Bugün, 20 Eylül 2020 Pazar

Kirkor Değirmenciyan


"HORANTA"

Kirkor DEĞİRMENCİYAN Yazdı...


Hemşerilerim bilirim ki BEZİRCİ MAHALLESİ  1940 lı yıllar…

Açlık, KITLIK, YOKSULLUK her yerde…

Güz kapıyı kesmişti yine hemşerilerim.

Güz demek bizim için bereketti.

Kışlık nevalemiz güzün bol olur yaza kadar yerdik.

Kurban olduğum babam Bedros Usta, çok iş tutardı.

Akşamleyin eve doğru gelirken, koltuğunun altı dolu olurdu.

Koşar, yarı yolda karşılardık.

Anam kurban olduğum Manuşak Hatun, kapı ardından “kişiflerdi” hanenin beyini.

Gelir avluda yüzünü yıkar, ayaklarını yıkar küçük odaya geçerdi.

Topuklarının altı yarık yarıktı.

Anam MANUŞAK Gelin topuklarına yağ sürerdi.

Serçe parmağım girerdi ayaklarının yarıklarına.

Anam her ne kadar “çalışma istirahat et” dese da babam “horanta suya sele mi gitsin” derdi.

HORANTA onun eline bakardı. İş yok güç yok kıtlık…

Bazı zamanlarda eli boş dönerdi.

Amma anam Manuşak Gelin “kıraç yılanı gibi başını kaldırır” ufak ekmeklerden “ekmekaşı” yapar horantayı aç açık komazdı.

Büyük atalarımızdan kalma “sini” sofra bezi üzerine kondu mu, KUDRETLİ TANRIM üzerini de doldururdu.

Çoğu zamanlar bilirdim ki, soframız yavan olurdu amma ne gam, babam ot yastığa yaslanır ve yamacımızda dururdu ya o yeter.

Anam da “bazı yavan gerek bazı yağlı gerek” derdi…

Onun gölgesi bize ekmek aştan daha kıymetliydi.

Anam da her vakit “Kudretli Tanrım deldiği boğazı aç kor mu”…diye nida ederdi.

BEZİRCİ MAHALLESİ zaten aş evi de olurdu çoğu zaman.

Bir kurban filan kesilince usulunce pay edilir ve koru komşuya iletilirdi.

Anam da onu pişirir “haydi gelin sultan sofrası” der idi….

Kurban olduğum Babam ve anam etli yemekleri az yerlerdi ki biz yiyelim diye…

Gece yatmadan evvel, anam hikayeler anlatırdı. Film gibi dinlerdik. Babam dahi dinlerdi.

Nerdeyse her gece bir hikaye masal anlatırdı.

Anam anlatırken bazen ağlar, bazen dalar, bazen de gülerdi…

Şimdiki aklım olsa neden ağladığını sorardım.

Öksüzlüğüne mi, garipliğine mi ağlardı bilemedim gitti hemşerilerim…

Yıl geçti, asır geçti bildim ki “horantanın” direği ana baba imiş.

Ana varsa, baba varsa açlık susuzluk ne gam…

KUDRETLİ TANRIM, hiçbir insan evladını darda komasın derim…

 

Bu mektupluk  bu kadar hemşerilerim. Bu KOCAMIŞ KİRKOR yine başınızı ağrıttı. Kudretli TANRIM sizleri korusun. AMERİKA´dan Sivasıma selam ederim. Küçüklerin gözlerinden öperim. Hanım hemşerilerimin hatırlarını sual ederim.)