Bugün, 24 Temmuz 2021 Cumartesi


Anahtar Kelimeler: SESSİZ ŞEHİR

SESSİZ ŞEHİR

Ömer ÇAKMAK Yazdı...

SESSİZ ŞEHİR

 Dünya içinde bilinmez bir dünya, şehir içinde farklı bir şehir. Kimine göre bir istirahat yeri kimine göre bir başlangıç. Gözleri yaşama kapalı, hayata açık olarak şehrin tepesinden şehri seyredenlerin diyarı. Dili olmadan anlayanlara çok şey ifade eden, susmanın etkileyici ve sarsıcı tarafını yansıtan bir şehir. Hayatın anlamı ne, sonumuz ne olacak, nerden geldik nereye gidiyoruz, sahi biz neyiz kimiz gibi sorulara cevap bulmak isteyenlerin, sözün kelimeye cümleye düşmeden anlatıldığı bir şehir burası.

 Dünya ile ahiret arasında bir yer. Öyle bir yer ki bu mekanda yaşanılanın ne olduğu bilinmiyor. Oraya ulaşanlar; dünya aleminde belirli yerleri olmayıp her an her yere her coğrafyaya gidecekken hatta oradan oraya koşarken bu şehre vardıklarında yerlerini sabitledikleri bir mekan. Ayakta yürürken, sevilen sayılan yürekte yer edinmişlerin, kalıcı olarak mekana açılan, aldığı dua hediyeleri ile huzur ve sükun bulduğu cennetin seyredildiği hadislerle bize bildirilen üzeri toprak bacalarla kaplı haneleri. Allah’ın geçici şehirlere serpiştirdiği görünce ahireti hatırlatan bir nevi dinlenme tesisleri. Sevilmeyen zalimlerin ayakta olması etrafı şer görülenlerin hesap gördüğü, üstü toprak içi ateş olduğu yine hadislerle cehennemin seyredildiği bildirilen haneler. Bu şehir ki ab-ı hayatın ölümsüzlüğün adeta bir kapısı penceresi.

 Bu şehirler aynı zamanda hayatın bir hafızası. Yaşanmışlığın bir hafıza kartı. Bu şehirler ki görünürde taş toprak gibi görünse de önce buraya taşınanlarla ilgili yaşadıklarınızı sonra ebediyeti hatırlatan bir hafıza. Öyle önemli görevleri ve özel anlamları var ki, sesli şehirlerin sessiz ama daimi ve gerçek sahiplerinin mekanı. Buralar adeta bir canlı bahçe. Cahit Zarifoğlu’nun bir tabut, içinde ben içimde sen dediği yer. Sesli şehrin bu sessiz hafıza kartına sahip çıkılmazsa kültürün medeniyetin geçmişle bağın kopması sonucu aslın ve neslin kaybolma tehlikesi yaşadığı bir yer.

Bizlerle bu şehir o kadar iç içe ki, gündelik hayatın asli bir unsuru olarak kültürün inşasını ve sürekliliğini teminat altına alıyor. Hayata küsmek bir yana hayata anlam katan, fanilik duygusunu ebedi olana işaret ederken insanı dünyaya bağlanmak gafletinden kurtaran bir şehir. Bu şehrin inşa edilmesi, sesleri kesilmiş nefesleri ellerinden alınmış ahalisine için değil, bizatihi sesi soluğu olan bizler için bin bir anlam ifade eder. Sesleri olmayanlar için şehir kurulsa ne yazar kurulmasa ne yazar. Onların oradaki haline burada bir inşa yapılması fayda ve zararı olmaz. Ancak inşa edilen bu yapılar ile onların yerini bilir ve tanırız. Bu sayede de burada yani sessiz şehir de yaşayanlar dilleri olmadan bize öyle şeyler anlatırlar ki onların hallerine göre inşirah huzur buluruz. 

 Sesleri ile bağıra bağıra bir şeyler anlatma derdine düşenler görmese de bu şehir de bitmeyecek ebediyete kapı açan bir hayat vardır. Eğer bunu görebilirsek bizde hayat buluruz. Bazen de hayatında zor günler yaşayanların bu şehirden yardım gördüğüne dahi şahitlik edenler vardır. Mahallesi sokağı evleri olan insanlığın bu fıtrat şehrini görünce kendimize geliriz. Gördüklerimizden sonra kendi hikayelerimizin daha iyi olması ve bu şehre gittiğimizde rahat etmek, orada güzel mekanlarda konaklamak için gayret ederiz. Ve bu şehre vakti saati gelince herkes muhakkak gidecektir. Ve bu şehre ulaşmak için yağız bir ata binilir dünya nefesinden vazgeçilir, bir tahta kundağa sarılır da öyle gidilir...