Bugün, 28 Eylül 2021 Salı

Ömer Çakmak


DİJİTAL HAYAT!

Ömer ÇAKMAK Yazdı...


DİJİTAL HAYAT

            Pandemi döneminde dijital ekranlar hayatımızı kuşatmaya başladı. Her yerde her alanda ekranlara bakıyoruz. Okul eğitimlerinin uzaktan yapılması, evden çalışma gibi konulara yoğunlaşınca dijital ekranlar bundan önce hayatımızın bir parçası iken hayatımızın ana unsuru olmaya başladı. Öyle bir hale geldik ki artık ekranların bizatihi içerisine giriyoruz. Ekran ile aradaki mesafe kalkınca insan da makinanın bir parçası haline geldi. Artık kitapları okurken bile göremediğimiz bir satırı elimizle büyütmeye çalışanlara rast gelmeye başladık. Gerçi eline kitap alıp okuyanlar azaldı kitabı  da tabletlerden okumaya başladık.

            Televizyonla hayata adım atan ekranlar özellikle de akıllı telefonlar hayatımıza girdiğinden beri bir çoğumuz doğal hayattan uzaklaşmaya başladı. Güneşi, toprağı, bir dere kenarını, bir ağaç gölgesini aramaz olduk. Topraktan yaratılan, toprakta sükun bulan insan artık bu sükuneti ekranlarda aramaya başladı.Bu ekranlar hayatımızı o kadar etkiler hale geldi ki bir film de ya da dizi de kendimize yakın bulduğumuz ya da olmak istediğimiz bir kişilik gördüğümüzde hemen o moda girmeye başladık. Seyrettiğimiz sanal insanları kendimiz zannediyoruz. Ekran başında biraz çıldırmamız kızmamız bu yüzde. Hepimiz birer Polat alemdar Ya Hızır olmaya başladı.Sonrasında gerçek hayata döndüğümüzde çelişkiler yaşamaya başlıyoruz. Çünkü bilinçaltımız görüntülerle çalışıyor ve bu yüzden izlediğimiz bu görüntüleri de maalesef gerçek zannediyoruz. Hayatımızı artık orijinal olarak yaşayamaz hale geldik. Taklidi bir ömür sürüyoruz. Bize dayatılan sanal bir hayatın mücadelesini veriyoruz. Gösterilen bu sanal yaşam genelde bize bir şey katmıyor. Ama izlemekten ve kendimizi ekranla bir tutmaktan gerçek olmasa da bir mutluluk duyuyoruz. Nefsimize hoş geliyor.

Her şeyde olduğu gibi  bu konuda da hazıra konuyoruz. Kendi hayatımızın senaryosunu, kurgusunu oluşturamıyoruz. Bizde hazırlanmış olan ama bünyemize hiçbir şekilde uymayan batının dayattığı, insan ahlakının sınırlarını zorladığıkurguları yaşamak ise; bizim gibi köklü medeniyete sahip bir millete ağar geliyor. Bu ağırlık hayatımızı çelişkilerle dolduruyor. Toplum olarak bin yılı aşkın olan kültürümüz var. Bu kültür bize Selçuklu’dan Osmanlı’dan geliyor. Biz asil  bir milletiz. Dijital HD ekranlarda bize gösterilen görüntüler bilinçli olarak geçmişle bağımızı kesmeye çalışıyor. Medeniyetimizle neslimiz arasına kalın bir perde geriyor. Nesil hem genetiğini eski kültürünü hem de dayatılan hayatı yaşamaya çalışınca kuşak çatışmasına katkı bulunuyor. Kendi şahsının farkında olmayanlar huzuru kemalatı İslam medeniyetinin mutfağından değil de batı medeniyetinin laboratuvarında hazırlanmış bu dijital ekranlarda bulmaya çalışınca ortaya karışık acayip bir şey çıkıyor.

Medyayı bazıları üçüncü güç olarak nitelerken hayata bu kadar etki edeceğini iyi hesaplamışlar. Dijital dünya bizi içten içe sarsıyor.Eğer olayın farkında olmazsak hayatımızda ki bu makineleri; kültür ve medeniyetimizin süzgecinden geçirmezsek durumuz çok iç açıcı gözükmüyor.