Taki Akkuş


ETNİK VE KÜLTÜREL KİMLİKLER (3)


Devlet tüm etnik kültür din kümelerine eşit uzaklıkta olmalıdır. Her birey, hukuk devletinin sunduğu ve koruduğu haklar ve sorumluluklarla donatılan bir yurttaş olduğunu bilmelidir. Yurttaş olduğu içinde, sayıldığının, korunduğunun bilincinde ve güvencesinde olmalıdır. Hiç bir küme, kendisini dışlanmış, ikinci sınıf ve haksızlığa uğramış hissetmemelidir.
Türkiye insanının en büyük özleminin birlik ve beraberlik içinde yaşamak olduğunun bilincini sezinlemektedir. Bu nedenle tarihte yaşanmış veya günümüzde yaşamakta olan haksızlıkların, bir arada yaşama düşüncesini yok etmek amacıyla kullanılmasına karşıdır. Her kümenin haklı veya haksız olduğu tarafları vardır. Önerdiğimiz, her etnik kültür kümesinin, diğerini suçlamaktan vazgeçen bir anlayışla soruna yaklaşmasıdır. Öncelikle kendi yanlışı ve hatası üzerine düşünen, kendi kendini sorgulayan, diğerini anlamaya çalışan bir bakışı yaşamda etkili kılmaya çalışmamız gerekiyor. Birlikte bir arada yaşamanın ön koşulu, diğerini anlamaktan, yaşanmış ve yaşanan acıların hepimizin ortak acısı olduğunu kabullenmemizden geçer.
Ayrıca dünümüz ve bugünümüz yalnızca acılar ve haksızlıklar tarihi değildir. Asırlar sürmüş ciddi bir mirasımız oluşmuş, birlikte yaşam kültürümüz var olmuştur. Eğer devletin içinde bulunduğu kimi zaaflardan kurtulmak istiyorsak; kendi kendimizi sorgulamalıyız. Çünkü çok kültürlü bu yaşam mirasımızın, yarınları kuracak güçte olduğunun ayrımına varmalıyız. 
Etnik kültür kümelerine ilişkin sorunlar, genellikle, “şikâyet eden” toplulukların sorunları olarak ele alınır. Ülkemizde bu anlayışa uygun olarak Kürt, Alevi. Gayrimüslim sorunlarından bahsedilir. Oysa bu bakışın eksik ve yanlış olduğu bir gerçek. Eğer bugün Kürtler, Aleviler, Gayrimüslimler “ sorunlarımız var “diyorlarsa, Türk Sünni çoğunluğun da bunda belli sorumlulukları vardır.
Bu konularda tavır almak, Türk Sünni topluluklar için bir demokrasi ve insan hakları sınavıdır. Oysa bu topluluklara, eğer etnik kültür kümelerinin gündeme getirdikleri sorunları; sadece sınır ve toprak sorunu olarak kavramak anlayışı yanlıştır. Bu yanlış anlayış, bu hoşgörüsüzlük demokratik kültürün yerleşmesini engellemiş, bir arada yaşamanın hukuksal ve duygusal temellerinin kurulmasını geciktirmiştir.
Güzelim ülkemizde tüm yaşayanlarla birlikte yaşamamız için, ilk önce bu parçalanma ürküntüsünden kurtulmamız gerekiyor. Parçalanma korkusunun, diğer kümelere kuşkuyla bakmak ve onlara baskı yapmak için bir mazeret olarak kullanılmasına karşı net tavır alınmalıdır. Türkiye, hepimizin ortak ülkesidir. Bu ülkede yaşayan her kümenin, en az Türk Sünni topluluk kadar bu ülkenin birliği ve beraberliği konusunda duyarlı olduğuna inanmalıyız. Birlik ve dayanışma, insanlar arasında,  ancak güven ve saygı esasına dayalı olarak kurulur. Bu ülkeyi sevme hakkı yalnızca çoğunluk topluluğa ait değildir.
Unutulmamalıdır ki demokrasi kısa anlamıyla “karşılıklı haklara saygıdır.”
Türk Sünni çoğunluk; diğer kümeler ve gruplar, bazı demokratik istemler ileri sürdüğünde, kendi haklarının unutulduğu, bir kenara atıldığı veya kendisine saldırıldığı gibi bir komplekse kapılmamalıdır. Türk Sünni topluluk tüm küme ve grupları bir arada tutacak, Türkiyelilik üst kimliğine en büyük katkıyı yapacak sosyal bir kümedir. Tarihin de, diğer din ve kültür gruplarıyla, barış içinde yan yana yüz yıllar boyu yaşamayı başaran Türk ve Sünni topluluk, bu tarihi mirasın üzerinde yükselerek, ülkemizin içinde bulunduğu bu karmaşık ortamda, ortak bir Türkiyelilik bilincinin yaratılmasının taşıyıcısı olabilir ve olmalıdır.
Artık ülkemizde her şey açıkça konuşulmalı ve masaya yatırılmalıdır.
Alevi topluluklar, tarih boyunca çeşitli nedenlerden dolayı boy hedefi oldular. Yoğun baskılara uğradılar. Cumhuriyet yönetimi, aleviler açısından, yaşamlarını güvence altına aldıkları bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Ama bununla birlikte, ibadet özgürlüklerine bu dönemde de kavuştukları pek söylenemez. Çünkü devletin tüm din gruplarına eşit uzaklıkta olması ilkesi, hiçbir zaman tam olarak hayata geçmedi. Alevi inançlarına yönelik, yalana dayalı, karalayıcı, küçük düşürücü ve aşağılayıcı propagandalar yapıldı. Alevilerin kendilerini topluma tanıtmaları, maddi ve manevi alanda eşdeğer yurttaşlar olmaları engellendi. Ayrıca zaman zaman aleviler saldırılara uğradılar. Çeşitli nedenlerde de bazı siyasal partiler tarafından hedef kitle haline getirildiler.
Bugünlerde de aynı oyunlar oynanmak istenmekte. Bu gün,  Aleviler yeniden hedef kitle haline getirilmek isteniyor. Yaşadığımız “etkinleşme “süreci, bireyleri ve toplulukları etnik kimlikler ekseninde tavır almaya zorluyor. Aleviler bu noktada önemli bir açmaza sokulmak istenmektedir. Kültürel ve inançsal kimliklerinin ötesinde, Türk veya Kürt kimliği etrafında kendilerini tanımaları istenmektedir. Alevi topluluğa yönelik baskıların arkasında önemli ölçüde, farklı çevrelerin dayattıkları bu “etkinleştirme “ politikaları yatmaktadır.
Unutulmamalı ki çağdaş düşünen her birey, uluslararası literatür de olduğu gibi, ülkemizde de, tüm din ve kültür kümelerinin olduğu gibi,  Alevilerin de inançlarını özgürce yaşamaları hakkını savunur ve bunun önündeki her türlü kültürel ve siyasi engeli ortadan kaldırmaya çalışmaktalar. Acaba bu doğrultuda, Aleviler ve diğer inanç grupları hakkında, bilinçli veya bilinçsiz propagandalarla yayılmış ön yargıların kaldırılması için gerekli önlemler alınacak mıdır? Öncelikle ders kitapları bu doğrultudan gözden geçirilerek, Alevi inancı ve kültürü hakkında doğru bilgilerin aktarılması olası mıdır?
Ülkemizde dışlanan önemli bir etnik din kümesi de gayrimüslim topluluklardır. Son yıllarda meydana gelen bazı dış politik olaylar nedeniyle, Ermeni ve Rum azınlıklara karşı bilinçli veya bilinçsiz düşmanlıklar geliştirilmiştir. Musevi vatandaşlarımızı hedef alan Yahudi düşmanlığı, Radikal İslam’ i hareketin gelişmesiyle birlikte yaygınlık kazanmıştır. Süryaniler Güneydoğu’da süren çatışmada sıkışmışlar, bölgeyi tümüyle terke zorlanmışlardır.
Bugün gayrimüslim toplulukların, Türkiye Cumhuriyet vatandaşları oldukları, tüm birey ve etnik kültürel kümelerle aynı haklara sahip bulundukları, toplumun bilincinden yeterince yer etmemiştir. Gerek yarı resmi söylemde, gerekse basın yayında Türk ve Sünni kökenli olmayan yurttaşlarımıza karşı güvensizlik yayan, hakaret ve saldırıya varan bir dil kullanılmaktadır.
Ülkemizdeki gayrimüslim toplulukların, yurttaşlık temelinde, eşit ve eş değer koşullarda yaşamaları için her türlü önlemi devletin sağlaması gerekir.  Kazanılmış hakları olan, ibadet özgürlüklerinin, eğitim olanaklarının, gayrimüslim topluluklar hakkında yalana dayanan ve onları aşağılayan tüm bilgilerden, milliyetçi ve saldırgan dilden arındırılması gerekmektedir. Türkiye’de yaşayan herkes, bu ülkenin eşit ve eşdeğer yurttaşıdır.
Türkiye’deki etnik din ve kültür kümelerine yönelik ayırımı, aşağılayıcı, suçlayıcı ifadelerin kullanılmasını yasaklayacak hukuki önlemlerin alınmasını savunma aydınların görevidir. Ülkemizdeki yeniden yapılanmadaki kastımız, farklı din ve inanç kümelerinin ancak karşılıklı saygı ve anlayış temelinde bir arada yaşayabileceklerine olan inancıyla, farklı din ve inanç grupları hakkında, aşağılayıcı ve hakaret edici ifade ve propagandaların cezai yaptırıma uğramaları gerekmektedir. Bu doğrultuda her türlü ayrımcılığa karşı toplum karşısında tartışma açmayı ve soruları masaya yatırmayı uygun görmek gerekir.
Devam edecek

YAZARLAR