmalıdır. Bunu yapabilmek için öncelikle Türk aydınlarının; ne kadar uzağa gidilirse gidilsin, bu topraklardan başka varoluş hikâyesi olmayacağını kabul etmesi gerekmektedir. Türk aydını denildiğinde milletin fikir, duygu ve hayallerinin önünü açan, varlığını milletin kendisine borçlu olan ve milletin kaderini değiştirmeyi gaye edinmiş bir dava adamı profilinden bahsetmek zor görünmektedir. Hiçbir gücün önünde eğilmemesi için yargı mensupları, üniversite hocaları ve din adamlarının cübbelerinde düğme yer almamaktadır. Konumları gereği aydın olarak görülen bu üç zümrenin hâli, maalesef istenilen durumdan çok uzaktadır. Bir bölümü milletten ümidini kesmiş, diğer bir bölümü ise milleti çeşitli tahakküm araçlarıyla hizaya getirmeye çalışan aydın zümrelerinin milletin geleceğini şekillendirmesini beklemek zordur. Türk aydınından beklenen; Türk milletine yürümeyi öğretmek yerine, milletle birlikte koşmasını bilmek olmalıdır.

Türk toplumu içinde anlaşılan ve anlaşılmayan her türlü yanıyla üvey evlat olan Cemil Meriç´e göre ise “Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi, aydını yapan: uyanık şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs” 

Cemil Meriç, aydını önce insan olmakla işe başlatırken üzerinde durduğu temel nokta şahsiyettir. Bizce şahsiyetli insanın temel özelliği yukarıda da ifade ettiğimiz üzere kendi içinde oturabilmeyi başarmış olmasıdır. "Kendi içinde oturabilmek" insanın en başta kendini, sonra doğayı ve evreni algılaması ve bilmesidir. Kendini bilmesi kişioğlunu ufka, doğayı ve evreni bilmesi ise ufuk ötesine taşımaktadır. Kendini bilen insan tevekkül, iman ve sorumlulukla bilgiyi fikre dönüştürme yolunda büyük çabalar sarf etmekte ve adeta içinde bulunduğu sistemle mücadele etmektedir.

Hakikatte kendini bilen insanlar aydındır. Şahsiyet sahibidir. Bilgili ve marifet ehlidir. Her devrin ve her çarkın adamı değillerdir. Gösterişsiz milli, manevi ve insani görevlerini yaparlar. Dinselleşme ve dinselleştirme humması içinde olmazlar. Dindardırlar. Dinci değillerdir. Ahlaklıdırlar. Ahlakçı değil. Haddi aşmazlar. Hakkın olduğu yerde dururlar. Tek olan yaratıcıya giden yolları da tektir. Şahsiyetli ve kendini bilen insan bu yolda sözde hatiplere, hatip oğullarına, din bezirgânlarına, içindeki ortaçağ keşişiyle sürekli yatıp kalkan insan müsveddelerine fırsat vermez. Marifet ehli olan insan yüzlerce binlerce tespih çekmez. Menfaat ölçüsünde üç yüz beş yüz duaları da olmaz. Onların din yeri minber ve din bilgisi de ezberden ibaret değildir.

Orhun Abideleri gibi abide şahsiyetler inşa etmemiz gerek. Oğulların babalara, küçük kardeşlerin büyük kardeşlere benzemesi, kız evlatların cariye, erkek evlatların köle olmaması için gece uyumamak, gündüz oturmamak gerek. Gazi Mustafa Kemal´in de ifade ettiği gibi “Durmak geri gitmektir.” Durmayalım. Yürümeyelim de. Koşalım. En çok da kendimize koşalım.    

Anahtar Kelimeler: Şahsiyet, Kendine, Dönmek
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Gönül Köprüsü Vakıflar! (07 Mayıs 2017 - Pazar)
Göğe, Mirac´a Bakalım (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Tarihe Taç Giydirip... (21 Nisan 2017 - Cuma)
Çağları Aşan Bir Türkiye (02 Nisan 2017 - Pazar)
Türk Kültüründe NEVRUZ (21 Mart 2017 - Salı)
ÇANAKKALE (17 Mart 2017 - Cuma)
Hu Diyelim!.. (29 Ocak 2017 - Pazar)
Adam Olmadan Bilim Olmaz (25 Ocak 2017 - Çarşamba)
GÜRÜNLÜ Kaya BİLGEGİL (17 Ocak 2017 - Salı)
Oğuz Kağan´dan Şeyh Edebali´ye (10 Ocak 2017 - Salı)
Arif Nihat Asya (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Barış Manço (01 Ocak 2017 - Pazar)
Sivas´tan Ankara´ya (27 Aralık 2016 - Salı)
İnsan Nedir? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Ziya Gökalp ve Süleyman Nazif (18 Aralık 2016 - Pazar)
Avrasya Jeopolitiği ve Türk Dünyası (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
MHP ve Lider Ülke (10 Aralık 2016 - Cumartesi)
Türkler ve Tabiat (04 Aralık 2016 - Pazar)
Büyük Türkiye İçin... (17 Kasım 2016 - Perşembe)
Kültür Üzerine... (07 Kasım 2016 - Pazartesi)
Türk´ün "Gönül" Sözüne Dair (23 Ekim 2016 - Pazar)
Dağlar (17 Ekim 2016 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:31 07:12 12:27 15:04 17:24 18:53
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar