ORUÇ GÜNLÜĞÜ
Gönül iner nağmesini yitirmiş zamanlardan bu yana. Çizim çizim ayın ilk hali ile başlayan Ramazan heyecanı, bir cümle insanı mesut ede dursun, hengamaler hengamesinden inip çıkan çocuklar kadar kimsecikler sevinemez. Sahurun abı hayatını içselleştiren toprak suretli analar, ne bilinmez sukut ile yana yakıla dururlarsa dursunlar, seherin ilk ışıklarında yaktıkları tandırları ilk önce hazırlarlar Ramazan bereketine...
Tarih: 16.5.2018 21:39:10/ 724okunma / 0yorum

 

“Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
  Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
  Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
  Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan
  Ten ruhun avuçlarının içinde
  Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
  İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer
  Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen
  İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
  Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
  Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
  Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden
  Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı
  Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
  Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
  Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına”

 

                                                         Sezai Karakoç

 Bir eski zaman bilmecesidir toprak damlı evlerde hayatın huzuru. Sonbaharda yağan yağmurlarla birlikte başlayan akşam seyri âlemi, insanı girift bilmecelere götürür adeta. Cama vuran yağmurun iğri iğri şarkısı, bir iç yangınını anlatırcasına mahzundur.

Mahzundur boğazda düğümlenen kekremsi hatıralar…

Bacada “kesekleri” ezen “loğ”un ağır ağır salınışı, nice bilinmez hasretleri çağrıştırır. Ağılın önünde meleyen koyunlar, az sonra buluşacakları yavrularını anarlar sanki. Rüzgârın efil efil salınışı, bir geniz yangınlığını dillendirmesi gibi yakar kavurur zamanları. Toprak bir şiir gibi, şerha şerha yüreklerde duraklar, dondurulmuş suretler.

 Bir toprak huzurudur, yaşanmaya yüz tutan hatıralar. Bir toprak zamanıdır, Sivas´ın uzak bir köyüne kayıt düşülen anlar…

**

Güz inende sarımtırak şiiriyle birlikte, dağları öte bir hüzün kaplar. Öte bir burkuluştur aslında. Öte bir bilmece, öte bir yok oluş, öte bir suskunluktur…

Her şey öte bir sukuttur…

Kulmaç´tan inen rüzgârın uğultusunun berhava ettiği bir sukut.

Çiğdemin çiçeğin raksıyla şenlenen zamanlar, güz rüzgârının vedasıyla ayılır sanki. Boynunu büken sararmış otlar, âdemoğlunun toprakla vuslatını çağrıştırır adeta.

Tenhalarda, yabana el vermeyen kuşburnular, bir muzip çocuğun çıkınında sükûta erip, ham yanını hiç hissettirmeden, usul usul yola revan olurlar.

Zamanadır aslında onun seyri âlemi. Güngörmüş anaların, alınlarından inen bulgur bulgur ter zerresi ile söyleşmeye ne hacet; zaten anbean yüreğin şaha kalkmasıdır her şey…

Tan vakti, serçe ve sığırcıklar şakımaya başlamadan az evvel, yakılan tandırların kızım kızım kızaran yüzlerine yapıştırılıp pişirilen ekmekler gibi leziz bir andır zamana kayıt düşen hatıralar…

Kazanda kaynayan bulgur çorbası hürmetine, lavaşın sukutu da söz müdür? Eski bir zaman bilmecesidir yaşananlar. Eski bir fotoğraf karesinde saklanan anlardır, anlar anı.

***

Toprak bir damda huzuru demleyen nice insan, penceresi göğe bakan küçücük umutları, kekremsi bir sevdaya dönüştürürler. Ama illa da güz olmalı hüzün vakti. İlla da söyleşmeli turnalar, veda şarkılarıyla.

Onların öte göllerde yurt tutmalarına inat, alaca leylekler hemen yanı başta anlatırlar dünyanın hay huyunu. Eylülün ağaçlardan aman dileyip, yaprakları bir bir yere sermesine gönüllenen leylekler, alır ve başlarını giderler dünyanın merkezine. Bir bir dökülen yapraklar mıdır, yoksa umutlar mıdır kimse bir türlü çözemez…

***

Güz sancısı başkadır aslında. Kışın hali hazırda görülen yolculuğu, bacada dolaşan “loğ”un sesiyle bütünleşir. Yağmurun çisil çisil inmesi, pıtır pıtır duyulur içerden. Saç sobada bekleyen kor, ardı sıra patateslerin kendine doğru geleceğinden haberli bir şekilde anlatır zamanın dirhem suretini.

Alaca bir düşle irkilme gibidir, toprak damlı evlerde zamanı yudumlamak. Alaca bir kanaat, alaca bir cömertlik…

Alaca bir sükût. Ayazın yürekleri yakan dinginliğini aza indirmek için, pencerelere çekilen naylonlar ardında yaşanan sukut. Şerha şerha paralanan ellerde, yarınlara umut uzanır mı bilinmez ama, umut işte. Bozkırın bitmeyen umudu. Bitmeyen yarım bir şarkı gibi. Bitmeyen her şey gibi.

Toprak damlı evlerde, gece en sukut yarendir.

Dertli anaların yavrucuklarını bağırlarına bastıkları umut.

Gecenin en yaralı anında, dudaklardan dökülen ninniler ve zamanı arşınlayan güz huzmesi…

Ayın parlak halinden oyunlar çözen çocukların, anaların merhamet hanelerine kaydettikleri her şey…

Kasım´a doğru başlayan kış yolculuğunun en ala göstergesi, damların yüzlerinin sıvanmasıdır. Çamurun samanla vuslatı ile başlar dökülmüş dam suretlerinin dikilmesi.

Her topaç belliki bir vefasızlığın da hatırlanmasıdır hani.

Elleri böğründe, ev yüzlerini sıvayanların emeklerinin zayi olmasını da dillendirmesi midir acaba?

Kekremsi bir nida. Kekremsi, garip bir nida:

“Vefasız duvara çalma çamuru

Yağmur yağar emeklerin zay olur”

Zayi olan emekler miydi, yada bir yılkının sırtında sırra kadem basan ümitler miydi kimse bilemedi aslında.

**

Ayın en muteber vaktinde, damın üzerine dikilen albayrak, düğün derneğin kuruluşunun da nişanesidir aslında. Uzak yitik yalnız bir köyde, toprak damlı evin böğürcüğünde âlemi selamlayan al bayrak, bir gelinin masumiyet muştusu için hazır ve nazırdır.

Ardı kesilmez güzel dilekler yola revan olsa da, kul kaderini görecek hükmü gereğince de zaman vaktini arar durur.

Davullar vurulur, yemekler caba edilir tandırda bekleyen ahalinin huzuru sadetlerine. Yağlamalar yufka ile şenlenerek titretir genzin en ari yanlarını.

Derin bir iç huzuru kaplar ahaliyi. Derin bir mutluluk. Telli duvaklı gelinin gelmesini çağrıştıran anlar, belki fotoğraf karelerine yansımasa da, belleklerde yerini alıverir.

**

Gönül iner nağmesini yitirmiş zamanlardan bu yana. Çizim çizim ayın ilk hali ile başlayan Ramazan heyecanı, bir cümle insanı mesut ede dursun, hengamaler hengamesinden inip çıkan çocuklar kadar kimsecikler sevinemez.

Sahurun abı hayatını içselleştiren toprak suretli analar, ne bilinmez sukut ile yana yakıla dururlarsa dursunlar, seherin ilk ışıklarında yaktıkları tandırları ilk önce hazırlarlar Ramazan bereketine.

Bir eski zaman bilmecesi gibi kayıtlıdır oruç anları. Ağızın mühürlenmesi şöyle dursun, gönlün mühürlenmesi ile devam eden sayılı günler günü, bir kap çorbayı bölüşmenin iç huzuru ile sukut eyler ovalar ovasına doğru.

**

İftarı iple çeken çocukların iç huzuruna ay dedenin gümüş pırıltılı huzmeleri eşlik eder. Teravihe bırakılan şamatalardan hemen sonra, sağı solu yaran bağırışma korolarına köpek havlamaları eşlik eder ansızın.

Ay görülür eş saklanır, eş saklanır ay görülür.

Geceyi yaran bir çıngı gibi asırlara meydan okuyarak süzülen gelen mani iniveriri yüreklerden dudaklara:

“Ay gördüm Allah

Amentü Billah

Ne Günahım Varsa

Affeyle Allah…”

Devam edip gider bütün maniler, Ramazanın bereket silsilesi içinde. Anadolu´nun kuş uçmaz kervan geçmez her zersinde, sukut içine gizlenmiş nice hatıra, bir oruç kavilleşmesi gibi asude zamanlara yelken açar.

***

Gecenin en öte vaktinde kurt kuş uykuya yenik düşüp de her zerre sırra kadem basınca, usulcana bir tılsım yayılır bedenlere. Akşamdan kalan yemeklerin bir el yordamı ile hazırlanması akabinde, yorganların altına sinen yavrucuklar da uynadırılıverir ansızın.

Kurt kuş uykuda… Manevi tılsım seyrı suluk ede ede yayılıveriri dağların doruklarından aşağıya…

Yedi Kandilli Süreyya´dır, Zöhre Yıldızıdır, açar bağırlarını gecelerden gecelere…

Bir yürek kanar ay dededen bu yana… Bir yürek yanar geceden geceye… Şerha şerha bir adanmışlık ile sahuru bekleyen dimağlar, huzuru bereketli kılan menkibe adamları gibi salarlar yüreklerini arşı alaya…

Kurt kuş uykuda…

Zamana düşen kayıtlar uykuda… Ramazanın şefkatine ram olan her şey yüce bir duruluğun ahenginde…

Oruç düşen gönlün zaman bilmecesi gibi…

Hayata, hayale ve ideale dair her şey…

 

                                                 OSMAN ÇELİK








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: ORUÇ GÜNLÜĞÜ
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yöresel Kültürü Katlediyorlar!
Yöresel Kültürü Katlediyorlar!
Köylerde, beldelerde, ilçelerde yaz boyu devam eden düğünlerde son yıllarda moda haline gelen “orkestra” ekipleri kültürel yapıyı adeta katlediyor.Belediye Başkanlarının, Kaymakamların, muhtarların bu kültür katliamına izin vermemeleri bekleniyor.
Diriliş Partisi Orta Kattaydı!
Diriliş Partisi Orta Kattaydı!
Faruk AKSOY, Yeni Şafak´ta bam teline değen bir yazı kaleme aldı...
Babaannem Derdi ki
Babaannem Derdi ki
Meral DEMİR Yazdı...
Şehre Yakışmıyor!
Şehre Yakışmıyor!
Sivas Merkez KONGRE LİSESİ yan tarafında yıllardır harabe halinde bekleyen bina, şehir merkezine yakışmıyor. NAZİ ALMANYASI işkence binalarına benzeyen bu yapıya BELEDİYENİN neden müdahale etmediği anlaşılamıyor.
Yorgun Süvari
Yorgun Süvari
Yalnızlıklar rıhtımı ruhsuz şehirlerin aylak sokakları, sebepsiz acıların mirasını aktarır. Kırılgan gölgelerin selidir kalabalıklar. Afili yalnızlıklar armağanıdır bitkin kaldırımlar. Pespaye adamların siluetine mahkûm yorgun bakışlar çoğaltıyor zaman
İnsanı İDDİASINDAN Vururlar!
İnsanı İDDİASINDAN Vururlar!
SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi İLAHİYAT FAKÜLTESİ hocaları, “hakkaniyet ve liyakat” üzre bir duruş göstermediklerinden dolayı eleştiri alıyorlar. Özellikle alanları olmadığı halde bazı fakültelere Dekan olan İLAHİYATÇI kardeşlerin, her şart ve durumda diğer dekanlıklar için de yoğun çaba göstermeleri ibretle izleniyor.
Sayın Rektör
Sayın Rektör
Tacettin KEPENEK Yazdı...
Sivas Kışa Hazırlanıyor!
Sivas Kışa Hazırlanıyor!
Sivas Mutfağının en önemli unsurlarından biri olan “bulgur kaynatma” geleneği bu sene de tamamlandı. Eylül başı gibi bulgurlarını kaynatarak değirmenlerde öğüten SİVAS´ın köy ve kasaba insanları, kış hazırlığının en önemli besinini de hazırlamış oldu.
Sizi Alkışlıyoruz!
Sizi Alkışlıyoruz!
Yolda kalmışlara, kimsesizlere, dizinde derman olmayan yaşlılara, kıyıdan köşeden geçenlere, kimsin nicesin, diye sormadan her CUMA günü sıcak yemek ikram eden DENİZ YILDIZLARI DERNEĞİ, sessiz sedasız bir erdemi şehirde yaşatmaya devam ediyor.
KARADEMİR de Favori!
KARADEMİR de Favori!
Yerel seçimlere 6 ay gibi kısa bir süre kala AK PARTİLİLER Belediye Başkan arayışlarına ara vermeden devam ediyorlar.Bu gelenekte ismi her daim ön planda olan Halil İbrahim KARADEMİR´in de ismi Belediye Başkanlığı için geçiyor.
Memleket...
Memleket...
Sonra Sivas´a dönmek için araba tuttuk. Yolda giderken ‘Ah, unuttum´ dedi: ‘Buranın karayemişleri meşhurdur. Anam beni İstanbul´a mektebe gönderirken yanıma torba içinde yemişler vermişti, onları yiyerek gelmiştim. Benim memleket sevgim, yemişle başlar. Geri dönüp alalım.´
Yükselen Dolara Karşı, Yükselen Vicdan
Yükselen Dolara Karşı, Yükselen Vicdan
Yusuf Ağah Yazdı
Bir Fikir!
Bir Fikir!
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İLAHİYAT FAKÜLTESİ, eğitim öğretime devam ederken, burada eğitim gören öğrenciler için “KANAAT DERSİ” konulmasının faydalı olacağı öngörülüyor.Özellikle pek çok İLAHİYAT MEZUNUNUN alanı olsun olmasın pek çok kurum idareciliği için yoğun çaba gösterdikleri gözlemlenirken, KANAAT DERSİ´nin faydalı olacağı belirtiliyor.
Dağların Türküsü
Dağların Türküsü
Hüseyin KAYA Yazdı...
GANDİ´yi Örnek Alabilir!
GANDİ´yi Örnek Alabilir!
Göreve gelir gelmez, AUDİ marka otomobil aldıran Rektörün, yerli üretimi desteklemek için Kongre Müzesi önünde elektirikli çalışan akülü araba benzeri komik arabaya binmesi gülümsemelere neden olmuştu. Hatta Rektörün AUDİ´ye binmeyerek yerli üretime destek için AUDİ´yi sattırıp, gelirini araba çalışmalarına bağışlayacağı zannedilmişti.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar