Oğuz Kağan´dan Şeyh Edebali´ye
Tarih: 10.1.2017 15:52:04 / 873okunma / 0yorum
Selim Yıldız

 OĞUZ KAĞAN´DAN ŞEYH EDEBALİ´YE UZANAN “BİLGELİK” VE “MİLLİ ÜLKÜ”

Bir millete yön veren, onu hareketli tutan, hayatını anlamlı kılan yüce duyguya, kuvvete ülkü denir. Hüseyin Nihal Atsız´a göre ülkü, ilk önce, insanların gönüllerinde, gönüllerinin derinliğinde, şuuraltında, hayallerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Daha sonra da büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar. Bu hamle sırasında da ülkülü millet, kahramanlar ardından gönül isteği ile koşar. Bütün bu uğraşmalar arasında da millet yürür; önce manen, sonra maddeten ilerler, olgunlaşır, erginleşir. Türk destanlarından çıkan anlama göre, Türklerin ülküsü, fetihler sonunda büyük ve üstün bir devlet kurarak bu devletin içinde bolluğa ve mutluluğa kavuşmaktır. 

Türk destanlarında en yoğun şekilde gördüğümüz ülküler arasında kötülüğü temsil eden güçlerle mücadele, düşmanlar  tarafından kaçırılan anne-babayı kurtarma, bir eşe sahip olma, soyu devam ettirme, yok edilmek istenen milleti kurtarma, devlet ve toplum düzenini sağlama başı çekmektedir. Bütün bunları gerçekleştirme yolunda çoğu kez ülküyü başına tac etmiş bilge kişilikler karşımıza çıkmaktadır. Bu bilge kişilikler bir tarafta Oğuz Kağan Destanında Uluğ Türk olup karşımıza çıkarken diğer tarafta Oğuzların batıya yürüyüşü içindeki hayatlarını, boy düzenlerini, töresini, ailesini, ad almalarını, tabiatla iç içe duyuş ve düşünüşlerini, kavga etmelerini, barışmalarını, su olup çağlamalarını, dağ olup yürümelerini, yağmur olup yağmalarını ve fani dünyadan Gökçe Tanrı´ya ulaşmalarını anlatan destanlarda Dede Korkut olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ülkü yolunda zaman zaman Deli Dumrul olup Azrail´e kafa tutma da söz konusu olmuştur. Ancak umumiyetle Türk´ün var olması nasıl Tanrı´nın bir lütfu ve isteği ise o ölçüde Türk´ün ülküsü de Tanrı´nın dileğidir. Bu yüzden Tanrı dileği olan ülkü de kutlu olmuştur. 

Kutlu ülkü, Orhun Abidelerindeki  “titre, kendine dön!” çağrısında görüldüğü üzere kişinin kendi olabilmesi yani kendini gerçekleştirmesi ile başlamaktadır. Kendine dönmek damarlarındaki asil kanın gereğini yapmaktır. Türk, bunu yapmak üzere erken yaşlarda ata binmek, ok atmak, fare ve sincap avlamakla işe ve güne başlardı. Atalar töresi  öğrenilir, uygulanırdı. Olgunlaşan Türk dünyada bir olgunluk çağı açmak üzere diğer bir ifadeyle acuna buyruk olmak ülküsüne koşardı. Bu ülküde ona bir bilge kişi, yahut bir bozkurt yardım eder, yol açar, gölge gibi yakınında olurdu.

