Bugün, 24 Kasım 2020 Salı

Üzeyir Yiğit


KARABAĞ ÜZERİNE...

Üzeyir YİĞİT Yazdı...


Karabağ Üzerinden Vicdani Körlük ve Gelecek Tasavvuru

Ahir zaman denilen olgunun içinde olan insan topluluğu biz miyiz bilmiyorum... Ama zamanın Deccalı “sosyal medya” diyebilirim. Sosyal bilgi bankası, sosyal kürsü, sosyal iletişimin etki alanı... hepsi bir havuzun içinde. ‘Karabağ kaçkınları ve sorunları’ ile alakalı raporlama yapmak için Bakü’ye gitmiştim.

Muhalefet liderleri, hükümetten birileri, aydın ve gazeteciler, Karabağ savaşı gazileri ve tabi ki Karabağ sığınmacılarının yaşam alanları ile birlikte o insanlarla görüştük. Hamasi sloganlara kapılmadan en azından kendi içimizde, her şeyi konuşmalıyız yazmalıyız.

Zor şartlarda eski komünist binaların içine yığılmış insanların, ortak mutfak ve banyoları kullandıkları mekânları gezdim. Sorunlarını dinledim. Sonra bu hayatın temas ettiği siyasileri devlet görevlileri Karabağ cephesinde bulunmuş insanlarla anılarını konuştum. İnsanlığın bilgiye ilk kez bu kadar kolay ulaşmasına rağmen; zihinlerimiz, vicdan sahipleri için en büyük ikilem içinde çırpınıyor. Ve vicdanlarımız körleşiyor…

Bilgi çokluğu içinde hakikat kayboluyor ve derdi hakikat olmayan güç sahipleri, insanları; ırk, din, mezhep, ideoloji, parti, takım… Bölebildiği kadar bölüyor. Akıllarımızla oynuyorlar. Hafızamızla dalga geçiyor insanlıktan çıkartıyorlar. İşte bu gerçeklik içinde! ‘Ahir zaman’ denilen olgunun içinde olan insan topluluğu biz miyiz? Bilmiyorum, ama ahir zamanın Deccalı “sosyal medya” diyorum.’ Artık zihinsel sınırların kalktığı, yığınsal ülkelerin oluştuğu bir süreç ütopik değil. Yahudi kökenli Prof. Yuval Noah Hariri ısrarla kitaplarında, bu tip yeni bir dünya düzenine yer veriyor. Yahudiler bence bunu planlıyor. Dünyanın artık tek merkezden idare edilir bir yer olduğu gerçekliğine az kaldı gibi. Mesela Azerbaycan devlet başkanı çıkıyor ATV kanalında, muhabirin meslekten yoksun sorusuna (muhabir dediğim de etkilenmiş kitle) İran’a ve Gürcistan’a savaş sürecinde takındığı tutumlardan ötürü TEŞEKKÜR ediyor. Ama hala medya üzerinden İran’ın, Azerbaycan’a değil Ermenilere yardım ettiğini el altından silah verdiğini savunan kitlelerle karşılaşıyoruz. Bu baskın aldanılmışlık, aslında bu koca medya deneyinin bir göstergesi. Düşmanı o belirliyor. Tavrını o belirliyor. Attığın sloganı, yazacağın metni, seçtiğin resmi hepsini o belirliyor…

Hepsinden öte gündemi o belirliyor! Açıyorsun Twitter, Facebook benzeri şeyleri Myanmar’da katliam resimleri, Doğu Türkistan’da zulüm, Suriye’de yeni katliam resimleri… Ve biz neyin doğru olup neyin doğru olmadığını bilmeden baskın refleksimize göre tavır belirliyoruz. Türklüğümüze, Müslümanlığımıza, ideolojimize… Göre konumlanıp kendi dili konuştuğumuz diğerleri ile başlıyoruz savaşa ve bir nefret yapılanması başlıyor içimizde. İran devlet başkanı yeminde etse artık inanmıyoruz.

Azerbaycan devlet başkanı şart etse inanmıyoruz. Sadece şu gerçekliğe inanalım… Olmayan olaylar üzerinden bir halkla, bir komşu ile düşmanlaştırılıyoruz! Yani gelecek zaman içinde bu milletle savaşacak psikolojik zemine çekiliyoruz… Hemide olmayan olaylar üzerinden. Son 15 yılımız yakın komşularımıza tehditler savurarak, son 70 yılımızda dört yanımızın düşman kaynadığı algısı ile geçti. Allah bu topraklara bir daha savaş yaşatmasın! Azerbaycan’ın işgal edilmiş toprakları tez zamanda özgürlüğüne kavuşsun duası ile...