Efendizade
Bülent ÖZÇELİK Yazdı...
Tarih: 2.12.2018 14:38:44/ 1562okunma / 5yorum

Büyüksün Mehmet Başkan.. İki gündür, tüm yazdıklarını okuttun. Özellikle de, dün itibariyle gerçek kimliğini öğrendiğimde; bu adam kolay kolay sinirlenmezdi ama neden böyle oldu diye sordum kendime.

Demek ki ters bir saatine geldim!, dedim.

Hoş. Şüphelendiğim bir isim vardı ama, O´nun, bu kadar kelamı bozmadan bir araya getirmesi, Rubik Küpünü 20 saniyede yapabilmesi gibi bir şeydi.

Artık eminim..Teyit ettim.

Ama öncelikle söylemeliyim ki, “İyi ki müstear isimle yazıyorsun.” Yoksa, senin toplumsal bozukluk, benimde kirlilik dediğim, seni ve sahip olduğun düşünceyi  bu şehirde, linç etmeye çalışacak o kadar çok kirli aktör var ki;

Gelelim meselemize;

Bu arada yorumları da okumuyor değilim, Kimi tarafsız, kimi taraflı, bazıları çıkar peşinde olan öyle yorumlar var ki; seni ve beni daha fazla yıpratmamaları için fırsat vermem. 

 O yüzden bu yazıdan sonra bir yazı daha yazda kapatalım.

Gelelim kirli şehir meselesine; aşağıda yazılı olan kısım, benim yüksek lisans çalışmamda, hem TODAİ ve diğer kaynaklardan aldığım akademik bazlı tespitlerdir.

Okuyunca sen de doğru olduğunu kabul edeceksin.

50 li yıllarda başlayan ve “ her mahallede 1 milyoner yaratacağız!”  söylemleriyle şahlanan göç, nicelik itibariyle nüfusu katlayan ,  ancak nitelik itibari ile kalitesi düşen  insan olgusu (Düşük Gelir, Düşük Eğitim, Alt Kültür) , önce varoşlarda başlayan ve ekonomik kazanımları artıkça merkeze yığılan bir şekilde şehir kültürünü ve yaşamını  etkisi altına almaya başladı. Hızla büyüyen şehirlerde işgücü temini ihtiyacının artması  ile başlayan süreçte bu nicelikli insan,  sonra ticaret ve sonrasında siyasette rol almanın, daha doğru ve daha karlı bir kazanç sistemi olduğunu gördü.  Şehrin kendisine ayırdığı, yada kendilerinin birarada olma içgüdüsü ile mekanlarda birlikte komün yaşamını sürdüren bu toplum,  şehirlerde var olan ve şehrin ruhunu yansıtan kentli terminolojisinin deformasyonuna yol açarak,  ilk dönemlerinde azınlık psikolojisi ile ezilmişlik ruhunu yansıtırken, ilerleyen dönemlerde dominant,   melez bir şehirli tipinin oluşmasına neden oldu.  Kırsaldan kente göçle birlikte, yanında getirebildiği yetenekler sadece, Maslov´un Yaşam Hiyerarşisi yada Maslov Piramidi olarak bilinen, mecburi gereksinimler tablosunun en alt kısmında bulunan ve ilkel toplayıcı yaşamla var olan, fizyolojik ihtiyaçları oldu.

Neydi bunlar;

Eminim bu cumartesi akşamı, “beni adam yerine koyup program yaptırıyorlar” demişsin ya, orada değerli büyüğüm Orhan Tel, ifade etti. Eminim onu da yakından tanıyorsundur.

Beslenme, Barınma, Korunma ve Üreme..

Ait olmadığı şehre bu yetiyi taşıyan kitle, sonra ki süreçte var olduğu her alanda, öncelikle ve teklikle bunu hayata geçirmeye başladı.

İşgücünde üreme, İşgücünde barınma, İşgücünde korunma ve işgücünde beslenme.

Ticarette üreme, ticarette barınma, ticarette korunma ve ticarette beslenme.

Ancak daha sonra çok daha kazançlı ve bir o kadar risksiz bir sektörün farkına vardı ve

Siyasette üreme, siyasette barınma, siyasette korunma ve siyasette beslenme.

Bugün etrafına baktığında bunun dışında bir şey görebiliyor musun?

Bu düzeni bozabilecek tek bir enstrüman vardı, o da eğitim. Halbuki “Oku” emriyle başlayan, “düşünün” diye devam ve “akıl etmez misiniz?” diye sorarak bitirdiği,  mensubiyet hissettiği dinin, kendisi(Kazanımları) için en büyük tehlike olduğunu gördü.

Öyle ise, son bir hamle kalmıştı, onu da, işgücüyle başlayan nicelikli sayı, ticaretle devam eden nicelikli kazanç ve son adımdan bir önceki hamlesi siyasetle de, elde ettiği nicelikli makamlarla, bu aşamayı da kayıpsız geçmeyi başardı.

Dinde de beslenme, dinde de korunma, dinde de üreme, dinde de barınma. Son hamle de böylece gerçekleştirilmiş oldu. Farklı tanımlarla birlikte, dinde yeni oluşumlar, taraftar toplama amaca giden bu kutsal(!) yolda, istedikleri teker teker gerçekleşiyordu.

Bu tanım tipinin tek silahı ise, ne asla kaybetmek istemediği ekonomik kazançlar, ne makamlar, ne de siyasi argümanlar oldu. Elinde sermayesiz ama güçlü bir silah vardı. O ise, linç kültüründen başka bir şey değildi.

Fransız ihtilalini başarılı kılan, Osmanlı´yı yıkan, Cumhuriyet döneminde sıkça gördüğümüz bu linç kültürü ile topluluklar motive edilerek yönlendirilebiliyor, kazanımlara dokunulmadan, kayıpsız kazançlar sağlanabiliyordu.

Yazıların altına gelen bazı yorumlar hala bu linç kültürü kafasının eseri. Ama yok edilmeli, kayıtsız ve şartsız.

Bu tablo sosyolojide burjuvazinin yaşam öyküsünü hatırlatıyor değil mi? . Bu metodolojiyi kendisi kurmadığı gibi, bunun için Burjuvazinin18 yy. temel felsefesinin anahtarı olan paradigmayı kullanıyordu.

Şimdi sadece kral kaldı!..

Demiştim ya bütün yazılarını baştan aşağı okudum. Benim kaç gündür söylediğimi, sen farklı anlatmışsın.

Bak nasıl anlatmışsın..

16 Eylül 2017

Ülkemizde özgürlükçü  demokrasi istiyoruz  diye feryat eden  ve  sürekli demokrasi, adalet  talebinde bulunan sivil örgütler veya kitleler , önce kendi örgütlerinde, odalarında, sendikalarında,  birliklerinde, borsalarında  bu değişim ve dönüşümleri yapabilmeyi becermelidir. Demokrasi  denilen  şey buralardan başlar, dostum.  NOKTA.

BIR INSAN OTURDUĞU YERDEN KALKMAK ISTEMIYORSA,  SEBEBI  ORTALIĞA YAYILACAK KOKUDAN KORKMASIDIR“,  NOKTA.

O seçimde FETÖ yapılanması (o gün ki adı ile cemaat- hizmet hareketi)  az kalsın yönetimi ele geçiriyordu.   Çok küçük bir farkla başaramadılar. Necati Gülbahar gibi Osman Yıldırım´ın ekseninden çıkması düşünülmeyen isimler dahi cemaat tarafından ikna edildiği halde, şu anki meclis başkanı Necati Şahin´in Büyük Birlik Partisi geçmişine ve muhazakarlığına rağmen son anda H.Osman Yıldırım´ın yanında yer alması ,  işi tersine döndürdü ve sonuç alamadılar.

7 Temmuz 2017

Belediye başkanından, imar müdürüne, itfaiye müdüründen zabıta müdürüne  bu bina ve eklemeleri için herkes kör ve sağır olmuş durumda. İmardakileri anladık da, buna olur veren itfaiyeci kardeşler, size ne oldu?  Bir yangın çıksa, ne olur haliniz? O yangın merdivenine, nasıl onay verdiniz diye, sorsalar ne diyeceksiniz? Başka binalarda, mevzuatı ortaya koyup  milletin ağzından burnundan getirirmeyi iyi bilirsiniz.  Mal, zenginin, torpillinin olunca niye  kuzu gibi  melersiniz.…

27 Mayıs 2017

Öyleyse bu kısa ömürde,biz neyin davasını güdüyoruz. Zengin olmanın mı? Güçlü olmanın mı? Herkesi boyunduruğumuz altına almanın mı? Kendi kendimize adalet uydurmanın mı? Kendimiz den başkasını hiç düşünmemenin mi? Bizden olmayanı ezmenin mi? Miskin miskin yatıp Allah´tan bir şeyler dilemenin mi?  Elbette Hayır.

Bütün ilahi mesajlar“düşünüp tutalım diye bize öğütler vermiyor mu?” Nasıl olsa bu dünya kapısından çıkış kesin, akıllı olun demiyor mu?(bana uçmuşsun diyordun ya, ilahi mesajları sende kullanıyorsun)

Ailemizde, işimizde, çevremizde, ülkemizde, dünyada, bütün ilişkilerimizde, “insani ve vicdani adalet”ruhumuza işlese.

15 Ekim 2017

Bak bunu çok beğendim.

Çünkü Çare yok, yapacak bir şey yok, kimi kime şikayet edeceksin. Böyle diye, diye, öğrenilmiş çaresizlik sendromuna yakalanmış insanlar haline döndük.

25 Haziran 2016

SİVAS

Cumhuriyetin ilk yıllarında sermayesi gitmiş, nitelikli insanlarının terkine maruz kalmış, mağdur şehir.

Cumhuriyetin kurucularının, Cer Atölyesini yaparak, bir nebzede olsa vefasını gösterdiği şehir.

Anadolu´nun bozkırında, verimsiz topraklarda, fakir ve “SAHAPSIZ” şehir.

Ve, Son 60-70 yıldır da cismi birleşmiş köyler federasyonu,  adı şehir olan şehir.

 Karslılar, Elbeyliler, Kangallılar, Zaralılar, Yıldızelliler, Darendeliler ve Hafiklilerden müteşekkil koskoca bir köy derlemesi, “ hem de doldur boşalt ritminde”. Burada yaşayanların çoğunluğu anadan babadan değilse bile dededen, nineden köylü.

(Bu yazı sana ait olmasa ben yazdım diyeceğim..)

Birde Sivas´ ta yaşayan ve kendilerini şehirli gören insanlar var,ama artık azınlık oldularŞehir Kültürünü yayma ve yaşatma derneği kurdular.Onların ki aslında, hem korunma refleksi, hem kendilerini ifade edebilme ihtiyacı ve hem de hafif ego tatmini tadında bir şeyler yapabilmek.

MEYDANI BOŞ BULMUŞ VE ÇOĞUNLUĞU, KÖYDEN YENİ GELMİŞ BİR TOPLUMDA, ŞEHİR KÜLTÜRÜ OLABİLİR Mİ?

BİR ŞEHRİN KÜLTÜRÜ VARSA,  BU ŞEHİR PLANINA YANSIR, BİNALARINA, SOKAKLARINA YANSIR, ESNAFINA, TÜCCARINA YANSIR.Her şey ortada, değil mi?

SONUÇ ; Şehre Daire İmar, Siyaset,  Sosyolojik, Ekonomik  Ve Kültürel Alanlarda Boşluk, Hiçlik, Verimsizlik Ve Mutsuzluktur.

GEÇMİSİ OLMAYAN İNSAN-ŞEHİR İLİŞKİSİNDEN, ŞEHİR SEVGİSİ ÇIKMAZ.

O ŞEHRİ, AŞKLA SAHİPLENEN KİMSE YOKSA,

SAHİPSİZ ŞEHİRDEN DE BİR ŞEY OLMAZ.

(ayakta alkışlıyorum, tıpkı ben.)

O kadar çok yazın var ki, Mehmet Başkan, altına benim adımı koysan, kabul edeceğim.

Benim kirli şehir dememe bozulmuşsun, sen toplumsal yapımız bozuk dersen daha doğru olur demişsin, ama dikkat ettim hep insanı, bireyi ön plana koymuşsun.

Ben kirli deyince, Bimin Çamaşır Suyu´da, sen bozuk deyince Ariel platinyum´mu oluyor. Aynı kapı, birimiz sağa açmışız, diğerimiz sola.

Her şehrin bir ruhu vardır, ruhu da insandır. İnsan kirlenirse, şehir kirlenir. Benim bahsettiğim kirli şehir budur.

Yoksa başta senin, sonra da benim temiz bir şehirde yaşamak istemememizden değil.

Okumayan okutulmayan bir şehir temiz olabilir mi? En son Kitap Günleri Etkinliklerimizde kaç kişi katıldı, kaç konuşmacı alkışlandı. Ama bir üçbuçukcu açılışı,  yada yardım dağıtımı olun bak gör izdihamı.

Kaç esnafımız, STK temsilcimiz, bürokratımız eline bir kitap almışta okumuş.  600 bin insanın olduğu bir şehirde Kütüphane´nin yerini kaç kişi bilir.

Bir şehirde camideki yardım sandıkları 5 lik zincirle bağlı olabilir mi?

Bana bağırıyorsun diyorsun, bilirsin iletişimde büyük harf kullanmak, bağırmak anlamına gelir, o kadar çok bağırmışsın ki sende.

Ama en çok bozulduğum, beni tanıdığını öğrendiğimde, “beni anlamamak için direnmeni  anlayamamak.”

Bunu anlayamadım.

Halbuki senin yazdıklarından, söylediklerinden farklı bir şey söylememişim, sadece üslubumuz farklı olmuş.

Sen isimlere çok takılmışsın, ben fazla takılmam.

Netice de o isimlerde bu şehrin havasından soluyarak büyüdüler.

Çalışan bir mekanizmanın bozulmasına yol açan en büyük etkenlerden birisi de kirlilik değil midir, Ha çamaşır makinası, ha bir torna, ha bir traktör. Ya da bir şehir.

Son yazını merakla bekliyorum. Biraz acele ediver.

Sağlıcakla kal, abi…








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: Efendizade
Okuyucu Yorumları (5 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Menderes Dağhan
3.12.2018 03:00:33
Oğlum sen ayaksın adamın memleketime bir şey dediği yok sen nerenden uydururuyon yoksa çapın çok genişde bizim görmediğimiizimi görüyon zaten sende bu genişlik varken daha çok direk rüyası görün akıllı ol bana sataşıp durma git işine birde tüm hasta kayıtlarına baktım 700 binden fazla insan kaydı var bir tek senin adın yok delikanlıysan isminle yaz topçu Şakir
Kemal.can
2.12.2018 17:02:36
Menderes tebrik ediyorum seni bu kadar çok sahip çıkıyorsun ama memleketin e çok şey söylüyor bir şey diyemiyorum seni alkışlıyorum ve çok çaplı bir insansın
Menderes Dağhan
2.12.2018 16:03:16
sivaspostasının bütün yazarlarını tebrik ederim açıkyüreklilikle yazıyorlar. Bülent beyin dünkü yazısına yazdığım yoruma cevap yazan gerçekmisin yalanmısın bilmem ama kapasiten sıfır. bana gece gece ne yazmışsın demişsin. gecenin köründe başınıza bir iş gelirse kapımızı çalarsınız o yüzden gece gece çalışıyorum. bülent özçelik yazarıda diğerlerinide her zaman okurum kitabın ortasından konuşmuş söylediği her şeyin gerçek olduğunu inkar ediyorsan sadece zavallısın daha ileri gitmiyorum lafı niye burnundan kokluyorsun çok da güzel yazmış arkasındayım, özür dileyecekmişde özür dilememişte sen kimsin yav terziymişte direkmişte direklere ne kadar meraklısın
Kemal.can
2.12.2018 15:18:06
Bu sayfalar toplumun ortak kullanım alanı onun için üslup çok önemli özür dilememişsiniz fakat omahiyette birşey ler yazmışsınız Mehmet başkan la alakalı burda mesele ikinizin arasında geçen tartışma değil sizin yaklaşımın toplumu bu şekilde yargılamanız hoş değil.Yazılarınızdan benim izlenimim televizyon ve yazarlığınızın dışında terzilik konusunda yeteneğiniz olduğunu gösteriyor.Başkan sami aydın ın hizmetlerini terzilik hassasiyet ile yok efendim üç dört kumaş üstünmüş söyleminin terziliğede olan yeteneğinizi gösteriyor.Bu kadar kumaştan anladığınıza göre bu şehirde elli kat daha kıymetli kumaşlar var bu şehirde yaşamaktalar siz mevki ve makam sahibi olmayan bu kaliteli insanları hiç buralara taşıdınızmı.Kısa bir dan şu çıkmakta hangi çadıra direk olabileceğiniz iyi analiz etmişsiniz.Son kez şunu ifade edeyim Sami Aydın ın ın bu Millete ve Devlete borcu vardır.saygılarımla
Kemal.can
4.12.2018 20:00:50
Senin gibi sözde birşey ler ifade ettiğini zanneden çapsız insanları buralarda sergileyen Sivas postasını alkışlıyorum.
Şelale gibi Şiirler
Şelale gibi Şiirler
Türk Halk Kültürünü yaşatmak için büyük uğraşlar veren halk ozanları, medeniyet dünyamızda özgün izler bırakmaya devam ediyorlar.
Bir de Buradan Bakmalı!
Bir de Buradan Bakmalı!
Romanlar, ilginç yaşamları ile sosyologların dikkatini çekiyor. Allah “rızkınız benim teminatım altında” derken, insanların rızık kaygısı çekmesine inat, bugün bulup bugün yiyip yarını düşünmeyen ROMANLARDAN pek çok insanın ders çıkarması bekleniyor.
Farklılıklar Zenginliğimizdir
Farklılıklar Zenginliğimizdir
Osman ÇELİK Yazdı...
İyi Biliriz!
İyi Biliriz!
Bir zamanlar SİVAS´ta güzel bir insan yaşadı...Vuslat yıldönümünde güzel insan Vahdettin ALTUN´u rahmetle anıyoruz.
Ne Olacak Bu SİVAS´ın Hali?
Ne Olacak Bu SİVAS´ın Hali?
Üzeyir YİĞİT Yazdı
Kıssadan Hisse
Kıssadan Hisse
Derken bir gün camdan peri kızını elinden yere düşürmüş. Peri kızı kırılmış.
Sivas´ın Bütün Renkleri SİVAS POSTASI´nda
Sivas´ın Bütün Renkleri SİVAS POSTASI´nda
Doğruların ve güzelliklerin mücadelesi için herkesi ama herkesi SİVAS POSTASI´na davet ediyoruz...
Yarım Doktor Candan...
Yarım Doktor Candan...
Tacettin KEPENEK Yazdı...
Sefam Olsun Oh Oh!..
Sefam Olsun Oh Oh!..
"Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna"
İğneli Fıçı
İğneli Fıçı
Üzeyir YİĞİT Yazdı
Kıssadan Hisse
Kıssadan Hisse
"- Nasıl olsa bu havuza herkes bir kova süt dökecek!.. benim bir kova su dökmem bir şey değiştirmez!?.. diyerek.. başlamışlar aynı düşünce ile havuza kovalar dolusu suyu boşaltmaya..
Bir SİVAS Hatırası...
Bir SİVAS Hatırası...
Dedim ona ki “DÖNDÜ Bacı un helvası yapmayı bilirsin” dedim. Dedi ki “gadasın aldığım SİVASLI mısın yoksa” dedi.
SANATA YÖNELMEK
SANATA YÖNELMEK
Prof.Dr. Nazım ELMAS Yazdı...
yalan dünya...
yalan dünya...
/yürü bre yalan dünya/ sana konan göçer bir gün/
ETİYOPYA Kralının Gözleri
ETİYOPYA Kralının Gözleri
Osman ÇELİK Yazdı...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar