Bugün, 21 Ocak 2021 Perşembe

Üzeyir Yiğit


Ne Zahmetliydi SİVAS'ta Ana Olmak!

Üzeyir YİĞİT Yazdı...


Ne Zahmetliydi Ana Olmak Sivas’ta! 

Daha güneş düşmeden bacalara, inceden bir duman kaplardı, zift kaplamış buharıların tek delikli bacalarını... Kömürlüklerden gelen kürek sesleri, soba kolay tutuşsun diye az daha inceltilen odunlar da nacak sesleri, kömür sesleri... Bizim mahallede genelde kadınların iş sorumluluğu içinde idi sabahın köründe sobayı canlandırmak. Sonra üzerine  tabanı siyahlaşmış bir tava düşer, ardından kuzinesine de bir kaç ekmek... ılık bir odaya uyanmak düşerdi biz çocuklara da... Yumuşaktan başlayan, dürtmeye kadar uzanan yataktan kaldırma sözleri düştü şimdi zihnime. Donmasın diye inceden, gece açık bırakılan musluğun buz kesen yüzü. Allahım,, anamın çektiği eziyet tamam da ya bizimkiler...  Tavada öldürülmüş soğana ilave peynir, zeytin, varsa yine tavada eritilmiş zile pekmezi...  Analar ve uyandığımızda evde görmediğimiz babalar.... Mevsimler, iklimleri yitirdi! Ne eski çile, ne de eski kışlar.

Hayat kolaylaştı ama kışları yitirdik. Bilmem başka neleri?! Okul yoluna düşünce, çoğumuzun ayağında kara bir lastik, az çocuklarına para harcamaya vakti olanın çocuğunun ayağında yeni moda olmuştu naylon yüzlü parlak çizme... Taze yağmış kara, bizim için bırakılmış bir cılga, bir iz, hangi babanın aklına düştü ise varolsun.  Evet, arkadaşlar. Eğlenceli kış geceleri vardı, mevsim kış, iklim; kar, kış, kıyamet!  Tek sobanın ısıttığı, fakirliğin koyun koyuna büyüttüğü bir nesil. Aslında çok eski de değil ha; bundan 30 yıl evvel. Ne oldu da iklimlerimiz değişti? Hem de, rahata ermişken hayat. Kömürü hayatında görmeyen çocuklar vardır.  Biz de o tarihlerde yeni duyduğumuz tek soba ile koca bir apartmanın ısıtıldığı binaların önlerine dökülmüş bir kamyon kömürü görünce; abi taşınacak mı sorusu ile kaç kamyon kömür taşıdık acaba? Üç beş kuruş harçlık, simsiyah bir elbise ile sevinçle eve gidişlerimiz... 

Sadece iklimleri yitirmedik sanki!  Kışı uzun, karı, soğuğu bol bir memleket ne yapalım. Ama her gününe, en ayazından, en çok kar düşen gününe, her anını iliklerimize kadar yaşadığımız bir dönem. Yazarken gözlerimin perdesine uzun bir filim gibi geldi durdu o anlar.  Analarımızın, yıkasa bile gitmeyen kömür karası dolmuş nasırlı ellerine yapışmış o çileli günler, bugün bize tatlı bir anı. Şimdi bilmiyorum biz ne bırakıyoruz çocuklara, onlar ne yazacak 30 yıl sonra. Belki de güzel olan çocukluk! Anı olan çocukluk, zaman ve imkanları değil.! Diyeceğim ama ona da dilim varmıyor. Ne kışı kış, ne imkanı imkan, ne sokağı, ne kalabalığı... nasıl bir anı birikir kendi kendime de sormadan edemiyorum. Analarımızın ellerinden, babalarımızın yüreklerinden öpüyorum. Allah çektiğiniz çilelerinizi cennet ile değiştirsin....