Bugün, 28 Eylül 2021 Salı


Anahtar Kelimeler: SANA ISTIRAP VEREN

SANA ISTIRAP VEREN HER ŞEY...

Osman ÇELİK Yazdı...

Metinler arası ilişkilerin temelini oluşturan ana unsurun, coğrafya olduğunu söylemek gerekir. Bir birinden bağımsız nice anlatının, ortak kaderi ortaya çıkaran coğrafyanın tesirini yabana atmamak gerekir.

RUS EDEBİYATINI güçlü kılan, çetin coğrafyaları ve betimlemelerde gösterdikleri üstün başarı iken, aşağı yukarı aynı coğrafyaya sahip olan bizlerde de bu betimlemeleri görmemiz mümkün.

Son aylarda, birkaç defa okuyup bitirdiğim PUŞKİN´in "Yüzbaşının Kızı" eseri, beni bu iki coğrafyanın edebiyatındaki büyük benzerlikler serisine dahil etti. Rus bozkırlarından öykünen Rus Edebiyatı ve Türk bozkırlarından öykünen Türk Edebiyatı...

ÇEHOV´un her fırsatta anımsattığı "uçsuz bucaksız bozkırların" düşüncelerimizi ören temel aktör olduğu da bir gerçek.

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU´nun YABAN´da ki kahramanı AHMET CELAL´den yola çıkarak Türk aydını ile Anadolu köylüsü arasındaki uçurumu resmederken, karakter tahlillerinden tutun da, sosyolojik olgular serisi ile çok önemli tespitler ortaya koymaktadır.

Bu romanın ana unsurunu, belki de ilk başta dünyanın genel akışından uzak bir Anadolu köylüsünün durumu olarak anımsansa da, asıl irdelenen Türk aydınının halktan kopuk bir yaşamı kendilerine yol edinmeleridir.

Ahmet Celal´in bütün yanılgıları, bütün iç hezeyanları, bir ressam tizliği ile ele alınarak, bu sorunlar yekununu, son demde Türk aydınının nemelazımcılığına yorar.

Bütün bu çaresizliklerin, nemelazımcılıkların, acıların bir müsebbibin de Türk aydını olduğunu belirterek, romanın ana unsurunu oluşturur.

Halkına karşı sorumluluk duyma ve bilinçsel imarı gerçekleştirmede başarı gösteremeyen Türk aydınının, halkı irdeleme hakkı olmadığı hükmü, bence romanın baş yapıt düşüncesidir.

İŞTE bu noktadan hareketle, metinler arası bir ilişki bağlamında DOSTOYEVSKİ´nin "Ölüler Evinde Anılar"a şöyle bir bakacak olursak, bir yönüyle Yakup Kadri´nin YABAN ile bütünleyebileceğimiz epey benzerlikler var.

DOSTOYEVSKİ´nin "KARA HALK" diye tabir ettiği bir şeyden haberi olmayan halk ya da çaresizlikten kendi içinde yaşayan halkın iç hezeyanlarını anlatan tahliller geçidi eser, kanaatimce RUS EDEBİYATININ bir baş yapıtı.

YABAN´daki Ahmet CELAL´i dumura uğratan realitenin bir benzerinin, DOSTOYEVSKİ tarafından da yaşandığı bir gerçek.

Bu büyük gerçekten habersiz olan DOSTOYEVSKİ, ÇAR´ın kendisini SİBİRYA´ya sürmesi ile aydınlanır. İlk başta "KARA HALK" diye tanımladığı kişilikler serisini tahlil eden yazarın, aslında bu insanların ortak gizemli dünyalarının da psikolojik tahlilini yaparak kendince hisseler ortaya çıkarır.

Bu tahlillerin temelini oluşturan gözlemi ise, insan ilişkileri ve insan psikolojisinin temelinde yatan hasarlardan kaynaklı, davranış modellerini, üzülerek ortaya koyar.

Hapishanede bulunan ve mahkûmlar tarafından tekmelenen bir köpek dikkate şayan davranışlar sergiler.

"Hapishanedeki bir köpeğin, yanından geçen her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler. Asıl ilginç olan şey, köpeğin mahkûmlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında otomatik olarak eğilerek tekme pozisyonu almasıdır.

O, bir gün köpeğin yanına yaklaşarak onun başını okşar. Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar. Ve köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski´yi görse oradan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz."

 Bu gördükleri büyük yazar için bir milat olur ve sonraki hayatının temel bakışına bu kadrajı esas alır desek yanılmış olmayız.

"Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları, iyi bir davranış ile karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler."

İşte dev bir eser olan "ÖLÜLER EVİNDE ANILAR"ı aslında özetleyen temel unsur bu cümle olsa gerek.

Nasıl ki Yakup KADRİ´nin YABAN´da doruğa varan "Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir , senin kendi eserindir" sözleri gibi...