Mehmed Zahid Kotku Anılıyor
Binlerce insanın yetişmesine önderlik yapmış olan hocaların hocası Mehmed Zahid Kotku Hazretleri Ölüm yıl dönümünde dualarla anılıyor.
Tarih: 13.11.2017 12:24:49/ 775okunma / 0yorum

 

Hayatı


Adı Mehmed Zahid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş. Soyadının “mütevâzi” mânasına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.

Tevellüdü 1315 Hicrî-Kamerî (Rûmî 1313, Milâdî 1897) yılında, Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde çıkmazındaki baba evinde vâki olmuştur.

 Ailesi

Baba ve annesi Kafkasya´dan 1297´de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya´da Şirvan´a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha´dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi konuşulan bir yerdir.

Babası İbrahim Efendi Bursa´ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamzabey Medresesi´nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sülalesinden bir Seyyid´dir. 1929´larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat köyünde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.

Annesi Sabire Hanım, Mehmed Zahid Efendi üç yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür.

Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir (1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs´te Çanakkale´de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme´ye defnolunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir.

Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma Hanım´la olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeşi vardır. Bunlardan Pakize Hanım´ın efendisi de, Bursa Ulu Camii imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmed Efendi kuddise sırruh´dur.

 Tahsili, Askerliği

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi´nde okudu. Maksem´deki idâdîye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi´ne girdi. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb olundu. 14 Nisan 1332´de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye´den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul´a döndü.

10 Temmuz 1335´de Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Martlarında henüz bu vazifede olduğu görülüyor.

Tasavvufî Yetişmesi ve Dinî Hizmetleri

İstanbul´da bulunduğu esnada çeşitli dinî toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi´yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü, namazı Ayasofya Camii´nde edadan sonra Vilayet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhâneli Tekkesi´ne giderek Şeyh Ömer Ziyâeddin Efendi´ye intisap eyledi. Günden güne ahvalini terakki ettirdi.

Bu zât-ı şerîfin, 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişîn-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi´nin yanında tahsîl-i kemâlâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfetnâmeyi aldıktan sonra ondan Râmuzü´l-ehâdîs, Hizb-i A´zam ve Delâilü´l-hayrât icâzetnâmelerini de almış, Bayezit, Fatih ve Ayasofya camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dinî hizmet îfâ etmiştir.

Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa´ya dönmüş, evlenmiş, 1929´da vefat eden babasının yerine Bursa ovasındaki İzvat Köyü´nde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade Cami-i şerîfi´nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-46´dan 1952´ye kadar hizmet eyledi.

1952 Aralığında Gümüşhaneli Dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine´nin vefatı üzerine, İstanbul´a naklolarak Fatih´te bulvara nazır Ümmügülsüm Mescidi´nde vazife gördü.

1.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Cami-i şerîfi´ne nakloldu ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.

 Vefatı

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh, ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta gezmesine rağmen şiddetli ağrılarından muzdaripti. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz´dan, ağır hasta olarak 1980 Şubatı´nda dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980´de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.

Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanı´nda hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın Balıkesir Ilıca´ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayakları için götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz´a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüksetmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı. Haccı güçlükle îfâdan sonra, 6 Kasım 1980´de çok ağır hasta olarak İstanbul´a döndü. Tam bir hafta sonra 5 Muharrem 1401 / 13 Kasım 1980´de (5 Muharrem 1401), Perşembe günü öğleye yakın, dualar, Yâsînler, tesbih ve gözyaşları ile uyur gibi bir halde iken âhirete irtihal eyledi.

Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii´nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafîr tarafından kılınarak, mübarek vücudu, Kânûnî Süleyman Türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstatlarının yanındaki istirahatgâhına defnolundu.

Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş, Süleymaniye´nin içi ve avlusu kâmilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak Esnaf Hastanesi´nin yanına kadar uzanmıştı. Vefatını duyanlar içinde Anadolu´nun en uzak şehirlerinden olduğu kadar Avrupa´dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan muhiblerinden çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.

Vefatı İslâm âleminde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi Arabistan´da, Kâbe´de, Kuveyt´te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat haberini yayınlamışlardı.

Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevâfukan çok mânidar ibareler yer alıyordu. Mesela bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccübdür:*

 Arkamdan Ağlama

Öldüğüm gün tabutum yürüyünce

Bende bu dünya derdi var sanma.

Bana ağlama, “yazık, yazık!”, “vah, vah!” deme

Şeytanın tuzağına düşersen “vah vah”ın sırası o zamandır.

Yazık yazık asıl o zaman denir.

Cenazemi gördüğün zaman “elfirak, elfirak!” deme,

Benim buluşmam asıl o zamandır.

Beni mezara koyunca “elvedâ” demeye kalkışma!

Mezar cennet topluluğunun perdesidir.

Mezar hapis görünür amma,

Aslında canın hapisten kurtuluşudur.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret

Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?

Sana batma görünür amma

Aslında o doğmadır, parlamadır.

Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?

Neden insan tohumu için

 Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?

Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?

Can Yusuf´un kuyuya düşünce niye ağlarsın?

Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!

Çünkü artık hay-huy´un,

Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.

Ahlâk ve Şemâili

Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı bir kimse idi. Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta içivererek böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına tanımadığına selam verir, güleryüz gösterir, gönül alırdı. İlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fakat dikkatle bakılması imkânsız, esrarlı ve derin mânalı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık, sırtında ve karnında ise avuç içi kadar iri bir ben mevcuttu.

Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telaffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, mânalı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.

Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latifeci davranır, kimseye doğrudan doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.

Fevkalâde mütevazi idi. Kerâmetleri zahir ve şöhreti âlemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvanı arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemalini büyük bir maharetle gizlerdi.

Kendi üstatlarına fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup, baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.

Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.

Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.

Dostlarına vefası emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.

Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmaya çalışırdı.

Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere yağar; bolluk onunla beraber gezer, en ücra, en kıtlık yerde o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler, tevafuklara, tecellilere, maddî ve mânevî hallere ve ikramlara şaşar, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.

Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri derecâtını ulyâ eyleyip, biz âciz ü nâçizleri de füyûzât ve şefaatından feyzyâb u nasibdâr buyursun...

Âmîn, bi-hürmeti seyyidi´l-mürselîn sallallahu aleyhi ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm bi-ihsânin ilâ yevmi´d-dîn, ve´l-hamdü lillahi rabbi´l-âlemîn

Halil Necâtioğlu

 








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: Mehmed Zahid Kotku Anılıyor
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
ESTAŞ´tan 23 NİSAN Hediyesi
ESTAŞ´tan 23 NİSAN Hediyesi
Türkiye´nin ve SİVAS´ın Sanayi devlerinden biri olan ESTAŞ, 41 ülkeye ihracat yapıp, dünya devleri ile yarışarak göğsümüzü kabartıyor. Cumhurbaşkanı ERDOĞAN´ın istihdam çağrısına anında cevap veren ESTAŞ, işçi filosuna yenilerini ekledi. Bunun yanı sıra, geleceğin Türkiyesi´ni inşa edecek çocuklar için de sosyal sorumluluk bilinci anlamında güzel adımlar atıyor.
NAZİ İşkence Binası Gibi
NAZİ İşkence Binası Gibi
Kongre Lisesi ve Selçuk Ortaokulu´nun hemen yanı başında bulunan metruk bina görenleri ürkütüyor. Nazi Almanya´sı İşkence mekanlarını anımsatan yapının, güvenlik açısından da tehdit oluşturduğu ve buraya biran önce BELEDİYE´nin el atması bekleniyor.
Okuyan Üretir, Yatan Tüketir
Okuyan Üretir, Yatan Tüketir
Japonlar okuyup üreterek elde ettikleri teknolojiyi satarken, başta SİVAS olmak üzere, bizim ülkemizde de pek çok insan, haber seyretme, tesbih sallama, saatlerce maç izleme ve "akşam olsa da yatsak" derdinde.
Mağdurlar Ne Olacak?
Mağdurlar Ne Olacak?
28 Şubat yargısı ve uzantıları nedeniyle 2 Temmuz ile hiç alakaları olmadığı halde zindanda çürüyen Sivaslı mağdurlar hala adalet bekliyor. Hepsi hasta ve yaşlı olan Sivaslı olayları mağdurları zindanda çürürken, 28 Şubat´ın failleri keyif çatıyorlar.
Şer İttifaklar Devrede!
Şer İttifaklar Devrede!
Yaklaşık 10 yıldır FETÖ yapılanmasını SİVAS´ta deşifre eden ve onlarla tek başına savaşan SİVAS POSTASI ekibi, eğer 15 Temmuz darbesi gerçekleşse idi en büyük zararı gören bir gazete olacaktı. FETÖ hainlerinin çevirdiği oyunları tek tek kamuoyuna ilan eden SİVAS POSTASI, gizli FETÖ sevenler tarafından her fırsatta sıkıştırılmaya zor durumda bırakılmaya kalkışılıyor.
Sivas´a Kim Sahip Çıkacak?
Sivas´a Kim Sahip Çıkacak?
Sivas-Ankara Uçak Seferlerinin olmaması vatandaşları mağdur ediyor. En azından HAFTA SONLARI olmak üzere uçak seferlerinin başlatılması gerektiğini dile getiren Sivaslılar, Türk Hava Yolları´nın yeterince uçağı bulunduğunu ve Sivas- Ankara uçak seferlerinin biran önce başlatılması gerektiğini dile getiriyorlar.
SİVAS, Körfez Ülkelerine Açılıyor
SİVAS, Körfez Ülkelerine Açılıyor
Şehrimizin girişimci iş adamlarından olan Halit Şirkan HATAY aracılığıyla KATAR ve SUUDİ ARABİSTAN´dan getirilen şirketler, SİVAS´ta yatırım kararı aldılar.Ayrıca Şehri gezen konuklar, SİVAS´ın havasının yayla havası olduğunu ve KÖRFEZ insanına hitap ettiğini dile getirerek, zamanla binlerce KÖRFEZ eksenli turistin SİVAS´ı tercih etmesinin kaçınılmaz olduğunu dile getirdiler.
Ankara Bu SİVASLI´yı Çok Konuşacak!
Ankara Bu SİVASLI´yı Çok Konuşacak!
Türk Ulaşım Sen Genel Başkanı Nurullah ALBAYRAK, bir dizi ziyaretler için SİVAS´a geldi. Onuruna verilen yemekte konuşan ALBAYRAK, “LİYAKATLI İNSANLARIN GÖREV ALMALARI İÇİN MÜCADELE VERECEĞİZ” dedi.
NUMUNE Yıkılmasın!
NUMUNE Yıkılmasın!
Eski Numune Hastanesi´nin yıkılmamasını isteyen Muhammed SARISÖZEN, Bakan İsmet YILMAZ´a açık bir mektup yazarak burasının korunmasını istedi.
Halk Nerede O Orada!
Halk Nerede O Orada!
SİVAS Valisi atandığı günden bu yana halkla iç içe olmanın yanı sıra, çalışmayan bürokratik hantallığı bertaraf etmek için yoğun çaba gösteren Vali GÜL, halk tarafından da en çok sevilen isimlerden biri. Kararlı ve ilkeli duruşu ile bürokrasiyi de harekete geçiren GÜL´ün, şehrin geleceğe yönelmesi hususunda da önemli gayretle içinde olduğu biliniyor.
Buna Bir El Atın!
Buna Bir El Atın!
SİVAS´ın yeni kurulan mahallelerinden Ahmet Turan Gazi Mahallesi´nde bir avuç idealist insanın başlattığı cami inşaatı, maddi imkansızlıklar nedeniyle ağır aksak ilerliyor.Yarım kalan camiye, her konuda kamera karşısına çıkan 44 STK´nın destek vermesi bekleniyor. Bu 44 adet STK´nın her birinin 5 Bin lira destek olması ile caminin tamamlanacağı ve böylelikle laf yerine icraatın ortaya çıkacağı ümit ediliyor.
KINA
KINA
Babaannem çok yaşlanmıştı bir gün baktım ki başına kına yakmış ‘´anne hayır ola bu ne hal´´ dedim ‘´oğlum saçım çok dökülüyor onun için dedi,, ‘´ Peki babaanne ayağındaki kınaya ne demeli,, dedim ‘´oğlum kına ayak kokusunu ve teri önler,, dedi.
SON KALE Düşmeyecek!
SON KALE Düşmeyecek!
Türkiye,bir “Haçlı” kuşatması altında. Hilal´in asırlara varan medeniyet aşkını, hiçbir dış gücün alt edemeyeceği vurgulanıyor.Bu topraklarda yaşayan her ferdin, Hilal´in sonsuza kadar dalgalanması için canını feda etmekten geri durmayacağını dost düşman herkesin bilmesi lazım.
TRT´de SİVAS Rüzgarı
TRT´de SİVAS Rüzgarı
Sivas´ın kadim kültürü TRT AVAZ ekranlarında izleyici ile buluşmaya devam ediyor.”Ninniden ağıta Anadolum” isimli programda Sivas´ın türküleri ve ağıtları ekrana yansıdı.
Selami UZUN ve Şehre Dair
Selami UZUN ve Şehre Dair
Ben bu konuda Bakan Bey i de anlayamadım. Bir şehir, Numune Hastanesi binası yıkılmasın diyor. Sivas´ı temsil eden Bakan ki Sivas la ilgili her anlamda karar verici bu konuda halkın duyarlılığını duymazdan geliyor ve tepki alıyor.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar