Hastane Önünde İncir Ağacı
Tarih: 10.1.2017 15:53:49 / 542okunma / 0yorum
Hüseyin Kaya

Her sabah bizi karşılayan günün yeni bir gün, uyandığımız her sabahın yeni bir sabah olduğu hakikati zamanla uzaklaşır kalbimizden. Çoğu zaman ezberden yaşarız hayatı. Aynı gün ve ay isimlerini tekrar eder dururuz ve aynı dairenin içinde dönüp duran uzun bir rüyaya dönüştürürüz ömrümüzü. Aynı yollardan yürürüz, aynı yüzlerle karşılaşırız her sabah. Baharın geldiğini, yazın bittiğini yolumuz üzerindeki ağaçlardan biliriz yalnızca. Kuşlar boşu boşuna öter her sabah, her akşam çığlık çığlığa boşu boşuna döner gökyüzünde. Günler, haftalar aylar hatta seneler birbirini tekrar ederken, usul usul terk eder bizi dünya, terk eder bizi hayat.

 Ölüm ya da ayrılık çalmadan kapımızı dünya perdesi gözlerimizden sıyrılmaz.

 Ölüm kadar, ayrılık kadar apansız kapımızı çalan hastalıklar vardır bir de, bizi içinde savrulduğumuz dünya telaşının kenarına savurup bırakıveren.

 Değiştirir, yeniler, başkalaştırır hastalıklar da hayatımızın renklerini. Hastalık kolumuza girdiği andan itibaren geleceğe, yarına hatta birkaç dakika sonrasına dair yaptığımız tüm planlar hükmünü yitirir ve ayrılıklar, ölümler gibi hastalıklar da daima vakitsiz gelir.

 Oysa akşama gelecek misafirleriniz vardır, hafta sonuna bıraktığınız bir yığın işiniz… Kaçırılmaması gereken buluşmalarınız yahut öğrenciyseniz çalışmanız gereken sınavlarınız… Yıkanacak bulaşıklarınız, ütülenecek çamaşırlarınız vardır belki.

 Bütün telaşların ve hızla akıp giden zamanın tam orta yerine kısa bir sessizlik düşer. Böler her şeyi, tüm planları. Kareler yavaşlar, sesler uzaklaşır, gözler kararır. Zamanın ve dünyanın üzerinden bir başkasını seyreder gibi seyredersiniz kendinizi. Gölgeniz dahil, her şey bıraktığınız yerde kalır, ya eski manasını yitirir ya da yeni bir yüz bulur kendine.

 Aniden hissettiğiniz bir sancı, baş dönmesi yahut uzun zamandır sizi yoklayan fakat geçiştirdiğiniz bir ağrı, nereden çıktığını anlayamadığınız bir araç, küçücük bir dalgınlık sonucu dolaşan ayaklarınız sizi götürür ve yeni bir hayatın, dünyanın eşiğine bırakır. Düştüğünüz yerden örtülür üzerinize dünyanın kapıları.

***

 “Olmayınca hasta, kadrin bilmez âdem sıhhatin”

(Fitnat Hanım)

 Uyanırsınız loş hastane ışıkları altında. Uyanırsınız, kirli tüller savrulur yüzünüze. Uyanırsınız, başucunuzda size bakan ıslak gözlerle karşılaşarak.

 Zaman değişir, mekân değişir. Günlerin, ayların adı değişir. Yeni bir aleme açarsınız gözlerinizi. Gitmekle kalmak, ayrılıkla vuslat arsında bir mekândasınızdır, hiçbir atlasta görünmez, bulunmaz haritası yerinizin.

 Ölüm kitabından kısa bir cümledir hastalık, düştüğü bedeni üşütür. Titreyişler, sayıklamalar biraz da bu yüzdendir.

 Hasta iken daha bir hasretle bakarsınız sevdiklerinizin yüzüne. El ele, göz gözeyken de onları özleyebileceğinizi hastalıklar öğretir. Rüzgârın, yağmurun, bulutun hatta başucunuzda tebessüm eden çiçeklerin aynı lisanı konuştuklarını hastalandığınızda fark edersiniz. Uzak diyarlardan haber taşımanın yorgunluğuyla savrulur bulutlar uzaklarda ve kuşların başka zamanlarda asla duyamadığınız şükür sedaları yankılanır ruhunuzda. Tüm sarılmalara, vedalara, helalleşmelere siner ağır kokusu ölümün. Kahkahalar öksürüklere dönüşür, tebessümler yanınızdan yerini inlemelere bırakarak uzaklaşır.

 Geceler sabaha değil bir sonraki geceye uzar çoğu zaman. Hastanelerde de en az hapishanelerdeki kadar yavaş geçer zaman. Zamanın sahibini bulduğunda vakit dakikalara, saatlere, takvimlere değil, tespih tanelerine bölünür.

***

 “Hastane önünde incir ağacı”

(Yozgat Türküsü)

 Yalnızlığın en acısının tadıldığı yalnızlıklar ülkesidir hastaneler. Orada kahkahaların yerini öksürükler, tebessümlerin yerini inlemeler alır. Acılar, üzgünlükler işler yüzünüze desenini. Hastaneye yolu düşen herkes biraz tedirgindir zira hastanelerin binbir kapısı vardır ve şifaya açılan kapılar kadar ölüme, başka hastalıklara, bilinmezliğe açılan kapıları da vardır.

 Hastalar, hasta yakınları kadar hastaneler de çoğu zaman kederlidir ve hüzünle misafir eder kapısından içeri girenleri. Her hastane bilir ki kimse sevinçle atlamaz bu eşikten içeri. Ne pencerelerden içeri giren solgun gün ışığı ne de sabahlara kadar yanan floresan lambalar hastanelerin ruhundaki melali silmeye yetmez. Bahçelerinde türlü ağaçlar boy atsa da, kuşlar çatılarında kanat çırpsa da hastanelerin her hali hüzünlüdür.

 Dünya, hastanenin kirli pencerelerinin arkasından çağırır sizi. Dilinize dolanan türküler, mısralar bıçak gibi dolanır damarlarınızda.

 Sevinçlerle hüzünlerin yan yana hatta iç içe yaşandığı yerlerdir hastaneler. Hastanelerde yürür damarlarınıza ümidin en diriltici olanı. Yanık türküler, içli ağıtlar gibi en samimi dualar hastanelerden arşa doğru yükselir. Bu yüzden hastaneler bazı hastalar için biraz da ibadethanedir.

 Eğer hastanede uzun süre kalmışsanız ilaç ve kolonya kokusunu kendi evinizin kokusu gibi benimser, bir süre sonra hissetmez olursunuz ki aslında ölümün kokusudur biraz da alıştığınız.

 Kimileri için gözlerin dünyaya açıldığı ve kapandığı bir istasyondur hastaneler. Ki dünya ile orada merhabalaşır, dünyaya oradan elveda der.

 Kalabalıklar içinde olsanız da yalnızlık durmadan acıtır bir yanınızı hastanelerde. Orada cümle varlığınız acılarınız ve yaralarınızdan ibarettir. Bütün teselliler dağların ardında, bilinmeyen uzak şehirlerde kalmış gibidir. Kendi karanlığıyla kalan kalbiniz bütün gölgelerden sıyrılır bir zaman sonra ve asıl sahibini arar, ona yönelir hastalık hallerinde. Ağrılarınız, hastalığı gönderenden size bir çağrı, bir davetiyedir. Davete icabet edersiniz Eyyüb aleyhisselam gibi ve sizi sarsan her sızıyla dünyanın zehirli oklarından birinin daha ucu çıkar kalbinizin derinliklerinden.

 Önce kalp hisseder hastalığı da, şifanın dirilten iksirini de.

 ***

 “Hastayım ama ne kadar güzel

Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.”

(Fazıl Hüsnü)

 Her hastalık şifasını da taşır ruhunda ve şifa ancak kendisini kendi diliyle çağıran hastaya gider.

 Kaç diploma sahibi olursak olalım, hiçbir okul hastalıklar kadar öğretmez hayatın, sıhhatin anlamını. Derinden alınan bir nefesin manası, besmele ile içtiğimiz bir yudum suyun, bir lokma ekmeğin hakiki değeri hastalıklarda çıkar ortaya.

 Bizi yeniden dünyaya bırakıp da yanımızdan ayrılan her hastalık hayat, dünya, ölüm ve sevdiklerimize olan bağlarımızı yeniler, değiştirir. Bilinir ve yaşanır ki ancak hastalığın sahibidir şifanın da sahibi.

 Hastalıklar, şifasıdır kalbin, dünyanın kirli hançeri hastalık acısı görmeyen kalbin derinliklerinde paslanır kalır. Hastalık acısı görmeyen kalp güneşi görmeyen meyve çekirdeği gibi kurur kalır olduğu yerde. 

Anahtar Kelimeler: Hastane, Önünde, İncir, Ağacı
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Kafesten Kuş Uçmuş Gibi (03 Ocak 2017 - Salı)
KIRK´a Dair (29 Kasım 2016 - Salı)
Güz Bahçesi (03 Eylül 2016 - Cumartesi)
kalbimin eşiğinde gül yaprakları (30 Ağustos 2016 - Salı)
"Yazmak ve Yaşamak Üzerine" (13 Mayıs 2016 - Cuma)
Yağmur Kasidesi (13 Nisan 2016 - Çarşamba)
Anılar Defterinde Navruz Yaprağı (19 Mart 2016 - Cumartesi)
Yalnızlık (01 Mart 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:21 06:58 12:54 16:03 18:33 19:58
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar