KÜLTÜREL DEĞİŞMELERİMİZİ İRDELERKEN?

KÜLTÜREL DEĞİŞMELERİMİZİ İRDELERKEN?

KÜLTÜREL DEĞİŞMELERİMİZİ İRDELERKEN?

Bugünkü kültürel yapımızı ve bu yapıda meydana gelen değişimleri anlamak, kültür ve kültürel değişimler hakkında yeterli bilgiye sahip olmayı gerektirir. Toplumsal ve siyasi değişimler ile ilgili eleştirilerde bulunulurken, bu kavramların irdelenmesi gerekliliği ortadadır.

İnsanlık tarihi ile eşdeğer olan kültür ve onun zaman içerisinde meydana getirdiği maddi ve manevi yeniliklerle birlikte etkileşim içerisinde bulunduğu toplumlardan tek taraflı ya da karşılıklı olarak alışverişi sonucu ortaya çıkan kültür değişmeleri toplumların anlaması gereken bir olgudur.

Tarihi süreçte çeşitli şekilleriyle kullandığımız kültür kelimesi dilimize Latinceden gelen bir kavramdır. Pek çok ve birbirine benzer ve farklı yönleri nazara veren tanımlara sahip kültürü, genel manada insan yaşamının her veçhesini kapsayan, insanın tabiat içerisinde aldığı şekil olarak tanımlayabiliriz. Kültürün milli medeniyetin evrensel olması ile ilgili farklı görüşler olsa da medeniyeti oluşturanın kültür olması ve kültürel etkileşimin medeniyetleri oluşturduğu iddiası bu konunun vuzuha ermesini sağlayabilecek yapıdadır.

İnsanlar nasıl yalnız yaşayamayan, toplumsal varlıklar  olarak tanımlanıp bu yönleri vurgulanmışsa; insanların oluşturdukları kültürün toplumsal karakteri ortada iken, sadece bir toplumun kendi ortaya çıkardığı kültürel verilerle tarih boyunca yetinmeyeceği aşikardır. Bu da kültürler arası etkileşimi zorunlu kılmıştır. Düşünürlerin de sıkça ifade ettiği gibi insanlar buluş yapma yerine iktibas etmeye, taklide daha meyyaldirler. Zaten var olan bir şeyi üretmenin anlamsızlığı da ortadadır.

Kültürel değişmelerin en önemli ve en çok tartışılan kısmı manevi kültür alanında olmuştur. Nitekim yukarıda belirttiğimiz gibi maddi unsurlar zaten genellikle tartışmasız bir şekilde iktibas edilmekteydi. Tabii ki iktibas edilen maddi unsurla birlikte taşınan onunla ilintili manevi unsurlardır. Son dönem Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk devirlerinde "gavur icadı" denilerek bazı maddi kültür öğelerinin iktibasına karşı çıkılmasında bu durumun etkisi vardır.

Kültürel değişmeler tarih boyunca daha çok dini yapılara bağlı kalmış ve serbest kültür değişmeleri şeklinde olmuşsa da son asırlarda bu durum mecburi ve dünyevi bir yapıya doğru evirilmiştir. Bunun sebeplerinden en önemlisi dönemin hakim medeniyeti olan Batı Medeniyetinin dünyevi bir yapı içerisinde olması, değişimi sömürgeci zihniyetle dayatması ile Batı dışı toplumlar için geçerli olan hakim medeniyet karşısında yenilmişlik ruhu sonucu gelişme için Batı Medeniyetinin rol model alınmasıyla olmuştur. Son durumla ilgili olarak, yöneticilerin medeniyetin geride kalması ile ona ulaşma için acelecilikleri etkili olmuştur. Türk tarihinde son asırlarda ortaya çıkan değişmeler genellikle bu şekilde olmuştur. Batının uzun süre içinde kat ettiği yol kısa zamanda geçilmek istenmiştir. Zira çok geç kalınmıştır.

Kültürel değişmeler genellikle üstün olanın ya da görülenin taklidi/iktibası şeklinde olmuştur. Serbest kültür değişmelerinde bu iktibaslar pek fazla sorun olmaz iken mecburi kültür değişmelerinde önemli tepkisel davranışlarla karşılaşmışlardır. Bu tepkilerin dozu halkın muhafazakar olup olmamasına ve gerekliliğine inanıp inanmamasına göre değişmiştir. Bu konuda güç sahibi odaklar belirleyici olmuştur. Batıda dini yapının etkisini azaltan değişmeler, bu dini yapılar ile onların müttefiklerince tepkiyle karşılaşmıştır.

Kültür değişiminin gereğine inananlar içinde tam anlamda bir değişimle hakim medeniyete inkılabı savunanlar ve bu medeniyetten sadece ihtiyaca binaen, eksikleri giderici, sınırlı bir iktibası öne sürenler olmuştur. Muhafazakarlar genellikle bu ikinci grubu oluşturmuş ve maddi öğelerin iktibasını genelde kabul ederken manevi öğelerin kabulünü kültürün yozlaşması, başkalaşması, erozyonu olarak telakki etmişlerdir. İki farklı görüşün genel olarak anlaştıkları kısım alınan öğelerin sahip olunan kültür potasında eritilmesidir. Fakat tam veya geniş bir iktibası önerenler içinde radikal düşüncelere sahip olanlar bu düşünceyi taşımamaktadırlar. Kültürün özgün ve milli olma özelliği sebebiyle ana unsurların korunarak alınanların sınırlı tutulup milli kültür potasında eritilmesi, eğreti durmamasının sağlanması genel kabul gören değişme şekli olmuştur.

Çağın gereklerine göre mücehhez bir yapıya haiz olmayan toplumların sömürge ya da yarı sömürge olacakları düşünüldüğünde üstün kültürden öğelerin iktibası bir zorunluluktur ve gelişmeye tekabül eder. Köleleşmiş toplumların hali bu noktada açıklayıcıdır.

Kültürel değişmeler toplumların ayakta kalmaları yani milli yapılarıyla tarih sahnesinde durmaları için gerekli olan unsurlardır. Fakat aynı değişmeler, hakim kültürü hiçbir kıstasa tabi tutmadan gerçekleştirildiği taktirde de milli benliğin yok olması ve sömürge yada yarı sömürge olmaları sonucunu doğurabilmektedir. Böylece milletler tarih sahnesinde ya edilgen bir rol oynamakta ya da tarih sahnesinden silinip gitmektedirler.



Anahtar Kelimeler: 0