Ali Öztürk´ün “Çağların İçinde Türk Destanları” adlı kitabındaki (s.194 vd.) tespitiyle Oğuz Kağan Destanında Oğuz Kağan´ın kişiliği, Türk toplum geleneğindeki Alp kişiyi canlandırdığı gibi, yine Oğuz´un etrafında yer alan Uluğ Ordu Bey, Temurci Kağul Parmaglıg Coşun Bilig, Oğuz´un atını karlı dağda dokuz gün arayan ve Karluk adını alan er Türk toplum geleneğinde yaşatılan değerleri ifade eden kişilerdi. Oğuz´un veziri Uluğ Türk, Türk toplum düzeninde mevcut bilgelerin destana girmiş kişilikleridir. Oğuz´un etrafında yer alan bu Alp kişiler destanın kuruluşunda Türk tarihini şekillendirmektedir. Destanda Uluğ Türk´ün gördüğü rüyada “Taa doğudan batıya altun yay uzanmıştı/Üç gümüş ok sanki kuzeye kanatlanmıştı.”Uluğ Türk düşünü Kağan´a anlatırken, “Düşümde ne gördüysem Gök Tanrı´nın gözüyle; Seni de öyle yapsın, Tanrı kutsal özüyle. Uluğ Türk´ün öğütleri üzerine Oğuz ulularını toplar. Doğuya ve batıya gönderdiği oğulları, Uluğ Türk´ün düşünde gördüğü altun yayı ve gümüş okları bularak geri dönerler. Uluğ Türk´ün öğüdüyle, Oğuz Kağan, kendinden sonra, Oğuz budununun devlet töresini ortaya koymaktadır. Altun yayı üç büyük oğluna vererek bir yay gibi kullanmalarını, oklarını göğe ulaştırmalarını diler ki, bir üstünlüğün devam ettirilmesini istemek anlamındadır. “Yay atmıştı onları, olun siz de birer ok” öğüdü ile küçük oğulun, büyük oğullara bağlı kalmalarını buyruk verir. Böylece Oğuzlar arasında Üç Ok ve Boz Ok töresinin ilk esası atılmış olur. 

Diğer taraftan Oğuz´un, Uygurca metninde yer alan “Ey Oğullarım:!Ne vuruşmalar gördüm! Ne çok sınırlar aştım! Ben ne kargılar ile ne okları fırlattım! Ne çok atla yürüdüm! Ne çok düşmanlar ağlattım! Nice dostlar güldürdüm! Ben ödedim çok şükür! Borcumu Gök Tanrı´ya! Veriyorum artık ben, sizn olsun bu yurdum! Şeklindeki son seslenişi, vasiyeti  yine Ali Öztürk´e gore geleceğe yönelik bir telkin, Oğuz´un kurduğu ve yaşattığı büyük kağanlık ve acuna buyruk olma ülküsünün devam ettirilmesidir.

Milli ülkünün devamı millet için rüya görenler sayesinde gelişir ve geleceğe taşınır diyebiliriz. Bu doğrultuda mitoloji, bir milletin bilinçaltı ve ruh dünyasıdır. Destanlar ise Türk mitolojisinin çok değerli kaynaklarıdır. Türk destanlarına bakıldığında Türk´ün  hayat felsefesinde yılgınlık ve tükenmenin olmadığını görürüz. Bunun merkezinde tek ve sonsuz olan sağlam ve saf Tanrı inancı yatmaktadır. Tanrı, Türk´ün yaşamasını istemekte ve Türk´ü korumaktadır. Kaşgarlı Mahmud´un ifade ettiği gibi “Tanrı devlet güneşini Türklerin burcunda doğurmuştur.” Gök, başlı başına ümidin ve varlığın kaynağıdır. Zamanı Tanrı´ya bağlayan ve Tanrı´ya yaşatan Türk, zamana ve dünyaya değil Tanrı´ya bel bağlamış, Tanrı´ya el açmıştır. Tanrı´ya ok göndermiştir. Tanrı Türk´ü cevapsız bırakmamış bilge kişi ve kişilikler dışında zaman zaman bir “Gök Kurt” ve “Geyik” de göndermiş, Türk´ün yolunu açmış, ülküsünü devam ettirmiştir. 

Bu çerçevede Kök Türkler´in kökenine dair efsanelere bakıldığında düşmanların saldırısıyla yok edilmek istenen Türk soyundan  geriye kol ve bacakları kesilen bir çocuk kalır. Düşmanlar çocuğu bir bataklıkta bırakarak gitmişlerdi. Çocuğun etrafında dişi bir kurt ortaya çıkmış, onu besleyip büyütmüştü. Çocuk, kurtla karı koca hayatı yaşamaya başlamış ve kurt çocuktan gebe kalmıştı. Düşmanlar, kurdu bulup öldürmeye çalışmışlar ancak kurt, bir mağaranın içine saklanarak  on tane çocuk doğurmuştur. Bu on çocuğun dışarıdan evlenmeleri suretiyle soylar türemiş ve bunlardan biri Aşina ailesi olmuştur.

Orhun Abideleri´nde “Azıcık Türk millet ilerliyormuş! Kağanları Alp imiş! Buyrukları Bilge imiş…” deniliyor ve Türk devlet düzeninde “Bilgelik” temel ilke haline geliyordu.  Ergenekon destanındaki demirci ustası ve bir bozkurt, Göktürklerde Tonyukuk olmuş karşımıza çıkmış, Dede Korkut olmuş soy soylamış boy boylamış, ad koymuş, gölge gibi toplumu korumuş, siyasi ve sosyal düzenin kurucusu ve koruyucusu olarak tarihe düşmüştür. Bilge kişi, Jason Goodvin´in Ufukların Efendisi dediği Osmanlıların  kuruluşunda ise Şeyh Edebali olarak vücut bulmuştur. Nitekim Şeyh Edebali, Osman Gazi´nin rüyasını Uluğ Türk olup yorumlamıştır ve Bilge/Uluğ Türk Şeyh Edebali´nin Osman Bey´e aşağıdaki öğüdü ve vasiyeti  bırakmıştır.

“Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır. İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir... Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!.. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü,zaman yok, süre az!.. Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.”

Sonuç olarak; destanlarımızda, siyasi, sosyal ve kültür tarihimizde  karşımıza çıkan bilge kişilikler milli ülkünün taşıyıcıları, Türk´ü Tanrı´dan aldıkları güç ve irade ile yarınlara taşıyan yegane değerlerimizdir. Bu kişilikler birer destan yapımcısı, kurucusu, kurgulayıcısı dolayısıyla muhteşem Türk tarihinin ve “Birleşmiş Türk Milleti”nin arkasındaki ana kuvvet ve ruhi bağlardır. 

Bilgelerin diliyle “küçük kardeşlerin büyük kardeşlere, oğulların babalarına benzemesi” ümidiyle…

 

Anahtar Kelimeler: Oğuz, Kağan, Şeyh, Edebali
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Şahsiyet ve Kendine Dönmek (24 Ekim 2017 - Salı)
Gönül Köprüsü Vakıflar! (07 Mayıs 2017 - Pazar)
Göğe, Mirac´a Bakalım (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Tarihe Taç Giydirip... (21 Nisan 2017 - Cuma)
Çağları Aşan Bir Türkiye (02 Nisan 2017 - Pazar)
Türk Kültüründe NEVRUZ (21 Mart 2017 - Salı)
ÇANAKKALE (17 Mart 2017 - Cuma)
Hu Diyelim!.. (29 Ocak 2017 - Pazar)
Adam Olmadan Bilim Olmaz (25 Ocak 2017 - Çarşamba)
GÜRÜNLÜ Kaya BİLGEGİL (17 Ocak 2017 - Salı)
Arif Nihat Asya (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Barış Manço (01 Ocak 2017 - Pazar)
Sivas´tan Ankara´ya (27 Aralık 2016 - Salı)
İnsan Nedir? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Ziya Gökalp ve Süleyman Nazif (18 Aralık 2016 - Pazar)
Avrasya Jeopolitiği ve Türk Dünyası (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
MHP ve Lider Ülke (10 Aralık 2016 - Cumartesi)
Türkler ve Tabiat (04 Aralık 2016 - Pazar)
Büyük Türkiye İçin... (17 Kasım 2016 - Perşembe)
Kültür Üzerine... (07 Kasım 2016 - Pazartesi)
Türk´ün "Gönül" Sözüne Dair (23 Ekim 2016 - Pazar)
Dağlar (17 Ekim 2016 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:51 07:35 12:36 15:00 17:18 18:50
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar