Suyun Destanını Yazan Adam!
Ebubekir PARLAK...Sivas Numune Hastanesi´nde dört tekerlekli arabasıyla, buğday tenli bu suskun adam, ölmemesi gereken bir erdemi sundu taşlaşmış kalabalıklara. “Su parasızdır” levhasıyla, insanların peşinden koştuğu her şeyi gölgede bırakarak yaşadı.
Tarih: 20.10.2018 21:10:46/ 1335okunma / 1yorum

 

 “Allı turnam bizim ile varırsan 
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle 
Eğer bizi suâl eden olursa 
Boynu bükük, benzi soluk, yâr söyle” 

O güzel nâme, ondan başkasına emanet edilemezdi zaten. Göğün en yükseğinden geçen her turna katarı, insanı heyecanlandırır, bahara yine gelmeleri için, temenniler tutulurdu yüreklerde. 
** 
Azımızın çok kabul edildiği, bir dünyanın filizleriydik. Kıtlık, kapımıza hiç uğramazdı. Kanaat, en samimi yârenimizdi. Sofralarımız, önce tuzu konuk ederdi; Yusuf´un arpa ekmeğini konuk etmesi gibi. Yeri geldiğinde, yavan ekmeğe tuz katık olur, Kerbela yangınına dönen yüreği, bir tas su ferahlatırdı…

**

Kapı hemencecik çalınır diye, bir tabak hep fazladan bekletilirdi. Sıcacık çorba, daha boğazımızdan geçmeden, hemen bir kase, komşumuzun sofrasına inerdi. Hani, apansız bir misafir gelip, evimizi şenlendirir diye, gözler kapıda kalırdı. Misafirin getirdiği kısmet, aylarca dolanıp dururdu o hanenin yanı başında…

Bayramlar iple çekilir ve dolapta bayramlıklar, günler öncesinden yerlerini alırdı. Neşeli bayramlıkların yanı sıra, buruk bayramlıklar da yasla şekillenirdi bazen... Yasa bürünmüş buruk bayramlıklar…Bayramlığa bürünmüş, buruk yaslar…

Küsler barışır, kin ve nefret, bir yılkının sırtında Kâf Dağı´na gönderilirdi, bir daha gelmemek üzere. Bayram yemeği acelece yenir, rengârenk şekerlerle cepler doldurulup, yemyeşil çayırlarda uçurtmalar uçurulurdu, göğü kıskandırırcasına.

Hep dik durulurdu. Dik duruşun bedeli ağır da olsa, bedeli ödenir ama eğilinilmezdi...    
** 
   Her gece Ay Dede, ıslıkla selamlanırdı tepelerin ardından.“Bir baş kuru soğan, bir parça kuru ekmek” kavilleşmesi yapılırdı, gözlerden ırak yerlerde. 
   Sulardan destanlar okur, damla damla şiirler süzülürdü gönüllerde. Hep Mecnun´un hikâyesi, yürekleri dağlardı nedense. Bir damla gözyaşını, kuru yaprağın üzerinde, ceylanla Leyla´ya göndermesi, daha bir umutlandırırdı Anadolu yürekleri. Her ırmak kenarına uğrayışında, hani Leyla da susuzdur diye içmeyip berrak sulardan, seslenirdi avare akan derelere: Su, Leyla´yı gördün mü? Su, Leyla´ya selam götür. Su, Leyla´yı al da getir... Su, su, su...

**

Ve Ferhat, kazmasıyla çıkıp gelirdi masallardan ansızın. Her kazma darbesinde, Şirin´in gül yüzünü görüp, daha bir delerdi yüce dağları. Sonra hayal meyal, sanki Şirin ona seslenirdi nazenin bakışlarla: 


Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin
**
Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri
Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin

**

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey

Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin 
** 

Anne seninle bağrın döğer gider mi acı

Hanidir Ferhad´dan aldığın ders taş senin

**
Sen de mi taşla bir oldun ey sevgili 

İşitmez oldun beni kalbin taştan taş senin

**

Nereye koysam seni söyle ey yüreğim
Bir gün beni ele verir bu güçlü atış senin” 

 “Su gibi aziz ol” temennileri gönülleri genişletir, gidenlerin ardına su dökülürdü; menziline kazasız, belasız ulaşsın diye.

Hafakanlar bastığında düşleri, onu sadece suya anlatır ve hemencecik rahatlanılırdı... 

**

Gönül çeşmesinden doldurulan bir tas su, içleri serinletir, verene minnet duyulurdu. Hele hastaya o su hayat verir, yeni dünyaların kapıları aralanırdı: 
“Bir hastaya vardın ise, 
Bir yudum su verdin ise, 
Yarin orda karşu gele, 
Ab-ı hayat içmiş gibi” 

 Kent meczupları, şehrimizi talan ede dursun, bir gül çağının çocuğu yaşadı Kültür Şehri Sivas´ta. Parlak bir yüreği, Ebubekir´leştirmiş bir suskun adam. Ebubekir PARLAK…

Sivas Numune Hastanesi´nde dört tekerlekli arabasıyla, buğday tenli bu suskun adam, ölmemesi gereken bir erdemi sundu taşlaşmış kalabalıklara. “Su parasızdır” levhasıyla, insanların peşinden koştuğu her şeyi gölgede bırakarak yaşadı. 

**
Hikâyesi olsa gerek diye sıkıştırdım, her gördüğümde. O kadar gizemli bir suskunluğu vardı ki, anlatamam. Yanında yürüyüp, konuşturmaya çalışıyorum; ama bir türlü konuşmuyordu. Suyu bitince de, tatlı suyun olduğu yere gidip, kaplarını doldurup, yine karışıyordu kalabalıklara. Suskunluğu daha bir meraklandırıyordu insanı. Suskunluğun o bilge, o asil, o nazenin duruşunu şiirleştiriyordu sanki esmer suretinde. 

**
Kesik kesik anlattıkları, eski zaman seyyahlarının fırtınalar yüklü çeteleleri gibi, gerisin geri bir geniz yanmasına sebep oluyordu. Bir koşu gidip getirilen ve dönüşte yıkılan bir umudun, soy sendelemesi titretiyordu su dağıtan ellerini. 

**
 Geldiğinde, yapayalnız kalışın öyküsünü saklıyordu nasırlı yüreğinde. Hayat arkadaşına, bir yudum su getirmek için koşan yorgun bedeni, geldiğinde onu görememenin iç burkan nedametiyle titriyordu.

Bir kaybı bin kayıp sanıp, bütün acıları omuzlarına yükleyip, yudum yudum tatlı su veriyordu yanan gönüllere. Üzerinde, uzun ömrü birlikte yaşadığının, el örmesi hırkasını hiç çıkarmadan, “bana bir yudum su ver” sesini duyar gibi, koşturuyor suyu, hastaların yanına.

Yol arkadaşına, bir tas suyu yetiştirememenin acısıyla, bütün bağrı yanık hastalara, ona su verirmiş gibi veriyor suyunu…. 

**
 Yıllardır bir hatıraya, ancak bu kadar sâdık kalınır değil mi? Kalabalıkların meraklı gözlerine hiç aldırmadan, bir yudum soğuk suyla yürekleri serinletti Sivas´ın sıcağında... 
** 
Sahi, böyle güzel vefâları, ne çokta özledik son yıllarda... Suyun üzerine sevda şiiri yazan, Sivas´ın buğday benizli suskun adamını, anlamaya ne kadar da ihtiyacımız var...

 Nice hikâyesi olanlara inat, O, bir tek hikâyenin sırrına dağıttı gönül çeşmesini cömertçe. Onun ellerinden su içen herkes, belki de, öyküsünü daha dinlemeden, nakış nakış yüreğinden çözüyorlardı bir yumak gibi.“Tatlı su parasızdır”sözü, alışık olmadığımız iç geçirişleri getiriyor maddeleşmiş ruhlarımıza...

Ve gün oldu, devran döndü, suya adanan bir ömür, bağbozumu sonunda, başıboş dolaşan sular gibi, toprağın bağrında yok oldu gitti. Bir vefaya adanan su sevdası, çökmüş omuzlarda, varlığını epey bir zaman sürdürdükten sonra, yavaş yavaş seyreyledi cânânının yanına…

                                                                                                                        OSMAN ÇELİK   








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: Suyun Destanını Yazan Adam
Okuyucu Yorumları (1 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Serdar Gök
21.10.2018 10:19:49
Çok teşekkür ederim size
Kaf Dağı İnsan Yüreğidir
Kaf Dağı İnsan Yüreğidir
Bu otuz kuş anlamış ki, gerçek yolculuk samimi ve çileli olandır. Kendinden bildiğin uğruna, kendi yüreğini hesaba çekmedir gerçek yolculuk…
Ferhat İle Şirin
Ferhat İle Şirin
Kazmayı kayalara vura vura Şirin´e uzanan yolları ilmek ilmek dokuyan Ferhat,zaman ve mekan aşan utandırılmış sevdaların da timsali olagelmiştir.Sevgiliye ulaşmak için yıllara yayılan umut, sevda ve hasret vakti zamanı gelince bir su yolu olur ve uzanır dağlardan dağlara.Yüreğin en dip labirentlerinde okyanusları barındıran nice giz seyrangahı, bir nakkaş titizliğiyle işlenerek dönüşüverir elmasa…
bir ZARİFOĞLU şiiri
bir ZARİFOĞLU şiiri
İsmimim baş harfleri acz tutuyor
Bir SİVAS Hatırası...
Bir SİVAS Hatırası...
"Kendine gel SİVASLI Kirkor! Sen yokluklardan gelen birisisin. Ananın ağıtları ile büyüdün. Bulgur pilavı yanına çok zaman turşu bile bulamazdın. Böbürlenmen ne ola ki”
Bir SİVAS Hatırası...
Bir SİVAS Hatırası...
“O yıllarda köy 50 hane kadardı. Derleme toplama bir köy idi. Sürgün köyü sayılırdı. Hatrımda doğru kaldı ise 20 hane kadar TÜRK, 10 Hane kadar Kürt, 10 Hane kadar Ermeni 2 Hane kadar Rum 2 HANE kadar Çerkez yaşayan ilginç bir köydü. Bir SENARİST olsa o köyden çok film yapardı. Konan göçen çok olurdu. JANDARMADA eksik olmazdı.
Karanlık Dünyanın Aydınlık Yüzü
Karanlık Dünyanın Aydınlık Yüzü
Toprağa da âşık olunur mu demeyin. Âşık olunur, hem de delice…Toprak ki cömert ellerini açar hiç kapamaksızın.
İşte, İki GÖNÜL İnsanı!
İşte, İki GÖNÜL İnsanı!
SİVAS´ın KUTUP YILDIZI İhramcızade İsmail Hakkı Toprak´ın, AŞIK VEYSEL´in “KARA TOPRAK” şiirini çok sevdiği ve bunun ezgisini söyleterek göz yaşı döktüğü öğrenildi.
Mustafa BALEL´in Yeni Romanı
Mustafa BALEL´in Yeni Romanı
Türk Edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan hemşehrimiz Mustafa BALEL, bir birinden güzel eserler ile yine gündemde.BALEL´in konusu SİVAS´ta geçen “Koç İbrahim´in Medrese Turu” isimli romanı okurlarla buluştu.
Uzun Hikaye
Uzun Hikaye
/başkalarının derdi gelip bana çarpıyor/
TAŞHAN...
TAŞHAN...
/Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla/
Bir SİVAS Hatırası...
Bir SİVAS Hatırası...
Ben küçüktüm o zaman ağlayamamıştım ama aha şimdi bu yazıyı yazarken o anı anımsıyorum ve şimdi AĞLIYORUM…Gözyaşı borcumu ödüyorum.
Kadim Emanetin Vefalı Ustası
Kadim Emanetin Vefalı Ustası
Şey Ustam o eller senin miydi? Senin miydi, o nasırlı ellerden süzülen zamanın seyri alemi? Senin miydi o eller ustam? Nakış nakış yüreğinden süzdüğün giz seyrangahı?Zamana kayıt düşen anlar, bir mehterin içleri aydınlatan rayıhasını, ilmek ilmek yürekleri işleyen o nasırlı eller senin miydi ustam?
Küpeli Çöreği
Küpeli Çöreği
Tecer Dağı yakını köylerden KÜPELİ köylüler var idi hatırlamaktayım. Bağdaş kurup akşam yemek yiyip değirmen sırası gözetmekte idiler
Bunu İlk Defa Duyacaksınız!
Bunu İlk Defa Duyacaksınız!
SİVAS´ın “görünmeyen üniversitesi” olan Şah Dede İhramcızade İsmail Hakkı Hazretleri, ölümünün ardından yıllar geçmesine rağmen sevgiyle anılıyor. İnsanlara, sevgiyi ve birlik beraberliği öğütleyen Şah Dede´nin, Sivas dışında da önemli bir seven kitlesi bulunuyor.
Ağır ağır ölürler!
Ağır ağır ölürler!
Ağır ağır ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar