Mehmed Zahid Kotku Anılıyor
Binlerce insanın yetişmesine önderlik yapmış olan hocaların hocası Mehmed Zahid Kotku Hazretleri Ölüm yıl dönümünde dualarla anılıyor.
Tarih: 13.11.2018 07:24:49/ 859okunma / 0yorum

 

Hayatı


Adı Mehmed Zahid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş. Soyadının “mütevâzi” mânasına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.

Tevellüdü 1315 Hicrî-Kamerî (Rûmî 1313, Milâdî 1897) yılında, Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde çıkmazındaki baba evinde vâki olmuştur.

 Ailesi

Baba ve annesi Kafkasya´dan 1297´de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya´da Şirvan´a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha´dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi konuşulan bir yerdir.

Babası İbrahim Efendi Bursa´ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamzabey Medresesi´nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sülalesinden bir Seyyid´dir. 1929´larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat köyünde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.

Annesi Sabire Hanım, Mehmed Zahid Efendi üç yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür.

Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir (1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs´te Çanakkale´de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme´ye defnolunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir.

Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma Hanım´la olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeşi vardır. Bunlardan Pakize Hanım´ın efendisi de, Bursa Ulu Camii imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmed Efendi kuddise sırruh´dur.

 Tahsili, Askerliği

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi´nde okudu. Maksem´deki idâdîye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi´ne girdi. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb olundu. 14 Nisan 1332´de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye´den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul´a döndü.

10 Temmuz 1335´de Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Martlarında henüz bu vazifede olduğu görülüyor.

Tasavvufî Yetişmesi ve Dinî Hizmetleri

İstanbul´da bulunduğu esnada çeşitli dinî toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi´yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü, namazı Ayasofya Camii´nde edadan sonra Vilayet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhâneli Tekkesi´ne giderek Şeyh Ömer Ziyâeddin Efendi´ye intisap eyledi. Günden güne ahvalini terakki ettirdi.

Bu zât-ı şerîfin, 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişîn-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi´nin yanında tahsîl-i kemâlâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfetnâmeyi aldıktan sonra ondan Râmuzü´l-ehâdîs, Hizb-i A´zam ve Delâilü´l-hayrât icâzetnâmelerini de almış, Bayezit, Fatih ve Ayasofya camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dinî hizmet îfâ etmiştir.

Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa´ya dönmüş, evlenmiş, 1929´da vefat eden babasının yerine Bursa ovasındaki İzvat Köyü´nde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade Cami-i şerîfi´nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-46´dan 1952´ye kadar hizmet eyledi.

1952 Aralığında Gümüşhaneli Dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine´nin vefatı üzerine, İstanbul´a naklolarak Fatih´te bulvara nazır Ümmügülsüm Mescidi´nde vazife gördü.

1.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Cami-i şerîfi´ne nakloldu ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.

 Vefatı

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh, ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta gezmesine rağmen şiddetli ağrılarından muzdaripti. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz´dan, ağır hasta olarak 1980 Şubatı´nda dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980´de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.

Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanı´nda hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın Balıkesir Ilıca´ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayakları için götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz´a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüksetmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı. Haccı güçlükle îfâdan sonra, 6 Kasım 1980´de çok ağır hasta olarak İstanbul´a döndü. Tam bir hafta sonra 5 Muharrem 1401 / 13 Kasım 1980´de (5 Muharrem 1401), Perşembe günü öğleye yakın, dualar, Yâsînler, tesbih ve gözyaşları ile uyur gibi bir halde iken âhirete irtihal eyledi.

Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii´nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafîr tarafından kılınarak, mübarek vücudu, Kânûnî Süleyman Türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstatlarının yanındaki istirahatgâhına defnolundu.

Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş, Süleymaniye´nin içi ve avlusu kâmilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak Esnaf Hastanesi´nin yanına kadar uzanmıştı. Vefatını duyanlar içinde Anadolu´nun en uzak şehirlerinden olduğu kadar Avrupa´dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan muhiblerinden çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.

Vefatı İslâm âleminde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi Arabistan´da, Kâbe´de, Kuveyt´te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat haberini yayınlamışlardı.

Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevâfukan çok mânidar ibareler yer alıyordu. Mesela bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccübdür:*

 Arkamdan Ağlama

Öldüğüm gün tabutum yürüyünce

Bende bu dünya derdi var sanma.

Bana ağlama, “yazık, yazık!”, “vah, vah!” deme

Şeytanın tuzağına düşersen “vah vah”ın sırası o zamandır.

Yazık yazık asıl o zaman denir.

Cenazemi gördüğün zaman “elfirak, elfirak!” deme,

Benim buluşmam asıl o zamandır.

Beni mezara koyunca “elvedâ” demeye kalkışma!

Mezar cennet topluluğunun perdesidir.

Mezar hapis görünür amma,

Aslında canın hapisten kurtuluşudur.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret

Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?

Sana batma görünür amma

Aslında o doğmadır, parlamadır.

Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?

Neden insan tohumu için

 Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?

Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?

Can Yusuf´un kuyuya düşünce niye ağlarsın?

Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!

Çünkü artık hay-huy´un,

Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.

Ahlâk ve Şemâili

Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı bir kimse idi. Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta içivererek böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına tanımadığına selam verir, güleryüz gösterir, gönül alırdı. İlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fakat dikkatle bakılması imkânsız, esrarlı ve derin mânalı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık, sırtında ve karnında ise avuç içi kadar iri bir ben mevcuttu.

Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telaffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, mânalı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.

Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latifeci davranır, kimseye doğrudan doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.

Fevkalâde mütevazi idi. Kerâmetleri zahir ve şöhreti âlemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvanı arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemalini büyük bir maharetle gizlerdi.

Kendi üstatlarına fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup, baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.

Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.

Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.

Dostlarına vefası emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.

Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmaya çalışırdı.

Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere yağar; bolluk onunla beraber gezer, en ücra, en kıtlık yerde o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler, tevafuklara, tecellilere, maddî ve mânevî hallere ve ikramlara şaşar, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.

Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri derecâtını ulyâ eyleyip, biz âciz ü nâçizleri de füyûzât ve şefaatından feyzyâb u nasibdâr buyursun...

Âmîn, bi-hürmeti seyyidi´l-mürselîn sallallahu aleyhi ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm bi-ihsânin ilâ yevmi´d-dîn, ve´l-hamdü lillahi rabbi´l-âlemîn

Halil Necâtioğlu

 








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: Mehmed Zahid Kotku Anılıyor
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Havalar Soğudu Aman Üşümeyin!
Havalar Soğudu Aman Üşümeyin!
MALATYA Film festivali ile alkış alıp göz doldururken, SİVAS´ın kkültür birimlerinde yaprak dahi kımıldamıyor. Havaların soğuduğu şu günlerde İL KÜLTÜR ve TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ´nün kaloriferleri yakarak, camdan dışarıyı seyretmeleri bekleniyor.
ETLİ PİDE SAHNELERDE
ETLİ PİDE SAHNELERDE
Sivas kışı yaşıyor.Havaların soğumaya başladığı şu günlerde, kışın son hazırlıkları da yapıldı. Uzun bir yazdan sonra evlere kapanmak zorunda kalacak olan Sivaslılar´ın, kışı etli pide ve kısırla gecirecekleri sanılıyor.Kloriferlere raģmen,sobada buğulu buğulu kaynayan demlikteki çayı özleyenlerde,bu zarif zamanları hasretle animsamaya devam ediyorlar..
Vicdan ve Adalet SİVAS´ı da Görmeli
Vicdan ve Adalet SİVAS´ı da Görmeli
Kardeşi kardeşe kırdırmak için SİVAS ve BAŞBAĞLAR´da oynanan oyun milletin vicdanında derin yaralar açtı. Dış ve İç güçlerin terör örgütlerini kullanarak bir Alevi-Sünni ayrışması yapmak için SİVAS´ta yaptıkları katliam bütün Sivaslılar tarafından nefretle kınanıyor. Yaklaşık 24 yıldır olaylar ile uzaktan yakına ilgisi olmayan insanlar ise cezaevinde çürümeye devam ediyorlar.28 Şubat ruhu ile verilen cezalar kamu vicdanını yaralarken, Sivas mazlumlarının yeniden yargılanması bekleniyor.SİVASLILAR, Adalet Bakanı Abdülhamit GÜL´ün bu konuya eğilerek haksız yere içeride çürüyenler içinde adaleti tesis etmesini istiyorlar.
DİVRİĞİLİ Dahi, Rahmetle Anılıyor
DİVRİĞİLİ Dahi, Rahmetle Anılıyor
SİVASLI iş adamı ve girişimci Nuri DEMİRAĞ, ölüm yıldönümünde rahmetle anılıyor.DİVRİĞİ doğumlu olup üstün bir yetenek ve girişimcilik kabiliyetine sahip olan DEMİRAĞ, aynı zamanda bir Sivas sevdalısı olarak biliniyor.
Bunu Yapmak Zorundayız!
Bunu Yapmak Zorundayız!
SİVAS İl Özel İdaresi tarafından yapılan 10 BİN kişilik yurt, 300 milyon bedelle KREDİ YURTLAR KURUMUNA devredildi. Bu devirden gelecek paranın bir kısmının kültürel ve turizm alanlarına harcanması bekleniyor. HAFİK GÖLÜ ÇEVRE düzenlemesi ve SARİSSA kazıları için acilen harekete geçilmesi isteniyor.
Dünyada Bir Tek SİVAS´ta
Dünyada Bir Tek SİVAS´ta
Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük İmparatorluklarından biri olan HİTİT´lerin tarihte bilinen tek gölleri olan SUPPİTASSU, Sivas´ta bulunuyor. Hitit İmparatorlarının gelip ibadet ettikleri gölün yanı başında bir de ibadethane bulunuyor.Sivas´ın kültür ve turizmine kazandırılması gereken göl ile ilgili bir çalışmamanın yapılmaması eleştiriliyor. Sadece Türkiye ve Sivas için değil dünya içinde çok önemli bir göl olan SUPPİTASSU´nun git gide balçık ve kumlarla dolup yok olmaya doğru gittiği biliniyor.SİVAS KONGRESİ´nin 100.Yılına 100 Proje kapsamında burasının peyzaj çalışmasının yapılarak turizme kazandırılması bekleniyor.
Muhafazakar Baronlar Emek Sömürüyor!
Muhafazakar Baronlar Emek Sömürüyor!
Sermayeye hükmeden birçok muhafazakâr işveren, servetine servet katarak iş hayatında etkinliklerini artırıyorlar. Yelpazenin mütedeyyin kısmında olduklarını sık sık umreye giderek ısrarla vurgulayan pek çok patron, emek ve alın terini görmezden gelip, az paraya çok işçi çalıştırmaya devam ediyorlar. Milli ve manevi değerleri de, işine geldiği gibi kullanıp, göstermelik iyilik tüccarlığına da soyunan son yılların Muhafazakâr Baronlarının,sekulerizme de takındıkları gözlemleniyor.
SİVASLILAR Sınırları Aşıyor!
SİVASLILAR Sınırları Aşıyor!
Türk Edebiyatının en önemli hikayecilerinden biri olan hemşehrimiz Mustafa BALEL, Dünya Edebiyatındaki özgün yerini her geçen gün pekiştiriyor. BALEL´in konusu SİVAS´ta geçen “Asmalı Pencere” adlı romanı Tahran´da yayınlanması akabinde, İRAN´ın en önemli gazetesi olan TAADUL´da BALEL ile uzun bir söyleşi yapıldı.
ENVER PAŞA´nın Takdir Ettiği SİVASLI
ENVER PAŞA´nın Takdir Ettiği SİVASLI
SİVAS´ın insanları bulundukları ortamlarda kendilerini maharetleri ile ortaya çıkarıyorlar.Taş bir yapı yapan SİVASLI ustayı tebrik eden Enver PAŞA, “SİVASLI evladım sen ROMA heykellerinden daha iyisini yapmışın. Helal olsun” demiş.
Bu İddia Doğru Olmamalı!
Bu İddia Doğru Olmamalı!
İSTASYON CADDESİNDE zorunlu yapılması gereken OTOPARKIN ticari alana dönüştürüldüğü ve bununda arkasındaki ismin de EROL GENÇ olduğu iddia ediliyor.
Esnafın Sorunlarına Ne Zaman Eğilecek?
Esnafın Sorunlarına Ne Zaman Eğilecek?
Genelde “BAYRAMDA BOZUK PARA BULUNDURUN ve KIŞ LASTİĞİ” takın diye yaptığı açıklamalar haricinde yıllardır şehir için önemli riskler almayan Esnaf Odası Başkanı KÖKSAL´ın kışa yaklaştığımız şu günlerde“KIŞ LASTİĞİ” takın diye açıklama yapması bekleniyor.
CELALOĞLAN AĞIDI TRT´de...
CELALOĞLAN AĞIDI TRT´de...
TRT AVAZ´ın başarılı kültür programlarından biri olan “Ninniden ağıta Anadolum” isimli programın çekimleri SİVAS´ta yapıldı.Türküler Ocağı SİVAS´ın “CELALOĞLAN AĞIDI” TRT AVAZ ekranlarında, izleyenleri adeta mest etti.
SiVAS´ın KARADENİZ´i
SiVAS´ın KARADENİZ´i
Turizm Cenneti olması gereken HAFİK GÖLÜ, eşsiz doğası ve berrak suyu ile keşfedilmeyi bekliyor.Tarihi bir öneme de sahip olan gölün KARADENİZ ile bir alt bağlantısı olduğu varsayılıyor.
Bu Mudur İşte Budur!
Bu Mudur İşte Budur!
Fedakar eğitimciler eğitim anlamlı güzel ilkleri hayata geçiriyorlar. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk´un, "gözetmensiz sınav" önerisine TÜRKİYE´de ilk sesi Kahramanmaraş Yahya Kemal İlkokulu Müdürü Hüseyin YILMAZ verdi.
SİVAS Film Festivali Ne Zaman?
SİVAS Film Festivali Ne Zaman?
Komşu iller, kültürde, sanatta, bilimde alıp başını giderken SİVAS´ın bu gelişmeler karşısında ne yapacağı merak ediliyor.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar