Bugün, 23 Eylül 2021 Perşembe

Tarık Sezai Karatepe


Menderes, Zorlu, Polatkan


1931

Fethi Okyar, aradığı civanmert delikanlıyı Aydın´da bulmuştu. Serbest Cumhuriyet Fırkası´nı, ondan başkasına emanet edemezdi.

Genç Menderes´le Okyar, ülkeyi Tek Parti jakobenlerindenkurtaracaktı. Ne var ki 3 ay sonra kilit vuruldu kapısına, SCF´nin.

Bir yıl geçmemişti ki ezanlar susturuldu, garip bir ses yükseldi semaya:

?Tanrı uludur Tanrı uludur!?

Zaten, Fatih´in emaneti Ayasofya´nın müzeye çevrilmesiyle ayak sesleri duyulmuştu, beş yıl önce. 

Milli Şef´in partisine giren Menderes´e, ancak yedi yıl dayanabildiler. İhraç kaçınılmadı. 

Demokrat Parti umutlarla kuruldu. ?Yeter Söz Milletin!?di. 

46 seçimlerinde huylu huyundan vazgeçmemişti. Tek Parti´nin hilesi ?Açık oy, gizli tasnif´ti, milletle alay edercesine.

Tek Parti, ABD mısırı getirmek için yüz binlerce zeytin ağacını kestirdi. Artık mısıryağı yenilecekti. Türküsünü bile uydurmuşlardı:

?Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman!?

50´de sandık yeniden kuruldu. Tek Parti, ?bir seçim bölgesinde en fazla oy alan partinin bütün vekilleri alması´nı diktanın garantisi olarak görüyordu.

Kazdığı kuyuya fena düşmüş, 416´ya 69 yenilmişti. 

DP, ülkeye nefes aldırmış; Bilal´in Kabe´de ezan okuduğu günün yıldönümünde ?Allah En Büyüktür!? nidaları yükselmişti.

Kalkınmanın kitabını yazıyordu DP! 

Et Balık, MKE, TPO, Demir Çelik, DMO, Seka, TKİ? yüzbinlere iş olmuş; traktör fabrikaları da genç mühendis Erbakan´ın eliyle açılmıştı.

Asfalt yollar 7bin km´yi bulmuştu. 

Halk kadirşinastı. 54 seçimleri, malumun ilanıydı. Tek Parti bir kez daha tuş olmuştu. 503´e 31, jakobenlerin suratına inen Osmanlı tokatıydı.

Selanik provokasyonu, 6-7 Eylül 1955´te Istanbul´u harp alanına çevirmiş, 4bin Rum evi, 1000 Rum dükkanı, kiliseleri? küle dönmüştü.

1957 sandığında 3. kez yere serilen Tek Parti artık gözünü postallara dikmişti. 424´e 128, ebediyen tek başına iktidar olamayacağının resmiydi.

Milli Şef, aba altından sopa göstermeye başlamıştı bile:

?DP´lilerin başlarına kötü şeyler gelebilir?di. ?Sizi ben bile kurtaramam?dı. 

Medya maymunları manşet üstüne manşet atıyordu:

?Öğrenciler kıyma makinasında doğranmışlar?dı. Maksat malzeme olsundu. 

20´lik üniversiteli Menderes´e:

?Hürriyet istiyoruz!? demiş, ?Koskoca başbakanın boğazını sıkıyorsun, bundan iyi hürriyet mi olur??cevabını almıştı.

Vazgeçilmez hastalık nüksetmiş, 27 Mayıs sabahı, Türkeş, darbeyi radyodan ilan eden ?İhtilalin Kudretli Albayı(!)´olmuştu.

DP´lilerin evleri tek tek aranmış; vekiller tutuklanmıştı.

Yakalanmasalardı, ?12 uçak dolusu altın kaçırıyorlardı(!)?

Tek Parti hakimleri/savcıları 10 yıl boyunca yememiş içmemiş, atılan her sloganın, sıkılan her kuruşun hesabını 3 Adam´a fatura etmişlerdi.

Demek yargıçlar, bu mesailerini insan haklarına ayırsalardı, hukuk devleti kurabilirlerdi. Ama zulüm ile hükmetmek ne de tatlıydı!

Bindirilmiş kıtalar Yassıada salonunu doldurmuş, kabare oynatılıyordu. Vizyondaki filmin adı ?Düşükler´di.

Roma arenalarını aratmıyordu, şaklabanlıklar.

Hüküm verilmişti. Polatkan, Zorlu ve nihayet Menderes? 

6 doktor, dipçiklerin gölgesinde, ağır hasta Menderes´e ?Sağlam Raporu´ vermişti.

Abdest aldı, mektubunu yazdı, sehpaya kendi çıktı. 

Acı çeksin diye düğüm boğazına getirildi, şehadete uçtu.

3 Dev Adam sonsuza dek sevgiyle anılırken; kalem kıran kalemşörler, cellatlarıyla haşrolunacakları Büyük Gün´ü bekliyorlar.

Tarık Sezai Karatepe