Bugün, 29 Haziran 2022 Çarşamba


Anahtar Kelimeler: Mustafa BALEL Söyleşi

Mustafa BALEL ile Söyleşi...

Sivas Kitap Günleri, bir kere başlamış ve dört yıl kesintisiz sürerek her defasında biraz daha gelişerek kurumsallaşmış göğüs kabartıcı bir etkinlik. Özellikle de bu yıl dar kapsamlı yapısından sıyrılması ve tabuları yıkarak Ataol BEHRAMOĞLU ve Mustafa BA

Uzun bir aradan sonra Sivas Kitap Günleri davetlisi olarak Sivas´a gelen Ünlü Yazar Mustafa BALEL´ile Sivas´ta geçirdiği 4 günü konuştuk?

--Sayın BALEL, yaklaşık 26 yıl aradan sonra Sivas´a geldiniz. Uçaktan inince ne hissettiniz?

Uçaktan indiğimde havaalanının uçsuz bucaksız o boşluğunda ilkin bir boşluk duygusu sardı beni. Hani insanın yabancı bir toprağa bastığında duyduğu tanımlaması pek de kolay olmayan bir boşluk duygusu vardır ya?Ardından hızlı sarım bir film şeridi halinde geçmişteki yıllar, anılarım canlanıverdi gözlerimin önünde ve bir özsorgulamadır başladı. Uçaktan yeni inmiş olmanın verdiği yükseklik farkına bağlı uğultudan şaşkına dönmüş kafamda birbirini kovalayan bir dizi sorular belirdi.Ben burada ne arıyorum? Neden geldim? Ya tatsızşey olursa?... Buna benzer birtakım sorular? Ne var ki olan olmuş, torba dolmuştu.Yapılabilecek bir şey yoktu. Bu noktadan sonra yapabileceğim tekşey, birtakım konuları zamana bırakıp anı yaşamaya bakmaktı.

Her türlü beklentiden uzak,olacakları peşinen kabullenmiş bir insanın kendini bırakmışlığıyla zihnimdeki yolculuğa bir son verip günlük yaşamın gerçekliğine döndüğümde bagaj beklerken bu kez de bir başka kaygı aldı beni. Yola çıkmadan önce bana ulaşan olmamıştı. Acaba valilik ya da festival komitesi birilerini gönderip aldıracak mıydı?Başka türlü insan ayağının değmediği bu dağ başından kente nasıl inerdim? Kentle havaalanı arasındaki bağlantıyı sağlayan Havaş otobüsüya da belediye otobüsü var mıydı?Hiç değilse bir taksi? Çünkü indiğim uçak dışında başka bir uçağın görülmediği, insanda terk edilmiş duygusu yaratan oldukça güzel bu havaalanında taksi de bulunmayabilir, herkes gittikten sonra bir başıma ortada kalabilirdim.

Gözlerimi umutsuzca etrafta gezdirip birebir olmasa da en azından kendisini internet ve telefon yoluyla uzaktan tanıdığım ve bu davete aracı olmakla kalmayıp ısrarlı yüreklendirmeleriyle onu kabul etmemde de büyük bir payı olan sevgili dostum Osman Çelik´i aramaya koyuldum.Bu arada kadim dostum, sevgili okul arkadaşım Hidayet Çolakoğlu´nun ne zaman, hangi uçakla geleceğim konusundaki ısrarlı sorularını sağlık durumunu bildiğim için ?bilmiyorum?larla geçiştirerek karşılamaya gelmesini engellemekle iyi mi yaptım sorusu da kafamı kurcalamıyor değildi. Havaalanında beni kente ulaştıracak herhangi bir taşıt bulamayıp bir başıma kaldığımda başvuracağım tek insan oydu sonuçta.

Bereket versin, fazla sürmedi bu kaygılar. Kısa bir bekleyişin ardından bagaj bandı dönmeye başladı ve davulumu alıp kapıdan çıktığımda bariyerin gerisinde aydınlık yüzlü bir gencin elinde Kitap Fuarı ? Mustafa Balel yazan bir pano, parıltılı bakışlarla hoş geldiniz dercesine bana baktığını görüp rahatladım. Yaklaştığımda gerçekten de öyle dedi. Adının Mahmut olduğunu öğrendiğim bu gençle yanındaki arkadaşı Hasan valizimi alıp arabaya doğru ilerlemeye koyuldular.Bu sırada başlayan ve arabada devam eden sıcacık bir diyalogla bir anda kaynaşıverdiğimiz bu gençler, kentlerini ziyaret gelmiş bir yazarı ağırlamakla görevli iki insan olmaktan çıkıp uzun süreden beri tanıdığım birer dostum oluverdiler.

--Sivas Kitap Günleri´nde ?Benim Sivasım? isimli bir sunum yaptınız. Sizin Sivas´ınızdan biraz bahseder misiz?

Hangi Sivas´ımdan? Eski mi, yeni mi? Çünkü 26 yıllık bir aradan sonra Sivas´a ayak bastığım 31 Ağustos 2015 tarihi Sivas konusunda benim için bir milat oldu. Özlemin, hasretin, dargınlıkların, kırgınlıkların, çekinmenin, ürkmenin bir anda yok olup önümde bembeyaz kağıttan yapılmış yeni bir sayfanın açıldığı bir tarih.Karşılamaya gelen gençlerin yaydıkları pozitif enerjiyle daha havaalanındayken sezer gibi olduğum bu duygu kısa zamanda perçinlenerek bu kentin güzel insanları yüreklerinin sıcaklığıyla aradaki buzları bir anda eritiverdiler. Böylece her geçen dakika biraz daha ısındım Sivas´ıma.

Beni şaşırtan, dostlarım, okurlarım ve aydın kesimin dışında bürokrasinin de bu kervana katılması oldu. Güzel olan, umut verici olan işte bu! Vali beyden belediye başkanına varıncaya varıncaya etkinlikleri sonuna kadar izleyip doğumumun yetmişinci yılına rastlayan 1 Eylül günü çok şık bir sürpriz yaparak doğum günümü kutlayıp bu yaşta mumlara üfletip pasta kestirdiler bana.

Eski Sivas´ımınçok kısa bir kesitini 1 Eylül´de Buruciye Medresesi´ndeki sunumumda vermeye çalıştım.Onun yüzlerce kat genişini de ikinci öykü kitabım ?Kiraz Küpeler?den başlayarak ?Gurbet Kaçtı Gözüme?, ?Turuncu Eleni?, ?Karanfilli Ahmet Güzellemesi?,?Etiyopya Kralının Gözleri?, hatta yayına hazırlamakta olduğum ?Andon Ustanın Çırağı? adlı öykü kitaplarım ile?Peygamber Çiçeği? ve ?Asmalı Pencere? romanlarımda işledim. Şimdilerde üzerinde çalıştığım, biri bitmek üzere olan ?Gün Vurgunu? ve ?Madam Jorjet´in Kedileri? de yine birer Sivas romanı.

Sakinlerinin yaşantısına birçok kolaylıklar getirilmiş olabilir ama yeni Sivas büyüsünü yitirmiş gibi geldi bana.  Elbette ki beynime kazınmış olan o büyülü Sivas konusunda bir değişiklik olmayacak ama bunca yıl aradan sonra gördüğüm Sivas´ta bir şey dikkatimi çekti. Her şey küçülmüş, her şey çukura gömülmüş. Yanılıyor da olabilirim tabii. Birçok şeyi gözümde fazlasıyla büyütüp Sivas´ı kafamda destansı bir kimliğe bürüdüğüm için böyle bir duygu yaşamış olmam mümkün. İstasyon Caddesi ya da o zamanki adıyla İnönü Caddesi, gözümde çok farklı bir kimliğe sahipti. Bitmek tükenmek bilmeyen upuzun bir bulvar, bir tür gezinti yeriydi. Oysa baktım, bildiğimiz herhangi bir caddeden farklı yokmuş.O kadar uzun falan da değilmiş. O zamanlar tek olduğu için herhalde bana öylesine görkemli görünüyormuş. Oysa bugün kentin içi bu tür caddelerden geçilmiyor.

Sivas Arkeoloji Müzesi büyüledi beni. Sırf Sarissa bölümü bile başlıbaşına bir müze.Korkuyla karışık bir sevinçle gezdim. Ağzımdan yel alsın da günün birinde bu güzel müzeyi birtakım gerekçelerle Kayseri´ye, Ankara´ya, hatta Tokat´a, Erzincan´a taşımasınlar sakın? Hani benim Sivaslım malına sahip çıkmayı pek bilmez de?

--Bu kısa ziyaretiniz sırasında sizi üzen önemli bir saptamanız oldu mu?

İki noktayı saymayacak olursak, her şey çok hoş, çok güzel! Umut verici? Üzüldüğüm bu iki noktadan biriyalapşap restore edilerek ?deli kız çeyizi?ne döndürülmüş zavallı Gökmedrese´nin içler acısı hali?İnanın akşamları için için ağlıyordur. Ağladığını değil ama utançtan başını önüne eğdiğini gözlerimle gördüm. Bu arada etrafına çevrilen Çin Seddi´nden farksız o duvarı da bir yere koyamadım. Madem surlarla çevrilip görülmesi önlenecekti, önünde bilye yuvarladığım, çelik çomak oynadığım,  Fransızcamı ilerletmek amacıyla kafasını gözünü yara yara turistlerle konuşmaya çalıştığım o canım medrese neden restorasyon adıyla maskara maymuna çevrildi? İkinci nokta ise yeni yapılan yapılarda bir kente ruhunu verecek olan mimari bütünlüğün bulunmayışı. Bunun dışında her şey güzel.

Ah, pardon! Sözümü geri almak durumundayım. Çünkü çok çok önemli bir saptamam daha var: Üniversite!

Sahi, öyle bir kurum var mı orada? Ne bileyim, en ufak bir iz göremedim de... Şu anda tatil olduğu falan söylenmesin bana! Allah´a şükür beynim var, gözlerim var? Acaba Dikimevi ve bazı bölge müdürlükleri gibi üniversite de oradan alınıp Erzincan´a ya da Silopi´ye falan mı taşındı? Oysa ben kırk küsur yıl önce orada bir üniversite kurulduğunu duymuştum.

--Sivas Kitap Günleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Her şeyi kendi bütünü içinde değerlendirme gibi bir alışkanlığım var.Sivas Kitap Günleri´ni debenzerleriyle kıyaslamadan kendi bütünü içinde değerlendiriyor ve çok güzel bir gelişme olarak görüyorum. Bir kere başlamış ve dört yıl kesintisiz sürerek her defasında biraz daha gelişerek kurumsallaşmış göğüs kabartıcı bir etkinlik. Özellikle de bu yıl dar kapsamlı yapısından sıyrılması sevindirici bir şey.Tabuları yıkarak sevgili Ataol Behramoğlu´nu ve Mustafa Balel´i de katmak suretiyle yelpazenin genişletilmesi ve kucaklayıcı bir niteliğe bürünmesi olaya ayrı bir güzellik katıyor. Her geçen yıl daha güzel olacağına inanıyorum. Birtakım önyargıların yıkılmasındaki rolünü de düşünecek olursak, muhteşem!

-Sivas´a gelmişken, İlk Öğretmenlik yaptığınız ?EŞMEBAŞI? Köyünü de ziyaret ettiniz. Bundan biraz bahseder misiniz?

Sağ olsun, valiliğin ve Özel İdare´nin özenli ellerine teslim ettikleri yürekleri sevgi dolu genç arkadaşlarım bu kısacık zaman dilimi içinde bana geçmişimi yaşatmak, anılarımı tazeletmek, benden sonraki gelişmeleri göstermek için çırpındılar adeta. Mehmetpaşa Mahallesi´ndeki doğduğum evden başlayarak, okuduğum okullara ya da onların yerlerine yapılan binalara kadar her şeyi gösterdiler. Nereleri gezmedik ki! Kent içinde, kent dışında? O göz kamaştırıcı Divriği Ulucami, Kangal´daki terapist balıkların cirit attığı Balıklı Kaplıca?Bu arada 1963-1964 öğretim yılında, her dersi 8 ? 10 olan bir öğrenci olduğum halde acımasız bir öğretmenin utangaçlığım nedeniyle solfej yapamadığım gerekçesiyle müzik dersinden yarım puan vermeyip dörtle bütünlemeye bıraktığı bakalorya sınavı sonrası vekil öğretmen olarak caminin tabutluğunda muhtarla birlikte birkaç kütük ve kalasla oluşturduğumuz derme çatma sınıfta eğitim ve öğretime başladığım bir okul vardı.

Yıldızeli´ne bağlı Yavu Bucağı´nın bir köyüydü Eşmebaşı. Köylüler çocuklarını göndermek istemedikleri için muhtar jandarma zoruyla evlere girip 51 çocuk getirmiş, bir hafta sonra bu sayı gönüllü olarak bir anda 60´a ulaşmıştı. İşte kurucusu olduğum okulun bulunduğu o köye bile götürdüler beni.Direklerine ölü yıkamada kullanılan liflerin asıldığı, duvarlarına sıra sıra teneşir tahtalarının dayandığı o sözüm ona okulu ve köyün o muhteşem doğasını 52 yıl sonra son bir kez görmemi sağladılar.Hüzünlü bir yolculuk oldu bu. Yemek yiyeceğimizi ya da bir şey isteyeceğimizi mi sandı ne muhtar, olaya kuşkuyla bakıyor, buz gibi soğuk davranıyordu. Aracımız resmi plakalı olmasa,durum önceden kendisine resmi olarak bildirilmese belki köye bile sokmayacaktı bizi. Aceleleri neyse öğrencilerimin neredeyse hepsi çekip gitmiş! Hayatta kalan tek bir öğrenci vardı, evinin uçan duvarını tamir etmekte olduğundan çamurlu diye o kadar ısrarıma rağmen elini sıkmama bile izin vermedi. Sadece yanaklarından öpebildim o da zorla? Anlatabilecek pek bir şeyi de yoktu zaten. Kendi derdindeydi zavallı. Adamın biri 52 yıl sonra tarihin derinliklerinden çıkıp gelmiş olsa bizler farklı mı davranırız sanki?

Sakinlerinin yüzde yüze yakın bir kısmının yürüseler de gözlerine baktığınızda hayat belirtisi göremediğiniz bu insanlar arasında uyanığın biri dikkatimi çekti. Yaşı tutmadı diye okula alınmadığını söylüyordu. ?Yalan söylüyorsun, beş yaşından 17-18 yaşına kadar herkesi aldım? deyince de ?Ha sahi, babam göndermedi? dedi.İşte o uyanığın söylediğine göre köpeklerden korktuğu için akşamları köy içinde dolaşmayan, evine kapanan bir öğretmenmişim. Bak işte, bunda haklı. Doğruya doğru, öyleydim. On sekiz yaşında, hayatında ilk kez köy gören bir çocuktum. Hoş, bugün hâlâ korkarım köpekten.

--Son olarak neler söylemek istersiniz?

Son sözlerimi daha çok teşekkürlere ayırmak isterim. En başta kitap günleri gibi kentin çehresini değiştiren bu güzel etkinliği başlatan ve sürdürenleri yürekten kutluyorum. Var olsunlar!

Bu arada en üst düzey yöneticilerin beni davet ederek aradaki soğukluğun giderilmesine dolaylı ya da doğrudan katkıda bulunduklarını görmekten mutlu oldum. Çeşitli olanakları hizmetime sunarak geç de olsa güzel bir birliktelik yaşamamıza fırsat verdiler. Böylece başta etkinlik boyunca yanımdayer alarak desteğini sunması bir yana, hoş bir sürprizle bana bu yaşta yaşgünü kutlatan sayın vali Alim Barut Bey´e,Belediye Başkanı Sayın Sami Aydın Bey´e, Vali Yardımcısı ve Özel İdare Genel Sekreteri sevgili Salih Ayhan Bey´e, Kültür Müdür Kadir Pürlü Bey´e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Her şey o kadar güzeldi ki!

Ayrıca sevgi dolu yürekleriyle her an yanımda olan ve gösterdikleri sıcak ilgiyle bunca yıl aradan sonra yüreğimdeki Sivas meşalesini bir kez daha alevlendiren sevgili dostlarım Hidayet Çolakoğlu´na, Erhan Paşazade´ye, yetenekli şair dostum Hüseyin Kaya´ya, yaptığı kılavuzlukla gördüklerimin beynime kazınmasında büyük rolü olan bu arada benim gibi kolay kolay röportaj vermeyen bir insandan usulusul başlayarak oldukça kapsamlı bir yaşam öyküsü koparma becerisini de gösteren Hayat Ağacı Dergisi fotoğraf editörü sevgili Ahper Nuri Delican´a ve de sana sevgili Osman? Çalışkanlığınla, coşkunla bende çok çok özel bir yeri olan sana? Hepinize sonsuz teşekkürler!

Yıllardır bir karınca titizliğiyle Sivas halkının beni bir ölçüde de olsa tanıması için çırpınışlarının meyvesini almak hoş değil mi?

                          Söyleşi: OSMAN ÇELİK