Bugün, 21 Ocak 2021 Perşembe

Ömer Yıldız


DUA Ederken Dikkat Etmemiz Gereken Hususlar!


Dua ederken riayet etmemiz gereken ilkeler olduğu gibi, asla yapmamamız gereken şeyler de vardır. Bu bağlamda dua kitapları başta olmak üzere sair dini eserlerde ?dua adabı? başlığı altında, adaptan çok adapsızlık ve akla ziyan saçmalıklar söz konusudur. Bunların başında duaya "Peygamberimiz´e salâvat" ile başlanması gerektiği yönündeki olmazsa olmaz şart gelmektedir. Salâvat kültürünün Azhab suresi, 56. ayet ışığında değerlendirilmesi ayrı bir çalışmanın konusu olduğu için burada ayrıntıya girmiyorum ancak şu kadarını söyleyeyim ki; Hz Peygamber Allah´ın kulu ve elçisidir. Allah´ın ortağı ve işlerinde ondan izin aldığı, Onun olurunu aldığı astı değildir. (Geniş bilgi için bakınız. http://www.iktibascizgisi.com/azhab-suresinin-56-ayeti-baglaminda-salavat-getirmenin-anlami/)

 Yüce Allah, Kitabı Kerim´inde defalarca kendisine dua ederken kim olursa olsun araya sokulmamasını ve buna lüzum da olmadığını beyan etmesine rağmen, yapılan duaların önce Peygamberimize arz edildiği yalanına inananlar, maalesef O´na salâvat getirmedikçe veya O´nun ?yüzü suyu hürmetine? diye istenilmedikçe duaların kabul olunmayacağına inanırlar. Hâlbuki bu düşünce apaçık bir cahiliye inancıdır. Duada bu tür aracılıktan şiddetle kaçınmak gerekmektedir. Duada asıl olan Hz Peygamber de dâhil, Allah ile aramıza hiçbir varlığı koymamaktır. Bu bağlamda "yüzü suyu hürmetine" şeklinde kullanılan ifadenin; Allah ile aramıza birini koymak anlamına geldiğini vurgulamakta fayda vardır. Birçok Müslüman´ın, sanki birilerinin ?yüzü suyu hürmetine? istenmedikçe Allah Teâlâ´nın duaları kabul etmeyeceği yanılgısından şiddetle uzak durmak gerekir.

 Dua etme olayında yapılan bir başka fahiş hata da duanın kutsal bir mekânda yapılmasının kabul edilme ihtimalini yükselttiği(!) şeklindeki yanılgıdır. Bu durum, özellikle çocuklarının imtihan günü öncesi veya belli gün ve gecelerde türbe ve bazı mekânlarda oluşturulan kalabalıklar şeklinde tezahür etmektedir. Aslı astarı olmayan bu hurafenin, maalesef bir şirk ayininden öteye geçecek tarafı yoktur. Ayrıca duaların belirli gün ve gecelerde yapılmasının kabul oranını yükselteceği iddiasının da ne dinî bir dayanağı ne de gerçekle alakası vardır. Üstelik Müslüman´ın hayatında devamlılık arz etmesi gereken dua eylemini, sadece belli zaman dilimlerine hapsetmek ve belli mekânlara hasretmek, olayı sadece haz alınan bir ritüele indirgemek olur.

 ?Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar? (Bakara 2/186). Bu ayette Allah(cc), dua edenin duasına mutlaka icabet edeceğini söylüyor. İcabet etme, cevap verme, gereğini yapma demektir. Yani icabet, dua edenin istediği şeyin her zaman tam istediği gibi verilmesi anlamına gelmez. Ama duaya mutlaka bir cevap verileceğini bilmemiz iktiza eder.

 Bu ilahi muştu insana, kayıtlardan soyutlanmış bir fırsatı sunmaktadır. Kul Rabbine yönelince Rabbinin yanı başında olduğunu bilmesi; kula sonsuz bir güven ve huzur vermektedir. Türk filmlerinde olduğu gibi Allah´a tövbe edip bağışlanmak için dua edeceğimizde ne türbeye gitmeye ne de özel mabet aramaya gerek vardır.  Samimiyet ve ihlâsla Rabbimize yöneldiğimiz zaman, bütün gücümüzle inanıyoruz ki Rabbimiz bizi bizden daha iyi bilir ve tüm istediklerimizi duyar. İşte bu ayet bize bunu anlatmaktadır. Bunlar Allah´ın vadidir. Allah vadinden asla dönmez.

 Tüm bunlardan sonra Rabbimizle aramıza birilerini aracı koyarak dua edenin, tevhid ile bir ilişkisi olamaz. Bize dinimizi öğretmekte önderlik eden Allah elçilerinin Kur´an´da örnek duaları vardır. Bunların hiç birisinde dualarının kabulü için aracıların istihdam edildiği bir yol izlendiğini görmüyoruz. İsteklerini en kısa yoldan net ifadelerle Allah´a yöneltmektedirler. Çünkü Allah elçilerini, Allah ile kulları arasına sokulan aracıları devreden çıkartarak insanları direk Allah´a yönelmelerini temin için göndermiştir. Geldikleri zaman elçilerin sözü şu olmuştur: ?Allah´tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye. Muhakkak ki ben, size O´nun katından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim? (Hud 11/2).

 ?İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: ?Allah´ı bırakıp bana kul olun.? demesi yakışmaz. Fakat onun: ?Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabbe halis kullar olun demesi uygundur.? (Ali İmran 3/79). Bu nedenle dualarımızda, isteyeceğimiz şeyi anladığımız bir dilden anlaşılır şekilde, hiçbir aracıya tefeciye tevessül etmeden Allah´tan istememiz gerekmektedir. Kimsenin hatırını Allah´ın hatırının üstüne çıkartmadan; ?şunun hürmetini, bunun hatırını? dilimize dolamadan; Ya Rabbi sana sığınıyor, sana dayanıyor ve ?sadece sana kulluk edip, sadece senden yardım istiyorum. Beni doğru yola kendisine nimet verdiğin Elçilerinin yoluna ulaştır. Gazabına uğrayanların ve sapıklığa düşenlerin yoluna değil? diyerek; peygamberlerin rotasını izlemek şiarımız olmalıdır. Çünkü İslam, rotası Allah tarafından çizilen bir yoldur. Bu yolu izlemeye şartsız talip olup teslim olan da Müslüman´dır.1

 Dua eyleminde sıkça yapılan yanlışlıklardan bir başkası da, Yüce Rabbimizin bizi, ?Muhakkak biraz korku, biraz açlık ve mallarınızdan, canlarınızdan, kazandıklarınızdan biraz eksiltmekle sınayacağını? (2/Bakara: 155)  söylemesine rağmen, ?Ya Rabbi! Bizi bunlarla imtihan etme? şeklindeki yakarıştır. Hâlbuki takip eden ayetten de anlaşılacağı gibi, "biz bunları istemiyoruz" anlamına gelen bu tür isteklerden ziyade, kul olduğumuz hatırlatılmakta ve bu tür musibetlere sabretmemiz istenmektedir. Bu şekilde imtihandan başarılı çıkmamız vurgulanarak dönüşümüzün Allah´a olacağı hatırlatılmaktadır.   

 Kulun Rabbi´ne karşı olan acziyetinin ve ihtiyacının bir ifadesi olan dua, maalesef bir takım Kur´an dışı şartlara bağlanarak Tevhid merkezli bir eylemden, şirk merkezli bir eyleme dönüştürülmüştür. Acilen dua eylemindeki şirk unsurlarının temizlenmesi gerekmektedir. Dua, bir şeylerin değişmesinin arayışıdır; durumu kabul etmeme, değiştirme için bir rica, bir tür itirazdır. İlhami Güler´in dediği gibi; dua: ?Allah´a iş yaptırmak değil, Allah´tan iş yapmak için güç istemektir.? Ancak rica veya itiraz edenler sorumluluklarını tam yerine getirmelidirler ki ricaları dinlenmeye değer bulunsun.

 Dua etmeyi hiçbir şey yapmadan Allah´ın verme mecburiyeti gibi düşünenler, Rabbimiz olan Allah´ın bizim marabamız olmadığını unutmamalıdırlar. Kur´an ile bağını kopartan bir toplumun yaptıklarının tezahürlerinden olan dua anlayışı maalesef günümüz Müslümanlarında yaygın olarak görülmektedir. Sünnetullah olarak bildiğimiz yasalara uymadan yapılacak dualar karşılığını bulmayacaktır. Şartları yerine getirmeden yapılacak yakarışlar kuru kuruya söylenen sözden öteye geçmeyecektir. Her tür hastalığa şifa olduğuna inanılan paket dua veya salâvatların tümü Sünnetullah´a aykırı olup, gereği yapılmadığı için kulun Allah´a olan isyanına sebep olacaktır. Mustafa Öztürk Hoca bu konuda şunları söyler: ?Özellikle kandil gecelerinde ağdalı duâlarıyla tanınan duâhanlarımız, ?Ya Rabbe´l-Âlemîn! Filistin sorununu hâllet; Siyonistleri helâk et; DAEŞ´i Sûriye´den def et!´ demekle aynı kapıya çıkan niyazlarda bulunurlar. Bu tür niyazları dinlediğimde hem duâhan hem de sorgusuz-suâlsiz ?âmin´ diyen cemaat için, ?Filistin sorunundan Sûriye meselesine kadar her işi bizzat Allah deruhte edecekse, o zaman siz ne yapar, hangi işe yararsınız?´ diye düşünmekten kendimi alamamışımdır. Bu tür bir Allah ve duâ anlayışında ciddî sakatlıklar bulunduğu kuşkusuzdur. Denebilir ki; ama Kur´ân´da da, ?Rabbimiz!, Ehl-i küfre karşı bize yardım et; bize sabır ve metânet bahşet; ayaklarımızı sâbit-kadem kıl´ meâlinde niyâz ifâdeleri mevcuttur. Kuşkusuz doğrudur; ama bu niyazlar düşmana karşı gerekli tedbirleri kuşanan mü´minlerin dilinden aktarılmıştır. Oysa bizim duâ formlarımızın çoğu, kılımızı kıpırdatmaksızın hemen her türlü meseleyi doğrudan-doğruya Allah´a havâle-ihâle tarzındadır. Dahası pek-çok klişe duâmız, ?O güçlü kudretli halk Arz-ı Mev´ûd´da bulunduğu sürece biz oraya adım atmayız. Sen ve rabbin, gidin onlara karşı savaşın. Biz şuradan şuraya bir adım bile atmayız´ diyerek Hz. Mûsâ´ya isyân eden İsrâiloğulları´nın Arz-ı Mev´ûd´u, Rab Yehova´nın fethetmesini istemesinden farksızdır. Allah´a duâ ağdalı ve fiyakalı retorikle değil, fiille sâbit olur ve Allah katında da bu minvâlde karşılık bulur.?

 ?Dua; aczin ve zilletin sebebi değildir. Dua insanın asaletini ve insani değerleri reddetmez. Dua; muhal, mantıksız ve aklın kabul etmeyeceği şeyleri elde etme aracı değildir. Dua hiçbir surette görevin yerine geçmez, bireyin ve toplumun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Dua, her kesin hayata, topluma ve kaderine karşı sorumluluğundan kurtulmak için bir kaçış bir çıkış yolu değildir. Çirkinlik, seviyesizlik, fesat, hayâsızlık ve ihanet lekesini yıkayıp temizleyen bir madde; suçluyu ve hak etmeyeni mantıksız ve kanunsuz yollarla affettiren ve ona kurtuluş bahşeden bir düzenbazlık değildir.?2

 ?Dua, hangi alanda olursa olsun Allah´ın geniş merhametine ve zenginliğine güvenerek, ortaya herhangi bir irade ve eylem koymadan beleş, hibe olarak bir şey isteme değildir. Allah karşılıksız hibesini insana önceden vermiştir. İnsanın kendi varlığı ve yeryüzündeki bütün rızıklar bu karşılıksız rahmeti, hibeyi ifade eder. İmtihanla insandan istediği bir çaba, irade ve eylem ile O´ndan yardım talep etmektir. Hiçbir şey yapmadan dua ile Allah´tan bir şey istemek onursuz bir dilenciliktir. Dilencinin insanlar nezdindeki haysiyeti ne ise, dua ile Allah´tan ön çabasız yardım isteyenin Allah nezdindeki yeri aynıdır. Onurlu ve akıllı bir insan işin hangi raddesinde Allah´a başvuracağını bilir. Dua etmek için ?yüzün tutması? gerekir. Yüzsüzler (onursuzlar) vara yoğa karşı Allah´a yüzsüzlük ederler.?3

  Modern çağ insanı dua etmeyi bilmiyor ve bilmediği için de büyük ölçüde yitirdiği Rabbi ile arasındaki manevi irtibatı kaybetme noktasına geliyor. Bu uhrevî bağın yerini maddî olgular doldurduğunda ise Rabbini unutan, idealsiz, gelecek tasavvuru olmayan, geleneksiz, inançsız, imânsız, deist veya agnostik, maddeyi putlaştıran özünden uzaklaşan bir insan tipiyle karşılaşıyoruz. 

 Duâ, bunlardan bizi çekip çıkaran, koruyan, bize rûh veren, mânâ veren, anlam veren, bizi Rabbimizle buluşturan, ona yakınlaştıran, onunla muhabbete sevk eden, bizi ?kul idrâki? ile kaynaştıran ve birleştiren, ibadetlerimizin tacı, süsü ve tamamlayıcısı bir varlık bilinci kapısıdır. Duâ, insanı, insan olmak kemâline yakınlaştıran bir yoldur.

 Biz yapmamız gerekeni yapmalıyız ki, dualarımız boşa çıkmasın. Önce fiili dua, sonra kavli dua yapılmalı. Unutmayalım dualar da bir şeye istinaden kabul görürler. Biz görevinizi yaptıktan sonra dua edersek, Allah da ilave bir katkıda bulunur. Duanın bir referansı olduğunu akıldan çıkartmayalım.

 Aliya İzzetbegoviç´in çarpıcı ifadesi ile Kadir geceleri de dua etsek yılın 365 günü sabahtan akşama yalvarsak Allah, kulun eyleme geçme sorumluluğunu yerine getirmeden yaptığı bu dualara cevap vermez, vermiyor da zaten; zira ?sünnetullah?a aykırı bu dualar, çünkü miskin miskin oturduğumuz yerden her şeyi ondan bekliyoruz kendimiz dille dua etme dışında harekete geçmiyoruz.

 Sorumsuzluk, ahlaksızlık, günü kurtarmacılık gibi zafiyetlerden ve düşüklüklerden duaya sığınarak kurtulacağımızı sanıyoruz. Hareket yok, eylem yok. Duayı bir sihirli değnek gibi görüyoruz. Bu tür bir algı bireyciliğin ve bencilliğin tezahürüdür. Hesap günü, hesabımız gerçekten çetin olacak. Elimizle yaptığımızın karşılığını göreceğimizi söyleyen Rabbimize, erdemli işler yapmadan dilimizle yalvarmak sonuç getirir mi? Eylemsiz bir dua, dua mıdır?

 ?Dualarımızın kabul olması için öncelikle esaslı bir tövbede bulunalım.

Öncelikle ?dua, dua edeni değiştirir.?

Dua eden ümitsizlikten çıkar gaybın sahibi Allah´a yaklaşır.

Dua eden, dua ettiği müddetçe korkularından kurtulur. Kıyamet koparken elindeki bir fidanı dikmenin sorumluluğuna ve erdemine gark olur.

Dua eden sorumluluk sahibidir. Bu nedenle sorumluluk sahibi birey, incinmemeyi ve incitmemeyi erdem bilir.

Dua edenler sadece Allah´a teslim olur, iman gücü ile dünyevi bütün güçlere kafa tutar. 

Tövbe edemeyenler dua edemez.

Kendisinden başka kimseleri sevmeyenler dua edemez.

Kibriyle mağrur olanlar dua edemez.

Ah ihlâs ile dua etmeye bir başlayabilsek...?4

???????????????????????????

 1- Hüseyin Bülbül, İktibas, Ekim 2016

2- Ali Şeriati, Anne Baba Biz Suçluyuz, s: 142

3- İlhami Güler, İtikattan İmana,´Onursuz Dilencilik ve Onurlu Yardım Talebi Olarak ?´Dua´´, Ankara 2011, s.95.

4- Fatma Barbarosoğlu, Yeni Şafak