Mehmed Zahid Kotku Anılıyor
Binlerce insanın yetişmesine önderlik yapmış olan hocaların hocası Mehmed Zahid Kotku Hazretleri Ölüm yıl dönümünde dualarla anılıyor.
Tarih: 13.11.2017 12:24:49/ 926okunma / 0yorum

 

Hayatı


Adı Mehmed Zahid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş. Soyadının “mütevâzi” mânasına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.

Tevellüdü 1315 Hicrî-Kamerî (Rûmî 1313, Milâdî 1897) yılında, Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde çıkmazındaki baba evinde vâki olmuştur.

 Ailesi

Baba ve annesi Kafkasya´dan 1297´de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya´da Şirvan´a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha´dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi konuşulan bir yerdir.

Babası İbrahim Efendi Bursa´ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamzabey Medresesi´nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sülalesinden bir Seyyid´dir. 1929´larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat köyünde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.

Annesi Sabire Hanım, Mehmed Zahid Efendi üç yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür.

Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir (1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs´te Çanakkale´de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme´ye defnolunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir.

Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma Hanım´la olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeşi vardır. Bunlardan Pakize Hanım´ın efendisi de, Bursa Ulu Camii imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmed Efendi kuddise sırruh´dur.

 Tahsili, Askerliği

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi´nde okudu. Maksem´deki idâdîye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi´ne girdi. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb olundu. 14 Nisan 1332´de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye´den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul´a döndü.

10 Temmuz 1335´de Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Martlarında henüz bu vazifede olduğu görülüyor.

Tasavvufî Yetişmesi ve Dinî Hizmetleri

İstanbul´da bulunduğu esnada çeşitli dinî toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi´yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü, namazı Ayasofya Camii´nde edadan sonra Vilayet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhâneli Tekkesi´ne giderek Şeyh Ömer Ziyâeddin Efendi´ye intisap eyledi. Günden güne ahvalini terakki ettirdi.

Bu zât-ı şerîfin, 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişîn-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi´nin yanında tahsîl-i kemâlâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfetnâmeyi aldıktan sonra ondan Râmuzü´l-ehâdîs, Hizb-i A´zam ve Delâilü´l-hayrât icâzetnâmelerini de almış, Bayezit, Fatih ve Ayasofya camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dinî hizmet îfâ etmiştir.

Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa´ya dönmüş, evlenmiş, 1929´da vefat eden babasının yerine Bursa ovasındaki İzvat Köyü´nde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade Cami-i şerîfi´nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-46´dan 1952´ye kadar hizmet eyledi.

1952 Aralığında Gümüşhaneli Dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine´nin vefatı üzerine, İstanbul´a naklolarak Fatih´te bulvara nazır Ümmügülsüm Mescidi´nde vazife gördü.

1.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Cami-i şerîfi´ne nakloldu ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.

 Vefatı

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh, ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta gezmesine rağmen şiddetli ağrılarından muzdaripti. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz´dan, ağır hasta olarak 1980 Şubatı´nda dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980´de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.

Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanı´nda hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın Balıkesir Ilıca´ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayakları için götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz´a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüksetmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı. Haccı güçlükle îfâdan sonra, 6 Kasım 1980´de çok ağır hasta olarak İstanbul´a döndü. Tam bir hafta sonra 5 Muharrem 1401 / 13 Kasım 1980´de (5 Muharrem 1401), Perşembe günü öğleye yakın, dualar, Yâsînler, tesbih ve gözyaşları ile uyur gibi bir halde iken âhirete irtihal eyledi.

Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii´nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafîr tarafından kılınarak, mübarek vücudu, Kânûnî Süleyman Türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstatlarının yanındaki istirahatgâhına defnolundu.

Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş, Süleymaniye´nin içi ve avlusu kâmilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak Esnaf Hastanesi´nin yanına kadar uzanmıştı. Vefatını duyanlar içinde Anadolu´nun en uzak şehirlerinden olduğu kadar Avrupa´dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan muhiblerinden çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.

Vefatı İslâm âleminde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi Arabistan´da, Kâbe´de, Kuveyt´te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat haberini yayınlamışlardı.

Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevâfukan çok mânidar ibareler yer alıyordu. Mesela bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccübdür:*

 Arkamdan Ağlama

Öldüğüm gün tabutum yürüyünce

Bende bu dünya derdi var sanma.

Bana ağlama, “yazık, yazık!”, “vah, vah!” deme

Şeytanın tuzağına düşersen “vah vah”ın sırası o zamandır.

Yazık yazık asıl o zaman denir.

Cenazemi gördüğün zaman “elfirak, elfirak!” deme,

Benim buluşmam asıl o zamandır.

Beni mezara koyunca “elvedâ” demeye kalkışma!

Mezar cennet topluluğunun perdesidir.

Mezar hapis görünür amma,

Aslında canın hapisten kurtuluşudur.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret

Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?

Sana batma görünür amma

Aslında o doğmadır, parlamadır.

Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?

Neden insan tohumu için

 Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?

Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?

Can Yusuf´un kuyuya düşünce niye ağlarsın?

Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!

Çünkü artık hay-huy´un,

Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.

Ahlâk ve Şemâili

Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı bir kimse idi. Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta içivererek böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına tanımadığına selam verir, güleryüz gösterir, gönül alırdı. İlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fakat dikkatle bakılması imkânsız, esrarlı ve derin mânalı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık, sırtında ve karnında ise avuç içi kadar iri bir ben mevcuttu.

Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telaffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, mânalı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.

Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latifeci davranır, kimseye doğrudan doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.

Fevkalâde mütevazi idi. Kerâmetleri zahir ve şöhreti âlemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvanı arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemalini büyük bir maharetle gizlerdi.

Kendi üstatlarına fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup, baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.

Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.

Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.

Dostlarına vefası emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.

Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmaya çalışırdı.

Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere yağar; bolluk onunla beraber gezer, en ücra, en kıtlık yerde o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler, tevafuklara, tecellilere, maddî ve mânevî hallere ve ikramlara şaşar, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.

Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri derecâtını ulyâ eyleyip, biz âciz ü nâçizleri de füyûzât ve şefaatından feyzyâb u nasibdâr buyursun...

Âmîn, bi-hürmeti seyyidi´l-mürselîn sallallahu aleyhi ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm bi-ihsânin ilâ yevmi´d-dîn, ve´l-hamdü lillahi rabbi´l-âlemîn

Halil Necâtioğlu

 








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: Mehmed Zahid Kotku Anılıyor
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Sivas Kongresi´nin 100.Yılına 100 Proje
Sivas Kongresi´nin 100.Yılına 100 Proje
Türkiye´nin en büyük 10 bin kişilik yurt projesi yavaş yavaş bitiyor. Yurdun önünden geçen FADLUM IRMAĞI ise, alt baştaki köprüye kadar AKSU vari ıslah edilmeyi bekliyor. DSİ ve Belediye ortak girişimi ile burasının elden geçirilmesi durumunda şehre çok önemli bir kazanım sağlanması gerçekleştirilebilir. Burada Vali GÜL´ün bu ırmağı mimarlara projelendirerek hayata geçirmesi durumunda, SİVAS tarihine geçeceği belirtiliyor.
Parçalar Birleşiyor!
Parçalar Birleşiyor!
Darbeci SİSİ ile FETÖ işbirliği yavaş yavaş deşifre olmaya başladı.SİSİ´nin çocukları, torunları ve akrabalarının FETÖ´nün MISIR´da açtığı “SELAHATTİN”Kolejinde okudukları ortaya çıktı.
REVİZYON Yapacak mı?
REVİZYON Yapacak mı?
Dönem sonunda göreve başlayan yeni Milli Eğitim Müdürü Ebubekir Sıddık SAVAŞÇI´nın, Eylül ayı itibariyle şehrin eğitim felsefesini modernize edecek adımlar atması bekleniyor...
Bir Tiyatro Denemesi
Bir Tiyatro Denemesi
SİVAS´a gelir gelmez oturduğu lojmanın eşyalarını değiştiren ve bu eşyaları DEVLETE ödettirmek için Müdür Yardımcıları ve Şube Müdürlerine baskı uygulayan ALTINSOY´un, bunu ödettiremediği biliniyor.
Bu Mudur İşte Budur!
Bu Mudur İşte Budur!
Milli Savunma Bakanı olduğu zamanlarda ATAK HELİKOPTERİ başta olmak üzere yerli ve milli silah sanayinin gelişmesi için elinden gelen yapan hemşehrimiz İsmet YILMAZ´ın, Milli Savunma Komisyonu Başkanı olması yerinde bir adım olarak takdir edildi.
Soy Bir Duruş!
Soy Bir Duruş!
Bir medeniyet mimarı olan Sezai KARAKOÇ, nesilleri aydınlatmaya devam ediyor. Fikirleri ile öte ufukların daha ötesinin müjdesini veren Filozof KARAKOÇ, asırlara hükmeden soy bir duruşundan da taviz vermeyerek, düşünce kozasını bilgi ve hikmetle örüyor.
Hitit Gölü 1900 Rakımda
Hitit Gölü 1900 Rakımda
Kulmaç Dağlarının eteğinde bulunan SUPPİTASSU GÖLÜ, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.Neden burasının turizme kazandırılmadığı bilinmiyor.
BAKAN İle Görüşecekler!
BAKAN İle Görüşecekler!
MANİSA´da görev yaparken ismi “ÇİFTLİK SORUŞTURMASI” ile “akçeli işlere karışan Mustafa ALTINSOY, SİVAS´ta da görevi kötüye kullanmak, haksız kazanç elde etmek, kumpaslar organize etmek, FETÖ dosyalarını kapatmak için vatanperver müfettişlere telkinde bulunmak, MİLLİ EĞİTİM´in sağlam masalarını bir firmaya değiştirtmek gibi pek çok iddia ile müfettiş soruşturması geçirmişti. Müfettiş raporlarında suçu subuta eren ALTINSOY, Sivas´tan alınarak ADANA´da görevlendirilmişti. Şimdi ise ADANALILAR´ın, ALTINSOY´un görevden alınması için Milli Eğitim Bakanı ile görüşecekleri bilgilerine ulaşıldı.
Kedi Burdaysa Et Nerde?
Kedi Burdaysa Et Nerde?
OSB´de bulunan İTFAİYE BİNASI´nın devri gizemini koruyor.Devre dair şuana kadar ödenmiş bir paraya dair dekont veya bir belge kamuoyuna açıklanmadı.İTFAİYE Binasını OSB´nin yaptığı iddia edilirken, devralanların suskunları merak konusu.
SON KALE Düşmeyecek!
SON KALE Düşmeyecek!
Türkiye,bir “Haçlı” kuşatması altında. Hilal´in asırlara varan medeniyet aşkını, hiçbir dış gücün alt edemeyeceği vurgulanıyor.Bu topraklarda yaşayan her ferdin, Hilal´in sonsuza kadar dalgalanması için canını feda etmekten geri durmayacağını dost düşman herkesin bilmesi lazım.
BATI´nın Katlettiği;Srebrenitsa
BATI´nın Katlettiği;Srebrenitsa
Haçlı BATI´nın organize ettiği Srebrenitsa Katliamı anma günü olan 11 Temmuz, yine hüzünlü geçti. 11 Temmuz 1995 günü Avrupa´nın göbeğinde gerçekleşen katliam, BOSNA da soykırımın da en kanlı göstergesi olarak kayıtlara geçti.
Eller Aya, Sivas Yaya!
Eller Aya, Sivas Yaya!
TURİZMİN “T” sinin olmadığı şehre SİVAS´ı mahkum eden Kültür ve Turizm Müdürlüğü´nün ne yaptığı merak ediliyor. Pek çok şehre akın akın turist uğrarken, SİVAS´ta ise yaprak kımıldamıyor. Yıllardır “koltuklarını” korunmaktan başka şehre bir değer katmayanlara daha ne zamana kadar müsaade edileceği en büyük soru işareti.
Bu Konuda Bir Çalışmanız Var mı?
Bu Konuda Bir Çalışmanız Var mı?
Soğuk iklime dayanıklılık konusunda dünyanın en bilinen hayvanlarından olan Romanov koyunu, SİVAS için çok ideal. Eti kokmayan bu koyunun yılda 6 civarında kuzu verdiği biliniyor. SİVAS´a bu ırkın şimdiye kadar neden kazandırılmadığı ve TARIM MÜDÜRLÜĞÜ´nün niye uyuduğu merak konusu.
Sarıkamış´a Gidip Dönmeyen SİVASLILAR
Sarıkamış´a Gidip Dönmeyen SİVASLILAR
1914 yılının 15-22 Aralık tarihleri arasında, Sarıkamış yakınındaki Allahuekber dağlarında, Kars´ı Ruslardan geri almak için harekata katılan 60 bin asker donarak öldü. Başkumandan vekili Enver Paşa büyük bir güçle, Rusları hiç beklemedikleri bir yerden, Allahüekber dağlarından aşarak vurmayı ve Kars´ı yeniden vatan topraklarına katmayı hedeflemişti. Allahuekber dağlarının yer yer 2-3 bin rakımlı geçitlerinde ısı sıfırın altında 30 dereceye kadar düşüyordu. Türk askerlerinin büyük bölümü ise çölden gelmişti ve üzerlerinde yazlık üniformalar vardı. İşte 1914-1918 Sarıkamış ve Kafkas Cephesinde Şehit olan Sivaslıların isim listesi
MURSİ´ye Selam...
MURSİ´ye Selam...
MISIR´da Batı ve ABD destekli bir darbe ile devrilen seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed MURSİ, hasta olmasına rağmen tecritte.Ömrünü halkına adayan Cumhurbaşkanı MURSİ, SİVAS´ta da yakından takip ediliyor.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar