Şimdi Gurbeti Bildin mi Öğretmen Bey?
Belki yüz kere tekrarladım ilk görev yerimi: ZARA Ütükyurdu Köyü, ZARA Ütükyurdu Köyü...
Tarih: 17.11.2016 16:53:31/ 4319okunma / 1yorum

 

/çalıya tüneyecek bir kuşsun/
derdi annem
uzak bir ıslık misali
habeş´e yakındı kader
gecenin hüznü daha söyleşmeden
ütükyurdu´nda sabah olmazdı
varsın raks etsin değirmende
/cinler ve periler/ ne gam
benim söyleyecek daha çok şeyim var
kösedağ´a inen kırağılara
dokunmayı daha öğrenemeden
ellerim yandı hatıralardan

                                                                                   

Zaman, ince uzun şiirini, yüreğimin en ıssız bölgelerine göndermişti yine. Tain emri elime ulaştığında, kırık bir ışık yayıldı içime. Belki yüz kere tekrarladım ilk görev yerimi: Zara Ütükyurdu Köyü, Zara Ütükyurdu Köyü...

Takvimler, 1997´nin Kasım ayını gösteriyordu. Ve yeni bir hayat, Zara´da beni bekliyordu.  Zara´ya varır varmaz köyün muhtarını buldum. Karanlık çökünce, köye doğru traktörle yola çıktık. Traktörün uğultulu sesi, beni yavaş yavaş yeni maceralar yaşayacağım Ütükyurdu Köyü´ne doğru götürüyordu. Muhtar Musalim,  dikkatli tavırlarıyla beni soru yağmuruna tutmaya başladı:

-- Hoca kaç yaşındasın?
-- 1975 doğumluyum muhtar.
-- Ya... çocukmuşsun hoca be...

Çocukmuşsun sözü biraz gücüme gitti ama aldırmadım. Oysa çocuk değildim... İlk geceyi muhtarın köye 2 km. uzaktaki, “Kabalaklı” adlı mezrasında geçirdim. Elektrikler yoktu. Gaz lambasının alevleri, “titreye titreye” etrafı kırmızımsı bir renge bürüyordu. O an çocukluk günleri depreşti içimde. Çocukluk yıllarımda, her elektrik gitmesinde kullandığımız ve benim çocukça sevinçler duyduğum, “idareli ve gaz lambalı” sessizlik, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmeye başladı…

Mezradan köye doğru hareket etmeye başlamadan, çok ötelerde muhteşem bir dağ arzı endam ediyordu. Muhtar o dağın “Kösedağ” olduğunu söyledi. Aman Allahım bu ne güzellikti. Ötelerde, başına inmiş kırağılarla, mağrur bir destanı haykırıyordu sanki.

**

Sabahın erkeninde, yeni öğretmenin geldiğini duyan öğrenciler, ürkek kırlangıçlar gibi köşe başlarından sökün ediyorlardı.

Onların pırıl pırıl yüzlerini görünce, içime bir ümit yayıldı. Öyle ya, iki aydır öğretmensiz olan bu kardelenleri, zaman geçirmeden hayata hazırlamalıydım. Zaten GİRESUN´da Üniversitede okurken, arkadaşlarımızla birbirimize söz vermiştik; gittiğimiz her yerde, hiçbir bahanenin ardına sığınmadan, o güzel çocukları en iyi şekilde yetiştirmeye. Tükenmeyen bir enerjiyle, bütün öğrendiklerimi öğretmeye çalışıyordum. Hafta sonları da boş durmuyor; çocuklara, tiyatro ve şiir okuma çalışmaları yaptırıyordum. 

**

Lojman, köyün çok dışındaydı. Gece, up uzun servilerde konaklayan saksağanlar, yalnızlık ve anılar sıra ile gelip çay içerlerdi kanepenin bir köşesinde. O zaman anlamaya başlamıştım, insansız geçen günlerin zorluğunu… “Meğer ne zormuş insansız kalmak.”

Nerden geldiğini pek anlayamadığım, sahipsiz bir köpek peydah olmuştu son günlerde. Okulun hemen kapısına, demirlemişti sanki. Kimse sahiplenmediği için, hay hay diye buyur etmiştim. Yemek artıklarının devamlı müdavimi olmanın da ötesinde, her tıkırtıya kulak kabartan bir sahiplenme içindeydi.

Özellikle dolunaylı gecelerde, gür ormanların ardından, usul usul yükselen ayı seyretmekte, şairane hazlar duyardım. Hele o gece “Süreyya yıldızları” da arzı endam etmişse, bir başka olurdu gecenin seyri âlemi. Kuşların, o nazenin şakımaları da gecenin eksik olan musikisini tamamlardı…    

***

Öğretmenlik günleri yavaş yavaş ilerliyor ve ben akşamları iple çekiyordum; kitapların sıcaklığıyla yüreğimi ısıtmak için. Yatmadan yarım saat önce de, mutad olduğu üzere günlüğüme, o gün yaşananları kayıt düşüyor ve sonra uykunun ürkek tıkırtılarına bırakıyordum kendimi.

Öyle ya, uzak bir köydeki öğretmenin hayatı, ancak kendisini ilgilendirirdi; ama yine de yazma tutkusunun hep esiriydim yıllardır.

İlçeye, epey uzaktı Ütükyurdu Köyü. Dağların ortasında, etrafı ormanlarla kaplı şirin bir köydü. Köyün ortasından geçen “Habeş Çayı”, coşkusunu hiç yitirmiyordu. Akşam okul çıkışı, muhakkak ırmağın kıyısında dolaşır, Habeş´in gürül gürül söyleşmesini seyreder, yeni yazdığım en güzel şiirleri de onun boz bulanık kollarına bırakırdım.

** 

Hele yollar kardan kapanıp, rüzgârın uğultusu etrafı kasıp kavurdukça daha bir zevk duyardım hayattan. Sobanın üzerinde ısıttığım ekmeklerin içine, köy peynirini caba ederek dünyanın en güzel kahvaltısını da yaptığımı unutamam. “Lisan Emmi”nin, onca karı tipiyi tepeleye tepeleye, bana taze ekmek getirmesi, parayla pulla ölçülmeyecek kadar değerliydi.

Kış olur, boran olur, fırtına olur, yollar günlerce kardan kapanır lakin kimse yüreklere giden yolları kapatmazdı bu köyde.Kütüklerin üzerinde yenilen akşam yemeklerinin ardından, nükteler, şakalar gırla giderdi. Elbette beni de, -köylerinin öğretmenini de- başköşeye konuk ederlerdi. Yaşlı başlı adamların bana başköşede yer vermeleri, beni mahcup ederdi. Öyle ya kendinden bildiğini, elbette bağrına basar bizim insanımız.   

Uzun kış akşamlarında, Zara kilimi dokuyan kadınların desenlere verdikleri o muhteşem nakışları gördükçe, içime kekremsi bir huzur yayılırdı.Sanki koca bir sahne idi ÜTÜKYURDU KÖYÜ. Uzun kış gecelerinde hayatı oyunlaştırırdı bu insanlar. Hubuyar Abi kaval çalar, Kaya Emmi şaka yapar,Maser Emmi Sivas´ın bütün köylerini tek tek sayar,Ali Paşa Dayı gurbet anılarını anlatır,Mustafa Hoca titrek sesi ile dua ederdi Cuma sonralarında...

Haki Abi de elini kulağına atıp zangır zangır duvarları titrete titrete Kösedağ türküsünü söylerdi;

"Kösedağı derler büyük manzara
Bir yanı Suşehri bir yanı Zara
Otur çiçekliye zülfünü tara
Durup eğlenmeli burda bir zaman"

Çok yer görmüş, çok yer gezmiştim ama başka bir güzeldi, bu Zara ve insanları.

 **

En çok Salı günlerini seviyordum. Çünkü Salı günü ilçeye giden köyün sıra dışı “Posta Acentesi Akif  POLAT, bana gelen beyaz güvercinleri, kapısının önünden geçen öğrencilerimle gönderirdi. Mektupları gönderirken çocuklara, “hoca akşam yemeğe gelsin, taze kömbe yaptırıyorum” diye de sıkı sıkı tembihlerdi.

Öğrencilerimin, heyecanlı bir şekilde kapıyı tıklamasından anlardım; dostların bize güvercinler uçurduğunu.

Dudaklarını büzerek konuşan küçük öğrencilerim:

“Öğretmeniiiiiim bu mektuplar sizinmiş...” diye bir tomar mektubu uzatırlardı; masumiyet kokan mini mini ellerinden. Dünyanın hazinelerini verseler, değişmezdim o mektuplarla.

Giresun´dan, Konya´dan, Ordu´dan, Van´dan, Kanada´dan, Rize´den,İstanbul´dan…, kanat çırpan mektuplar, tap taze haberler salıverirlerdi içime…

Ah o mektuplar, ah o mektuplar… İçlerinde yürek kokan, arkadaşlık kokan, vefa kokan, insan kokan mektuplar…

**

Öykülerle tanışıklığımdan olsa gerek, Halis Dayı adlı yaşlı birinin hal ve hareketleri, dikkatimden hiç kaçmıyordu.  Tuhaf bir hali vardı sanki. Kaç yıllık mürekkep yalamış halimle çözemedim, gözlerinde taşıdığı bulmacayı. Kırık bir hayatı taşıyordu sanki yaşlı omuzlarında.  Köyün yakın mezrasında otururdu. Her gittiği yere, can yoldaşı doru bir atla giderdi. 

Mezradan köye her gelişinde, muhakkak benim yanıma uğrar, bir ihtiyacımın olup olmadığını sorduktan sonra; atını bağlar, sınıfa girip, bana ve öğrencilerime şeker, leblebi ve üzüm verirdi.

Hiç bitmezdi cebindeki bereket. Küçük bir evdi sanki atın heybesi. Leblebi, şeker, ekmek hiç eksik olmazdı yanından.

Halis Dayı´nın bu hareketi, çok hoşuma giderdi. Ne yalan söyleyeyim, bazen öğrencilerimle Halis dayı´nın yolunu gözlerdik;  o nefis leblebilerden tadıp, iltifat dolu cümlelerini duymak için. 

**

Bir ara, atın üzerindeki eyer dikkatimi çekmişti. Özellikle eyerin üzerine titizlikle işlenen bir fotoğraf, daha da meraka salıyordu ruhumu. Yağız bir delikanlının hafif tebessümlü fotoğrafı, buruk bir şiiri okuyordu sanki.

Halis Dayı ata binmeden önce, o resmi hafifçe okşardı nasırlı elleriyle. Fotoğrafa her bakmasında, depremleri andıran titremeler yayılırdı yaşlı bedenine. Hiç kaçmıyordu, bu ayrıntılar gözlerimden.

Ne zaman bu sırrı sormaya yeltensem, yutkunup kalır, bir türlü soramazdım. Ama sezerdim, o resimli eyerde hatıralar saklı olduğunu. O da anlamış olacak ki, anlatmaya başladı titrek sesiyle:

“O resim Mahir´im hoca. O, benim gözümün bebeği. Mahir gideli gurbetteyim. Sen kendini gurbette mi sandın? Gurbette olan benim.Şimdi gurbeti bildin mi öğretmen bey?...”

Ne güzel cümlelerdi bunlar. Onlarca ciltlik kitabın anlatamayacağı, gurbeti özetleme haliydi sanki. İçim yandı anlattıklarına. Biran, yerkürenin bütün sarsıntılarını bedenimde hissettim. Yüreğimdeki kuşlar, çoktan kıyıya vurmaya başlamışlardı bile...

Halis Dayı´nın anlattıklarını öğrencilerim açıkladılar, O gidince:

“Öğretmenim, o eyerdeki resim var ya, Halis dayı´nın bir kazada kaybettiği oğlu Mahir. O, o günden beri hep ağlar durur...”

***

Hele bir seferinde okulun karşısındaki ırmağın kıyısına atını ağaca bağlamış ve uzun söğüt ağacına yorgun bedenini dayayıp “Mahirim” diye ağladığına şahit olmam daha bir sarsmıştı içimin derinliklerini…

Bir müddet kurtulamadım bu hazin hikâyenin iç yakan anlatımından. Ne zaman Halis Dayı´yı görsem, ne zaman okulun önünden rahvan atıyla sükûnetle geçse, içimin volkanlar kaynardı sanki.

Ve apansız bir dörtlük, o günden beri, hiç yalnız bırakmadı dudaklarımı:

“Ne arzum, ne emelim
Yaralanmış bir elim
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde”

Neydi, bu uzak dağ köyünde bir şeyleri anlaşılmaz kılan, anlayamadım.  Sevilenlerin yokluğuymuş insanı gurbete atan; ancak o zaman öğrendim. Hasretin yaktığı bir yüreği, çiçeği burnunda bir öğretmene öğreten hayatı, hala anlayabilmiş değilim.

Yoksa hayat bir tiyatro oyunuydu da bize ara ara bazı şeyler mi fısıldamaktaydı?

                                                                            OSMAN ÇELİK











Kaynak:

Okuyucu Yorumları (1 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
erdal
18.11.2016 08:53:21
ne güzel de anlatmışsınız, kaleminize yüreğinize sağlık
Bu Mudur İşte Budur!
Bu Mudur İşte Budur!
SİVAS´ta Milli Eğitim Bakanlığı´nın müfredat çalışmalarına önemli bir katkı sunuldu. İlkokul 4´üncü sınıf öğrencilerinin, Devlet okullarında ilk defa gerçekleştirdikleri KALİGRAFİ çalışması beğeni topladı. Aynı zamanda 3 adet ŞİİR KİTABI da çıkaran sınıf, şehrin eğitim ufkuna önemli katkı sağladı.
Eğitimciler Sahne Alacak
Eğitimciler Sahne Alacak
Milli Eğitim Müdürlüğü Tiyatro Topluluğu kuruyor. Merkezde görev yapan öğretmenlerden gönüllülük esasına dayalı bir tiyatro ekibi kurulacağı ve bu vesileyle yılardır bir ayağı eksik olan sanat ve kültür çalışmalarına yeni bir kapı açılacağı bilgisine ulaşıldı.
ÇALIŞMAMA DÜZENİNE NEŞTER
ÇALIŞMAMA DÜZENİNE NEŞTER
Artık çalışmayan okul idarecilerinin görevlerine son verilecek. Çalışmama üzerine bir düzen kuran, yeniliğe kapalı, eğitim için zerrece çaba göstermeyip günü kurtarıp şehrin ve ülkenin eğitim geleceğine İHANET EDEN okul idarecilerinin görevlerine son verilecek. Geçen yıl çalışmayıp okulları adeta batıran, kurum kültürünü oluşturmayıp, devlet işleyişini bereleyen Okul İdarecilerin tespit edildiği lakin onlarla ilgili bir işlemin neden yapılmadığının VALİ GÜL´e izahının yapılıp yapılmadığı merak ediliyor.
5000 ÖĞRENCİ BURSU TAMAM
5000 ÖĞRENCİ BURSU TAMAM
Proje üreten, çalışkan, dedikodulara prim vermeyen şehrin uzun süredir özlemini duyduğu Vali portresini bir anda dolduran Davut Gül´le birlikte kurumlar çalışmaya başlarken atılan adımlarda halkın yüzünü güldürmeye başladı. Ülkenin geçtiği sıkıntılı sürece rağmen Davut Gül öğrencileri unutmadı ve hiç bir resmi kurumun girişimi olmayan bursa yönelik çalışmaları tamamladı.
VALİLİK´ten Güzel Proje
VALİLİK´ten Güzel Proje
SİVAS VALİLİĞİ´nin bu sene başlattığı şehrin değerlerini gelecek nesillere aktarma projesinin ilk adımı olan “Dedem Kadı Burhaneddin” öğrencilerle buluştu.
Büyük Sivas´ın Temelleri Atılmaya Başlıyor...
Büyük Sivas´ın Temelleri Atılmaya Başlıyor...
15 Temmuz darbe girişiminden kısa bir süre önce ilimize son valiler kararnamesiyle atanan Davut Gül genç ve dinamik görüntüsüyle umut ışığı oldu.
Yeni Kurulacak Üniversite Fırsata Çevrilmeli
Yeni Kurulacak Üniversite Fırsata Çevrilmeli
Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan MİLLİ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ´nin Milli Mücadelenin merkezi olan SİVAS´ta da kurulması gereği ifade ediliyor.Olası üniversitenin kurulması durumunda Tarihi JANDARMA BİNASI´nın da REKTÖRLÜK binası olarak işlev görebileceği görüşleri dile getiriliyor.
Sivas´ın Gururu REKTÖR Atandı
Sivas´ın Gururu REKTÖR Atandı
Akdeniz Üniversitesi´nde başarılı çalışmaları ile tanınan SİVAS´ın gururu hemşehrimiz Prof. Dr. Mustafa ÜNAL, REKTÖR olarak atandı. Başarılı bir bilim insanı olan ÜNAL´ın atanması Sivas´ta sevinçle karşılandı.
Öğrencileri Yine Sevindirdi
Öğrencileri Yine Sevindirdi
SİVAS´ın yetiştirdiği bilim insanı Prof.Dr. Recep TOPARLI, şehirdeki bütün güzel çalışmalara önemli katkılar sunuyor. Eğitim, kültür, ve sanat çalışmalarını yakından takip eden TOPARLI, bu çalışmalar içinde olanları da teşvik ediyor. KALİGRAFİ eğitimi alan öğrencileri de tebrik eden TOPARLI, onlara çeşitli hediyeler verdi.
Eğitimde Yenilikçilik Adımı
Eğitimde Yenilikçilik Adımı
Türkiye´de, Devlet ve Özel okullarda olmayan bir uygulama SİVAS´ta hayata geçti. Serbest Etkinlikler Dersi´nde ilk defa uygulanan “KALİGRAFİ” eğitiminde başarılı sonuçlar elde edildi.Eğitimde yenilikçilik adına güzel bir adım atılırken, ileriki yıllarda bu çalışmanın sistemleştirilerek bütün TÜRKİYE´ye yayılması bekleniyor. Tabaklara KALİGRAFİ ile annelerinin adını yazan öğrenciler, bu tabakları annelerine hediye ettiler.
Bu Mudur İşte Budur
Bu Mudur İşte Budur
Sivas´ta eğitimin kalitesinin yükseltilmesine yönelik fedakar eğitimcilerin sıra dışı gayretleri devam ediyor. Bir yıl boyunca ele emeği göz nuru olarak minik öğrencilerle ortaya konulan çalışmalar okul koridorlarında sergilendi. Veliler tarafından çok beğenilen sergiyi Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Ahmet SEVİM´de gezerek bu güzel çalışmayı hayata geçiren Ana Sınıfı Öğretmeni Müge KOCA´ya teşekkür etti.
Bakanlıktan Devrim Gibi Adım
Bakanlıktan Devrim Gibi Adım
Milli Eğitim Bakanlığı gelecek yıl itibariye devrim gibi uygulamalar yapacak. Duygusuz ve bilinçsiz nesillerin oluşmasını engellemek için, öğrencilerin iç dünyasını şekillendirecek uygulamalara geçecek.
İskender ÇANKAYA İle Söyleşi...
İskender ÇANKAYA İle Söyleşi...
Öğretmen, Evliya Çelebi gibidir. Dolanır durur memleketin dört bir bucağını. Acıya, hasrete, sevdaya burun kıvırmadan konuk eder, hayatın her bir cümlesini. Karlı dağların, engin ovaların, geçit vermeyen yolların hayat türküsünü söyleye söyleye, öte diyarlardaki kardelenlerle söyleşir. İşte örnek bir öğretmenin hayatından kesitler sunacağız bu haftaki söyleşide. İmkânsızlığın ne demek olduğuna aldırmayan, bütün varlığıyla yeni şeyler öğretmek için didinip duran, bu satırların yazarında da büyük emeği bulunan İskender ÇANKAYA´nın gönül iklimine uğrayacağız sizinle. Buyurun efendim…
Bu Mudur, İşte Budur
Bu Mudur, İşte Budur
Kitabi medeniyet bilincinin yitirilmemesi ve yeniden diriltilmesini hedefleyen temel çalışmalar devam ediyor. Bu vesileyle çocuklara bu bilincin verilmesi amacıyla kitap çıkarıldı. Öğrencilerin tuttukları “günlükler” yayınlanarak eğitimde örnek bir adım atıldı.
Bu Mudur, İşte Budur!
Bu Mudur, İşte Budur!
SİVAS´ın eğitimde kabuğunu kırması için fedakâr eğitimciler devasa gayretler gösterip, önemli etkinliklerle, şehrin eğitim ufkuna entelektüel katkılar sunmaya devam ediyorlar.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
02:41 04:56 12:44 16:42 20:15 22:09
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar