İskender ÇANKAYA İle Söyleşi...
Öğretmen, Evliya Çelebi gibidir. Dolanır durur memleketin dört bir bucağını. Acıya, hasrete, sevdaya burun kıvırmadan konuk eder, hayatın her bir cümlesini. Karlı dağların, engin ovaların, geçit vermeyen yolların hayat türküsünü söyleye söyleye, öte diyarlardaki kardelenlerle söyleşir. İşte örnek bir öğretmenin hayatından kesitler sunacağız bu haftaki söyleşide. İmkânsızlığın ne demek olduğuna aldırmayan, bütün varlığıyla yeni şeyler öğretmek için didinip duran, bu satırların yazarında da büyük emeği bulunan İskender ÇANKAYA´nın gönül iklimine uğrayacağız sizinle. Buyurun efendim…
Tarih: 14.5.2016 22:30:04/ 2456okunma / 0yorum

 

“Fazla İkram Falakaya Benzer”

Hocam sizi tanıyabilir miyiz?

Öncelikle bana böyle bir fırsat verdiğiniz için size, gazeteniz yönetici ve çalışanlarına çok teşekkür ediyor, yayın hayatınızda da başarılar diliyorum. Ayrıca yıllar sonra bir öğrencimle söyleşi yapmak benim için son derece onur ve gurur vericidir.

1958 yılında Niğde´nin Nar Köyünde sekiz çocuklu bir ailenin 5. çocuğu olarak doğdum. İlkokula köyümde başladım. Ortaokulu ve Liseyi Niğde´de okudum. 1977 yılında Niğde Eğitim Enstitüsüne kayıt yaptırdım.2.sınıfa geçtiğimde girdiğim üniversite sınavını kazanarak Ege Ünv.İşletme Fakültesine kayıt yaptırdım.Zorluklarla geçen ünv.öğrenimini yarıda bırakarak yeniden başladığım Kırşehir Eğitim Enstitüsünü 1980 de bitirdim. 1981 yılında Ağrı merkez Taştekne Köyü İlkokulunda öğretmenlik görevime başladım.1982 yılında Adana Tufanbeyli İlçesi Kirazlıyurt Köyü öğretmenliğine atandım.1983 yılında evlendim. Rotasyonla 1986 yılında 5.hizmet bölgesi olan Sivas´a atandım. Sivas Şarkışla ilçesi Deliilyas Kasabasında 5 yıl öğretmenlik yaptım.

 

Öğretmenlik mesleğini seçmenize ne etkili oldu?

            İlkokul öğretmenlerimden; beni İlkokula kayıt eden Nisari ÖZDOĞAN ile Fahri ÜNER ve Emin BAYSAL öğretmenlerim bana çok iyi örnek oldular ve beni çok severlerdi. Bunu özellikle söylemek istiyorum. Her şeyin başı sevgidir. Bu öğretmenlerimi örnek aldığım için İlkokul ve Ortaokulda tek idealim öğretmen olmaktı. Lise yıllarımda bu ilgim değişti. Hakim olmak veya avukat olmak istiyordum. Ancak kader yine öğretmenliğe çekti.

 

İstemeyerek bu mesleği seçtiğiniz belli oluyor, sonra sevdiniz mi öğretmenliği? Meslek hayatınızda unutamadığınız anılar var mı?

     Sevmek benim için az geldi. Kendimi bu mesleğe adadım diyebilirim. Ağrı Taştekne Köyü İlkokulunda 1.sınıfları okutmaya başladım. Öğrencilerimden hiç biri Türkçe bilmiyordu. Bu öğrencilere ben nasıl Türkçe öğreteceğim diyordum. Ama kısa süre içinde öğrencilerim Türkçe´yi öğrenmeye başladı. Hayret etmiştim. O çocuklara yeni bir şey öğretmek çok mutluluk verdi bana. Güzel günlerim geçti  Taştekne´de. Sivas´lı Dilek öğretmen ve Tokat´lı Emine öğretmenle birlikte çalıştık.

         1982 Eylül ayında 1.Hizmet bölgesi(en iyi bölge)olan Adana´nın Tufanbeyli İlçesi Kirazlıyurt İlkokuluna atandım. Kayarcık Köyüne kadar arabayla gittim. Oradan sonra yürüyerek Kirazlıyurt Köyüne gittim. Elektrik yoktu. Köyden öteye araba yolu da yoktu. Çünkü daha ileride köy yoktu. Köylüler iki çeşmeden su ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Köy yüksek olduğu için çok kar yağardı. Lojmanın kapısını kar yüzünden açamadığımızı bilirim. Yollar kapanırdı.1985 yılında köye elektrik geldi. Köylüler ve köy imamı ile birlikte elektrik direklerini diktik. Dağlarda direk dikerken bir elimde de “Kur´an öğreniyorum” kitabı vardı. Hep özlemiştim Kur´an öğrenmeyi, ilk derslerimi İsmail Hoca´dan mola aralarında aldım.

           Söyleyeni belli olmayan “Gafil halk yarın diye bir laf eder, bilmez ki bugün dünkü günün yarınıdır. Bugün ne yapmış ki? Yarın ne yapacak?”sözünü kendime ilke edindim. Bugünü çok iyi değerlendirmek gerektiğinin bilinci içinde çalıştım hep. Köy gençlerinden ve ücretli imam İsmail Hoca´dan oluşan voleybol takımı kurdum. Turnuvalara katıldık. Hemen her yıl piyes yaptım. 87 öğrencimi sınıf almadığı için 2-3.sınıfı öğleci,4-5.sınıfı sabahçı yaptım. 1.Sınıfları diğer arkadaş okutuyordu. Derler ya “gece gündüz çalıştım” diye öyle geçti bu köyde öğretmenliğim. Bu okula da güzel yazılar yazdım, resimler yaptım. Bu şekilde çalıştığım ilk yılımda müfettiş bana ORTA rapor verdi. Zaten müfettiş olmama da bu rapor neden oldu. Takdir edilmemenin acısını ben de yaşadım.

 

           Peki Hocam buradan Sivas´a geçelim isterseniz? Sivas´a taininiz çıktığında neler hissettiniz?

     Rotasyonla 1986 yılında Sivas´a atandım. Sivas´ı Aşık Veysel´den ve Sivas Kongresinden tanıyordum. Çok soğuk bir il olduğunu duyardım. Eyvah dedim.1.Bölge hizmetimde çok zor bir yerde çalıştım, yine mi zor yerde çalışacağım diyordum. Bu korku ile Sivas´a geldim. Çok güzel göründü Sivas bana. Milli Eğitim Müdürünün makamına çıktım. Milli Eğitim Müdürü tayininiz yapıldı dedi. Telefonla bir yeri aradı ve bana; Şarkışla Deliilyas´a verilmişsiniz dedi. Deliilyas´ı duyunca nasıl bir yer olduğunu bile soramadım. Adından belli dedim.

 

 

Nasıl başladı Sivas günleri? Seksenli yıllar ve idealist genç bir öğretmen?

          Sivas´ta bir gün kaldım ertesi gün rahmetli Sıtkı ağabeyin kullandığı mavi belediye otobüsü ile Deliilyas´a geldim. Otobüsten inince şaşırdım. İçime bir ferahlık geldi. Ortaokul ve İlkokul vardı. Evleri güzel yapılıydı. İlkokula gittim. Uzatmayalım ev aradım. Köy meydanındaki değirmenin üstü boş dediler. Şahin usta çalıştırıyordu değirmeni. Orayı tuttum.Adana´ya dönüp evi yükledik. Zor bir yolculuktan sonra sabaha karşı Deliilyas´a vardık. Eşim evi görünce ağlamaya başladı. O evde sallana sallana bir yıl oturduk. Daha sonra eski PTT´nin bulunduğu belediye lojmanında, sonra da Caminin yanındaki Kur´an Kursu lojmanında oturduk.

         Sivas´ın  efsanesindeki üç kaynaktan bence hala su  akıyor. Bana da kısmet oldu içmek diyelim. Sivas´ın ayakta duran 800-1000 yıllık tarihi eserleri, havasının soğuğu kadar sıcak insanları beni çok etkiledi. Eski terminale giden yolda kazınan kalın buzların kamyonlara yüklenip atıldığını görmek beni ilk yıllar çok ürküttü. Ama o buzları eritecek kadar sıcak kalpli insanlarını tanıdım Sivas´ın. Zaten “çok soğuğun tersi çok sıcak” değil mi? Sonra çok düşündüm ama “Sivas´lı nın biri diye başlayan” ne bir fıkra ne de olumsuz bir söz bulamadım.”YİĞİDO” ne güzel yakışmış Sivas´lı için.

         Evet, çok idealist biriydim. Çok seviyordum mesleğimi. Rahmetli babam bana vasiyet etmişti.”Oğlum gittiğin yerde bir iz bırakmayacaksan öğretmenlik yapma” demişti. Bu söz beni çok etkilerdi. Hep aklımdaydı. Vatan-Millet,Din-Devlet-Türkiye söylemlerini çok duyardım. Ama bu kavramlar için söylem yetmezdi. Yaşamak ve kendine düşen görevi layığı ile yapmak gerekirdi. Ben de bunu yapmaya çalıştım.

 

 Deliilyas´ta neler yaşadınız hocam? Aklınızda kalan ne gibi hatıralar var burayla ilgili.

           Deliilyas´ta çok güzel beş yılım geçti. Deliilyas adı beni korkutmuştu. Herhalde delinin birinden almıştır adını diye düşündüm. Ama “Delil-İlyas”, “Karacaşehir” ve “Deliilyas Obası” nın   farklı öyküleri varmış meğer. Senin de dediğin gibi “Oraya yolunuz düştüğünde, asla kendinizi yabancı hissetmezsiniz. Deliilyas´ın geçmişten gelen misafirperverliği, hemencecik sizi sarıp sarmalar adeta. Gelene ikram ve onun darlığını giderme, ata yadigârı bir öğüt gibi kuşaktan kuşağa sürüp gider” Hemen hoş geldin ziyaretleri başladı. Sıkıntılarımız soruldu. Kısa sürede alıştık oraya. Hele Celal Oğlan türküsünün doğduğu yer olduğunu öğrenmem ve Celal Oğlanın hikâyesi beni çok etkiledi. Hiç duymadığım;   

                             Al işliğin mor yeleği,

                             Kısa dilemiş dileği,

                             Akşamdan geri gidiyor,

                             Celal´in başlık ineği,” mısralarını burada öğrendim.

          En güzel çevre incelemesini Deliilyas´ta yaptım en başa da “Döndü gelin”in temsili resmini yapmıştım.

         Sanırım Deliilyas´a geleli bir ay olmamıştı. Bir gün sabah erkenden kapımızda davul zurna sesi ile uyandık. Ne oluyor diye panikledik. Kapıya çıktım. Merdivenin başında davulcu zurnacı ve iki kişi daha vardı. Hala çalıyorlardı. Şaşırmıştım. Durdurdum onları, ne oluyor ne yapıyorsunuz dedim. Davulcunun yanında bulunan biri elindeki listeyi gösterdi. Benim adım yazılıydı. Nedir bu dedim. Hocam düğün kâhyası seçilmişsiniz. Burada adettir düğün kâhyasının kapısında davul çalınır. İyi de ben ne yapacağım kim yazmış beni dedim.(Bizim Niğde´de böyle bir adet yoktur) Bilmiyoruz dediler. Önce bahşiş sonrada düğün evinde görevini yapmazsan cezalandırılırsın dediler. Bahşişlerini verdim. Hemen giyinip düğün evini buldum. Ortaokul memuru Mahmut Bey yazdırmış. Neyse görevimizi ceza almadan yapmaya çalıştık. Bu bile beni çok sevindirdi. Kabul görmüştüm demek ki köyde.

         İşte kültür buydu. Yeni geleni aralarına almak. Deliilyas´ta ben mesleğimin en güzel yıllarını yaşadım.Orta okulda da Din Kültürü derslerine giriyordum.Üç yıl tiyatro yaptım.Eski belediye binasının koridorunda ve eski okulda güzel piyesler yaptım.O zamanlar okul müdürü Hacı ÖZDOĞAN ve Belediye Başkanı rahmetli komşum Adil DARICI´nın bana çok yardımları oldu. Bu çalışmalar için çocuklarını Cumartesi-Pazar dahi bana emanet eden Deliilyas´lılara tekrar çok teşekkür ediyorum.

         Öğrencilerim Hilal, Bekir, Aslı, Abidin… bana bir teklifte bulundular. Kumbara yapıp harçlıklarından artan parayı atmayı ve bu parayı yılsonunda bir fakire vermeyi teklif ettiler. Duygulandım. Kabul ettim. Yılsonunda teneke kumbara neredeyse dolmuştu. Paraları çıkardık. Eski belediye binasının karşısında yıkık dökük bir evde tek başına yaşayan ve koltuk değneklerine tutunarak yürüyen, görme özürlü biri vardı. İsmini hatırlayamıyorum. Ona verdiler. İşte isteğim buydu; böyle öğrencilere sahip olmak.

           Okulda iki tane 1.sınıf vardı. Birini ben diğerini bayan bir arkadaş okutuyordu. Sınıf dengesini sağlamak için Davut TEK adındaki öğrencimin diğer sınıfa verilmesi gerekti. Davut üç gün okula gelmedi.”Ben kız öğretmende okumam” diyordu. Ablası kucağında zorla getirirdi, yine okuldan kaçardı.Sonunda tekrar sınıfıma aldım.Zeki bir çocuktu.

           Elif diye bir öğrencim vardı. Nereden alıştı bilmiyorum. Sigara kullanırdı. Bıraktırmaya çok uğraştım. Ama başaramadım. Hala içiyor mu merak ediyorum.

          Babam 1990 yılında vefat etti. Babamın vefatından üç gün sonra Niğde´den Deliilyas´a döndüm. Bir hafta boyunca evim başsağlığı dileyenlerle doldu. Bir gün Şaban amca, köy müezzini Mehmet Hoca, Adde emmi ve ismini hatırlayamadığım üç dört köy büyüğü evime geldiler.Tekrar başsağlığı dilediler. Şaban amca ezile büzüle “hocam senden izin istemeye geldik” şaşırmıştım. Ne izni Şaban amca dedim.Biz bu hafta düğün yapacaktık. Eğer izin verirsen Bayrağı kaldıracağız, yoksa erteleyeceğiz”.O an boğazımın düğümlendiğini hissettim. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Şaban amca ve köyün hatırı sayılır insanları benden izin istiyordu.”Ne demek Şaban amca. Elbette Bayrağı kaldırabilirsiniz düğün ertelenir mi hiç” diyebildim. Allah razı olsun deyip müsaade istediler. Onlar gittikten sonra gözyaşlarımı tutamadım. Ben kim oluyordum ki, bu insanlar için yabancı biriydim. İzin almaya ne gerek vardı. Ama öyle değildi işte Deliilyas insanı. Ben bu insanlar için az bile çalışmışım.

           Mesleğimi çok seviyordum. Okul dağılınca öğrencilerime kurs veriyor, hafta sonları hem kurs hem tiyatro çalışmaları yapıyordum.

         Ortaokulda öğretmenler odasında oturuyorduk. Sigara kullananlar sigara içiyordu. Bu esnada içeri Okul Aile Birliği Başkanı Vahit ağabey girdi. Dedi ki “hocalar şu sigarayı bırakmak isteyen varsa birlikte bahse girelim bende bırakacağım dedi.Önümde yeni söndürülmüş bir sigara izmaritinin bulunduğu kül tablası vardı.Ben varım dedim.İşte bu son olsun diyerek izmariti gösterdim.Herkes bana baktı.Vahit ağabey görmeden kaşlarımla arkadaşları uyardım.Tamam dedi Vahit ağabey neyine?bir takım elbisesine bahse girdik. Aradan üç ay geçti. Vahit Ağabey Sivas´a gitmiş.Yeraltı çarşısında Deliilyaslı “saçlı” lakaplı bir kuyumcu vardı.Kendisi ile iyi tanışırdık.Zaman zaman yanına uğrardım.Vahit ağabey onun dükkanına gitmiş.Saçlı sigara ikram etmiş. O da bıraktım deyince, nasıl bıraktığını sormuş. Benimle iddiaya girdiğini söylemiş. Saçlı adı nedir o öğretmenin demiş. Vahit´te Niğde´li İskender öğretmen deyince Saçlı gülmeye başlamış. Demiş ki ben onu iyi tanırım ömründe bir tek sigara içmemiş o, sigara da hiç kullanmaz deyince Vahit Ağabey o sinirle ertesi gün beni buldu. Bana bağırdı çağırdı. Ne kaybettin dedim. Sayemde üç aydır sigara içmiyorsun deyince tamam hocam bundan sonrada senin için içmeyeceğim dedi. Başladı mı bilemiyorum.

         Sadece Deliilyas´a has olan “Rahat bıraksalar dana bizim eve gelecek” atasözünü ilk kez orada duydum. Sık sık ta kullanırım. Köylülerin hacca gitmediği halde Kabe´ de görüldüğü söylenen “Hacı emmi”(Hacı Mekke) zaman zaman okula gelirdi. Kendisine ikramda bulunurduk. Bir gün yine geldi. Çay verdim. İçti bir daha vereyim Hacı Emmi dedim. Hayır, içmem dedi. Çay taze vereyim bir daha iç, için ısınır dedim. Bana hiç unutmadığım şu sözü söyledi.”Oğlum fazla ikram falakaya benzer”. O gün bugün hiçbir hususta fazla ısrar etmiyorum.

          Deliilyas´ta nüfus sayımında görevliydim. Mezarlık tarafında bulunan uzak evlerin birinden çıkmıştım. Evden biraz uzaklaşmıştım ki iki kangal köpeği havlayarak bana doğru koşmaya başladı. Çok korktum yerde taş aramaya başladım ama bulamıyordum. Köy de biraz tuhaf biri olarak bilinene Hami gördü beni. Öyle bir koştu ki köpeklerden evvel yanıma geldi.Beni arkasına alıp köpeklere yerden kum çakıl atarak uzaklaştırdı. İnanamadım. Halbuki köylüler ondan uzak durmamı ne isterse yapmamı söylemişlerdi. Ona ne diyeceğimi bilemedim.Benimle birlikte köye kadar geldi.İşte Deliilyas´ın akli dengesinin bozuk olduğu söylenen insanı bile böyle.

          Ortaokulda Din Kültürü Dersi´ne giriyordum. Hemen her konu ile ilgili bir dini hikâye anlatır, öğrencilerimin dikkatini çekmeye çalışırdım. Yusuf TAVASLI´ nın kitabından okuduğum hikayeleri öğrencilerim can kulağı ile dinlerdi. Deliilyas´ta çalıştığım süre içinde bu derse sürekli ben girdim. Ortaokul öğrencilerimden seni, Sevda´yı, Yılmaz´ı, İbrahim´i, Hülya´yı, Hatice´yi hatırlayabiliyorum.

           Ortaokul 3.sınıfta Din Kültürü dersi sırasında Yılmaz YILDIZ bir tokat vurmuştum. Hiç unutmuyorum. En arka sırada oturuyordu. Ben ders anlatırken cebinden çıkardığı yuvarlak aynaya bakarak saçlarını tarıyordu. Bir iki defa göz göze geldik.”Yılmaz kaldır onları” dedim. Ama Yılmaz aldırmadı. Zaman zaman ona baktığım halde alaylı bir tavırla saçlarını taramaya devam etti. Yanına yaklaştım “güzellik yarışmasına mı gideceksin Yılmaz” dedim. Alaylı bir şekilde “evet hocam” dedi. Sınıfta bir tur attım yanına yaklaştım. Yılmaz´ın hiç beklemediği bir anda yüzüne tokadı yapıştırdım. Bunu hiç unutmuyorum. Ama Yılmaz bana asla karşı gelmedi. Bana bir saygısızlık yapmadı. Hakkını helal etsin.

           Mezarlık yanında yapılan yeni okula taşındığımızda sınıflar yetersiz kaldı. Kütüphaneyi kontrplakla bölüp sınıf yaptık. Bu bölmeli sınıfta 1.sınıfları okuttum. Beş yıl beraber çalıştığımız Deliilyas´lı arkadaşım Ethem öğretmenin kızı Feride´yi, Safiye´´yi, Suna´yı, Zeynep´i, Özer´i, Ömür´ü, müezzinin oğlu Muhammet´i, Davut´u, Ahmet´i, Tuğba´yı, Elif´i, Sami´yi, “tuvalet”e “tulavet” diyen ve bir türlü bu  kelimeyi düzelttiremediğim  Mesut ÇELİKKOL´u, Güner´i, Sedat´ı, Hanifi´yi, Eyüp´ü, Avni´yi, aksak pehlivan Sinan´ı hiç unutmadım. İsimlerini hatırlayamadığım için buraya yazamadığım öğrencilerimden özür diliyorum. Asla hiç birini unutmadım. Aradan 20 yıl geçti. Hoş  görmelerini rica ediyorum.

          

            Deliilyas´ta unutamadığımız dostlarımız var. Emin ÇETİN´i, Aynur Ablayı, oğulları Ramazan ÇETİN´i, Nuh Ağabeyi, Ömer BALTA´yı, Selami´yi, İlkokul hizmetlileri Nizamettin ve Mevlüt´ü, Ortaokul hizmetlisi Mehmet Efendi´yi, şakacı Ali Efendi´yi, belediye başkanı olduğu halde usanmadan  arabasıyla hasta eşimle beni Altınyayla´ya götüren Mustafa ERDEMLİ´yi  unutmadım.

            Gebze Darıca´da Nene Hatun İlköğretim Okulu 4.sınıfa teftiş için girdiğimde, TEK soyadında bir kız öğrenciyi fark ettim. Doğrudan Deliilyas´lı mısın? dedim. Çocuk şaşırdı. Evet dedi. Darıca´ya yerleşen çok Deliilyas´lı varmış beni aradılar ama görüşmek kısmet olmadı.

             Alınacak çok ders olduğu için izin verirsen müfettiş olarak yaşadığım bir anımı anlatmak istiyorum

             Yine 1996 Sinop Ayancık İlçesi Babaköy İlköğretim Okuluna teftiş için 3 kişi gittik. Ayını hatırlamıyorum, ama yağmur yağmış ve her taraf çamur içindeydi. Babaköy´e yaklaşık 3 km uzaklıkta bulunan Babakaraçulha Köyünde bulunan okula arkadaşlardan kimse gitmek istemedi. Babaköy İlköğretim Okulu öğretmeni Önder Bey´in çizmelerini giydim. Köyden birisini bulduk. Öğretmenin tüfeğini de alarak çamurlu rampadan bata çıka  köye doğru yürümeye başladık. Nihayet sisler içinde ahşap evlerin bulunduğu köye ulaştık. Okulu hiç görmemiştim. 4 kazığın üstünde bulunan ve yerden 3 metre yükseklikteki ahşap bir binanın önünde Bayrak dalgalanıyordu. O tarafa yöneldik. Yukarı pencerenin perdesinden birisi bizi gördü. Koşarak merdivenlerden indi. Tanımıştım aday öğretmenimiz Sivaslı Ömer ÖZAY dı.

Mahcup bir şekilde hoş geldiniz hocam dedi. Ahşap merdivenlerden çıktık. Bana dedi ki “Hocam çok özür dilerim araba buraya gelemiyor, iki aydır Ayancık´a inemiyorum. Tıraş olamadım” dedi. Baktım saçları iyice uzamıştı, kulaklarını ve ensesini kapatmıştı. Koluna girdim. Görmedim bile Ömer dedim. Gerçekten dikkat etmemiştim. Burada bulunman yeter, boş ver tıraş olmayı dedim. Kaldığı odaya girdim. Her tarafını naylonla kaplamıştı. Ahşap olduğu için tahta aralarından hala içeri ışık sızıyordu. Orta yerde odun sobası, tavan basık nerdeyse başım değecek. Üşümüyor musun? burada dedim. Hayır Hocam dedi. Hâlbuki üşümemek mümkün değildi. Sivas´ta üşümeyenlerin kaderi  başka yerlerde üşümek miydi?. Nasıl geçirmişti kışı burada. Sınıfına girdim. On üç öğrencisi vardı. Tertemiz çocuklar. Sınıfın da her yanı kalın naylonla çevrili. Ama tüm faaliyetlerini sergilemiş basık duvarlarda. Çocukları gayet güzel eğitmiş. Bahri adındaki 1.sınıf öğrencisi hazır ola geçip öyle bir şiir okudu ki yanaklarından öptüm. Gerekli rehberliği yaptıktan sonra ayrılma zamanı geldi. Sivas´lı Kardelen Ömer´i kucaklayıp ayrıldım. Umarım bu yazımı okur ve umarım hala öğretmendir.

                                                                          Söyleşi: OSMAN ÇELİK










Kaynak:

Anahtar Kelimeler: İskender ÇANKAYA Söyleşi
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Eğitimciler Sahne Alacak
Eğitimciler Sahne Alacak
Milli Eğitim Müdürlüğü Tiyatro Topluluğu kuruyor. Merkezde görev yapan öğretmenlerden gönüllülük esasına dayalı bir tiyatro ekibi kurulacağı ve bu vesileyle yılardır bir ayağı eksik olan sanat ve kültür çalışmalarına yeni bir kapı açılacağı bilgisine ulaşıldı.
Şimdi Gurbeti Bildin mi Öğretmen Bey?
Şimdi Gurbeti Bildin mi Öğretmen Bey?
Belki yüz kere tekrarladım ilk görev yerimi: ZARA Ütükyurdu Köyü, ZARA Ütükyurdu Köyü...
ÇALIŞMAMA DÜZENİNE NEŞTER
ÇALIŞMAMA DÜZENİNE NEŞTER
Artık çalışmayan okul idarecilerinin görevlerine son verilecek. Çalışmama üzerine bir düzen kuran, yeniliğe kapalı, eğitim için zerrece çaba göstermeyip günü kurtarıp şehrin ve ülkenin eğitim geleceğine İHANET EDEN okul idarecilerinin görevlerine son verilecek. Geçen yıl çalışmayıp okulları adeta batıran, kurum kültürünü oluşturmayıp, devlet işleyişini bereleyen Okul İdarecilerin tespit edildiği lakin onlarla ilgili bir işlemin neden yapılmadığının VALİ GÜL´e izahının yapılıp yapılmadığı merak ediliyor.
5000 ÖĞRENCİ BURSU TAMAM
5000 ÖĞRENCİ BURSU TAMAM
Proje üreten, çalışkan, dedikodulara prim vermeyen şehrin uzun süredir özlemini duyduğu Vali portresini bir anda dolduran Davut Gül´le birlikte kurumlar çalışmaya başlarken atılan adımlarda halkın yüzünü güldürmeye başladı. Ülkenin geçtiği sıkıntılı sürece rağmen Davut Gül öğrencileri unutmadı ve hiç bir resmi kurumun girişimi olmayan bursa yönelik çalışmaları tamamladı.
VALİLİK´ten Güzel Proje
VALİLİK´ten Güzel Proje
SİVAS VALİLİĞİ´nin bu sene başlattığı şehrin değerlerini gelecek nesillere aktarma projesinin ilk adımı olan “Dedem Kadı Burhaneddin” öğrencilerle buluştu.
Büyük Sivas´ın Temelleri Atılmaya Başlıyor...
Büyük Sivas´ın Temelleri Atılmaya Başlıyor...
15 Temmuz darbe girişiminden kısa bir süre önce ilimize son valiler kararnamesiyle atanan Davut Gül genç ve dinamik görüntüsüyle umut ışığı oldu.
Yeni Kurulacak Üniversite Fırsata Çevrilmeli
Yeni Kurulacak Üniversite Fırsata Çevrilmeli
Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan MİLLİ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ´nin Milli Mücadelenin merkezi olan SİVAS´ta da kurulması gereği ifade ediliyor.Olası üniversitenin kurulması durumunda Tarihi JANDARMA BİNASI´nın da REKTÖRLÜK binası olarak işlev görebileceği görüşleri dile getiriliyor.
Sivas´ın Gururu REKTÖR Atandı
Sivas´ın Gururu REKTÖR Atandı
Akdeniz Üniversitesi´nde başarılı çalışmaları ile tanınan SİVAS´ın gururu hemşehrimiz Prof. Dr. Mustafa ÜNAL, REKTÖR olarak atandı. Başarılı bir bilim insanı olan ÜNAL´ın atanması Sivas´ta sevinçle karşılandı.
Öğrencileri Yine Sevindirdi
Öğrencileri Yine Sevindirdi
SİVAS´ın yetiştirdiği bilim insanı Prof.Dr. Recep TOPARLI, şehirdeki bütün güzel çalışmalara önemli katkılar sunuyor. Eğitim, kültür, ve sanat çalışmalarını yakından takip eden TOPARLI, bu çalışmalar içinde olanları da teşvik ediyor. KALİGRAFİ eğitimi alan öğrencileri de tebrik eden TOPARLI, onlara çeşitli hediyeler verdi.
Eğitimde Yenilikçilik Adımı
Eğitimde Yenilikçilik Adımı
Türkiye´de, Devlet ve Özel okullarda olmayan bir uygulama SİVAS´ta hayata geçti. Serbest Etkinlikler Dersi´nde ilk defa uygulanan “KALİGRAFİ” eğitiminde başarılı sonuçlar elde edildi.Eğitimde yenilikçilik adına güzel bir adım atılırken, ileriki yıllarda bu çalışmanın sistemleştirilerek bütün TÜRKİYE´ye yayılması bekleniyor. Tabaklara KALİGRAFİ ile annelerinin adını yazan öğrenciler, bu tabakları annelerine hediye ettiler.
Bu Mudur İşte Budur
Bu Mudur İşte Budur
Sivas´ta eğitimin kalitesinin yükseltilmesine yönelik fedakar eğitimcilerin sıra dışı gayretleri devam ediyor. Bir yıl boyunca ele emeği göz nuru olarak minik öğrencilerle ortaya konulan çalışmalar okul koridorlarında sergilendi. Veliler tarafından çok beğenilen sergiyi Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Ahmet SEVİM´de gezerek bu güzel çalışmayı hayata geçiren Ana Sınıfı Öğretmeni Müge KOCA´ya teşekkür etti.
Bakanlıktan Devrim Gibi Adım
Bakanlıktan Devrim Gibi Adım
Milli Eğitim Bakanlığı gelecek yıl itibariye devrim gibi uygulamalar yapacak. Duygusuz ve bilinçsiz nesillerin oluşmasını engellemek için, öğrencilerin iç dünyasını şekillendirecek uygulamalara geçecek.
Bu Mudur, İşte Budur
Bu Mudur, İşte Budur
Kitabi medeniyet bilincinin yitirilmemesi ve yeniden diriltilmesini hedefleyen temel çalışmalar devam ediyor. Bu vesileyle çocuklara bu bilincin verilmesi amacıyla kitap çıkarıldı. Öğrencilerin tuttukları “günlükler” yayınlanarak eğitimde örnek bir adım atıldı.
Bu Mudur, İşte Budur!
Bu Mudur, İşte Budur!
SİVAS´ın eğitimde kabuğunu kırması için fedakâr eğitimciler devasa gayretler gösterip, önemli etkinliklerle, şehrin eğitim ufkuna entelektüel katkılar sunmaya devam ediyorlar.
Kitap Çıkardılar Ödülü Kaptılar
Kitap Çıkardılar Ödülü Kaptılar
Dilimizin ve kültürümüzün önemli temsilcilerinden olan Sivas´ın Kaşgarlı Mahmut´u Prof.Dr. Recep TOPARLI, kitap çıkaran İlkokul öğrencilerinin her birini ödüllendirdi.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
04:37 06:16 12:47 16:19 19:01 20:28
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar