Çal Çoban Çal, Gam Senin Neyine?
Ulu Hakan Yıldırım´ın bile gözdesidir. İki gözünün bebeği, Sivas ve oğlu Ertuğrul´u kaybedince, dünyası kararır, yıkılır. Bir ağaç altında dünyadan bi haber kaval çalan çobana “Çal çoban çal, gam senin neyine, Sivas gibi kale Ertuğrul gibi oğul mu kaybettin? Senden mesut kim var?” diye nidada bulunur
Tarih: 31.3.2018 07:03:02/ 2609okunma / 0yorum

 

“Çal çoban çal, gam senin neyine? Senden mesud kim var?

 Sivas gibi kale, Ertuğrul gibi oğul mu kaybettin?”

 

“Sarardım ben sarardım
Senin için sarardım
Baş yastıkta göz yolda
Her geçene sorardım

Al dağlar yeşil dağlar
Gurbette yarim ağlar
Açtı m´ola şu Sivas´ın gülü yaprağı
Çekti bizi şu yerlerin suyu toprağı

Kayalardan kayarım
Bulamadım ayarım
Ben bu dertten ölürsem
Kaderime sayarım

Al dağlar yeşil dağlar
Gurbette yarim ağlar
Açtı m´ola şu Sivas´ın gülü yaprağı
Çekti bizi şu yerlerin suyu toprağı”         

                     

  Sevda yüklü gönüller, seher yeliyle otağ kurarlar Sivas yaylalarında. Türküler koyulaşır ve eşlik ederler bozkırın serzenişine. Ulu bir kışın seyrinde, alacalı düşler kurulur kenar mahalle kahvelerinde.

Yaza olan sıla hasreti, uç uç böceğinin telaşlı kanatlarını hatırlatır anlayana...

Tutuk bir şiirin destanını dillendirir, Anadolu´nun bozkır evladı Sivas.

**

 “Ağız dil vermeyen” yarenlikler gecenin konuğu olur duvar diplerinde. Çamurun libasını giymiş kerpiçler, binbir gece masallarını gölgede bırakırlar Sivas köylerinde.

Samanın, saçkının, evlenecek ergenlerin fısıltılarını dillendirir sanki, aman vermeyen fırtınalar...

***

   Derin iç geçirişler iner karabasan gibi şehrin semâlarına. Fakirlikten al al olur yanaklar. Ama yine de, umutla kaynar tarhanalar, koca koca kazanlarda.

Yüzlerde bin yılın adanmışlığı kol gezer. Sert ellerde, inleyen sevecen yürekler, vuslatın türküsünü gönderirler öte diyarlara.

**

Gelenler, onun engin merhametine konarlar. Sultanlar, beyler, kimsesizler hep onun konuğu olurlar tarih senaryosunda. Sivas bu; kimi zaman sultan olur, kimi zaman da sultanlara göz yaşı döktürür.

Ulu Hakan Yıldırım´ın bile gözdesidir. İki gözünün bebeği, Sivas ve oğlu Ertuğrul´u kaybedince, dünyası kararır, yıkılır. Bir ağaç altında dünyadan bi haber  kaval çalan çobana “Çal çoban çal, gam senin neyine, Sivas gibi kale Ertuğrul gibi oğul mu kaybettin? Senden mesut kim var?”  diye nidada bulunur... Koca sultan bir çobanın mutluluğuna özenir, içindeki acılara kefaret. Koca bir sultan, kaybettiği evladının acısıyla, gam ve kederle yanan yüreğini, masum bir çobanın kavalıyla tımarlar. Onun yanık ezgileri eşliğinde indirir gözyaşlarını yüreğine. Kimsenin göremediği mutlulukları arar koca sultan, bir çobanın tenha duruşunda. Sivas´ın ve oğlunun yanıp yıkıldığını anımsayan buğulu gözleri, kadere yazılan seferler eşliğinde, bir kavalın yanık ezgilerini de içine alarak, hesabı görülecek namzet anlara doğru yönelilir…    

***

   Bir eski zamanın bilmecesidir Sivas düğünleri. Kol kola zincirler oluşturulur hiç kopmamacasına. Eller, ok talimi gibi ileri ve geri serzenişte bulunur anlayana. Geceye, şehre ve unutulmuş her şeye inat, kurşun gibi ağır ağır ağırlama iner yüreklere. Parmaklar bir bir süzülürler göğe doğru. Sıra sıra dizilen oyuncular, kalın sesleriyle bir “tey tey” çekerler semâya doğru. Bir kartalın dinginliğinden araklanan kollar, sıra sıra süzülürler izleyenlerin ayaklarına. Mehterin “Koç Köroğlu” ezgisini tok tok gürletmesi, daha bir heyecana gark eder insanları. Vurdukça tokmağı davulun deriden suretine, onla birlikte güm güm gümüler yürekler. Ve her davul tokmağında, gönüller bir sedir gibi serilir izleyenlerin ayağına...

***

   Bir tek ayazın karaya çaldığı yüzler, aklıkları gönüllere indirir. Zamanı geldi mi, küçücük bir göze gibi sızıverir açılmış avuçlara.

Hele bir yetimin boynu bükükse, hele bir garibanın çorbası bitmişse, işte o zaman şehrin geçmişten gelen sultanlığı şâhâ kalkar ve tımarlar bütün yaraları. Öksüzle ağlanır, öksüzle gülünür adeta. Onla sıgaya çekilir gönlün eğri büğrü anları. Çünkü, kutlu bir öğüt gibi bilinir, öksüzün gamlanmasına, arşı âlânın bile rıza göstermeyeceği. Onun bir damla gözyaşının, inciden bile  kıymetli olduğu bilinci vardır Sultan Şehrin insanlarında.   

Bayramlar, iple çekilir adeta. Özgürlüğün “gayda”sı duyulur üç beş gün önceden. Küçük büyük herkes, pıtı pıtı indirirler içlerindeki çocukları sokaklara. Uçan balonlar, elma şekerleri, bayram harçlıkları zamanı zincirler mutluluğun sesiyle...

Bir tek bayramda yası olanlar burkulurlar sessizce. Sonsuzluğa yolcu ettikleri akıllarına gelir o mutluluk tablolarında. Onların bu bayram olmamaları, yasla donatır içlerini. Sessiz sessiz ağlarlar bir köşede. Sessiz sessiz, keşkelerle söyleşirler bir kenarda. O bayram onlara, akın akın gelen konukların, iyilik temennileri ile noktalanır. Ve hiç unutmazlar gidenlerini. Yerleri hiç doldurulmayacak, günlerle yüzleşirler her zaman. Günler geçer, aylar yıllar bir birini kovalar lakin, hiç unutulmaz gidenleri. Onların hasretleri, en mutlu oldukları anda burkar gamdan örülmüş yürekleri. Gamdan örülmüş yürekleri, bir tek ay aydınlık rüyalar serinletir. O rüyalarla avunurlar, hiç bitmeyen hasret duraklarında…   

***

Sonra ozanlarla şenlenir Sivas. Sazın her nağmesinde, yüreğin amansız bildirisi dillenir aniden. Veysel´de söz kemale erer. Ondan öğrenilir; sevginin, kardeşliğin içleri aydınlatan ışığı. Onda birleşir, güzel ülkemin birlik ve beraberliği. Söylediği her söz, ev ev dolanır adeta. “Bizim Veysel bir söylese de dinlesek” diye iç geçirir bir cümle sevenleri. O da vurdukça sazın bam teline, ürünü ürünü iner mısralar dudaklarına:

“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece.”

 ***

Gurbet, hele de gurbet, Sivas´a olan sevgiyi perçinleştirir. “Muhannete” muhtaç olmamak için sevdikler hararetle kucaklanır ve yorganlar sarılarak beyaz umutlara, ekmeğin çağırdığı yere koşulur.

Ekmek ötedir, ekmek çok ötedir ama alın teri kadar güzel kokanı, meşakkatlidir her daim. Alın teri kadar aziz olanı için yola revan olurlar, körpecik kuzucuklarını bırakarak geride. Onların, “baban bu bayram gelecek” bekleyişleri, günleri birbiri ardı sıra çözüverir adeta. Gurbete revan olanların da içleri rahat etmez bir türlü. Geride bıraktıkları hiç çıkmaz akıllarından. Açlar mı, susuzlar mı diye, bin türlü düşünce konuk olur çentikli alınlara. Başlarını, nasırlı elleri arasına alarak, uzun kaygılara dalarlar. Hiç bitmeyen uzun kaygılar…Kendi dağlarına benzeyen dağlara bakarak, hasret kokularını duyarlar her daim.  Sonra dağların ardı gözlenir ötelerden, acep ora Sivas´mı diye. Tanıdık türküler imdada yetişir hemencecik.

Kış yaz aynı türkü, gurbette yarenlik eder memleketlisine. Memleket kokan her şey, onlara, sılanın, bitmez tükenmez hasretini çağrıştırır. Memleket kadardır bütün sevdaları. Memleket kadardır hasretine yandıklar. Memleket kadardır çektikleri “ah” lar…  Hani, her şey tamam da, evlerinden ayrılmaları yok mu, yakar kavurur bozkırın çocuklarını...

***

Börtü böceğin tabiatla raksı, yeni bir umudu dillendirir aniden. Uç uç böcekleri, bir gelin getirmesi umuduyla ötelere kanat çırptırılır zoraki. Katar katar turnalar, konarlar gözlerden uzak göllere. Ürkek gaydalarından anlaşılır sessizlik bildirileri. Sığırcıklar salınırlar her bir yerde. Bahçe bahçe , bağ bağ, öter seher kuşları.

Taşın şiirini, gergef gibi okur Sultan Şehir, dinleyenlere. Altın başaklar, sabırla, bereketi konuk ederler.

Efil efil esen serin rüzgarlar, ümitleri yeniden şâhâ kaldırır. Yüreği dillendiren türkülere düşer sıra. Esrik türküler… İçleri yakan, içleri aydınlatan türküler.  Hasretin buram buram genizleri yakan mısraları, yavaş yavaş inletir gönlün en nazenin seyrangahını:

“Ağgül´üm şimdi Sivas´ta
Serin rüzgarlar eser...
Rüzgarlar alır gider ümitlerimi
Ümitlerim gitti gider
**
Ağgül´üm şimdi Sivas´ta içli türküler söylenir.
Bütün içli türkülerde sen varsın...
Her köşe başında ürkek bir gölge gibi
Karşıma sen çıkarsın.”

Nice serin rüzgardır zaten, Anadolu´nun kara kuru çocuklarını yakıp kavuran. Sıla hasretiyle yanan sinelerde, dolaşan sitemlerdir söylenemeyen. Ekmek kaygısıyla arşınlanan öte diyarlarda, seher yelinin getirdiği ılgıt ılgıt kokulara, hasret şiiri söylemek kadar, yanda yörede bir adanmışlıktır anımsanan. 

                                                                                                   Osman ÇELİK








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: Çoban Senin Neyine
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
ŞARKIŞLA´nın Bedir Türküsü
ŞARKIŞLA´nın Bedir Türküsü
Bedir türküsüne yolunuz uğradı mı hiç? Şarkışla semâlarını tel tel yakıp kül eden Bedir Türküsüne yüreğiniz vardı mı hiç?
PAŞAKÖYLÜ Keşiş´in Yılkı Atı
PAŞAKÖYLÜ Keşiş´in Yılkı Atı
“Taptığına İyi Tap, Tuttuğun İşi İyi Tut Eğer Muaffak Olamazsan Beni Şu Göllere At
AZİZ VLAS Turizme Kazandırılmalı
AZİZ VLAS Turizme Kazandırılmalı
Sivas´ta yaşadığı bilinen Aziz VLAS, dünyanın her tarafında Sivaslı VLAS olarak tanınıyor. Mezarının Gök Medrese civarında olduğu varsayılan VLAS´ın, isminin yaşatılıp turizme kazandırılması durumunda, pek çok değişik milletten insanın, SİVAS´a gelerek AZİZ VLAS´ı ziyaret edip inanç turizmi açısından şehre önemli katkıların sağlanacağı belirtiliyor.
KIZILIRMAK,Kolun Kanadın Kırıla!
KIZILIRMAK,Kolun Kanadın Kırıla!
1998 yılında FRANSA da bir iş için gitmiştim. PARİS´ın kenar semtlerinde kader ya bir SİVASLI aileye denk geldim bahçede. Varoslunlar hatırları daim olsun SOFRAYA buyur ettiler. Sarıldık koklaştık. Oğulların adı ŞAHİN imiş. Kalktım öptüm gözlerinden. Onlar ağladı ben ağladım, onlar ağladı ben ağladım…
Monna Rosa
Monna Rosa
Zeytin ağacının karanlığıdır Elindeki elma ile başlayan...
Dünya da Bir Tek Sivas´ta Yapılıyor
Dünya da Bir Tek Sivas´ta Yapılıyor
Sivas Mutfağının Sultanı olan TONUS KÖFTESİ, dünyada bir tek ALTINYAYLA yöresinde yapılıyor. Özel misafirler için hazırlanan bu köfteye, düğün köftesi de denilmekte.
Kaldırımlar
Kaldırımlar
Ölüm yıl dönümünde büyük düşünce insanı üstad Necip FAZIL KISAKÜREK´i rahmetle anıyoruz.
Esenlik Bildirisi
Esenlik Bildirisi
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
Yağmur Duası
Yağmur Duası
/Ortalıkta ölüm sessizliği var/
Bir Japon Nasıl Ölür
Bir Japon Nasıl Ölür
Edebiyatımızın önemli isimlerinden Ali AYÇİL´in DERGAH YAYINLARI´ndan çıkan “BİR JAPON NASIL ÖLÜR” adlı şiir kitabı beğeniyle takip ediliyor.
bir Cahit ZARİFOĞLU şiiri
bir Cahit ZARİFOĞLU şiiri
Kavuşmalarımız ağır aksak, ayrılıklarımız koşar adım...
Taşları Yemek Yasak
Taşları Yemek Yasak
Taşları yemek yasak...
Nazım ELMAS ile Söyleşi
Nazım ELMAS ile Söyleşi
Düşünürlerin kaleminden çıkan eserler, daha bir cezp eder insanı. Toplumun aradığı şeyi ilk önce bulanlar diye düşünürüm hep. Sahiden de, aramaya çıktığımız her güzelliği ilk önce bulupta bize sunar sanat erbabı. Bu hafta, içsel bir zenginliği sunacağız sizlere. İçinden aydınlanıp, dışına ışık veren bir bilgeyi konuk edeceğiz. GİRESUN ÜNİVERSİTESİ Öğretim Üyesi Prof.Dr.Nazım Elmas ile yaptığımız güzel bir söyleşi. Hep beraber okuyalım… Buyurun efendim.
Dergah Dergisi Okurlarla
Dergah Dergisi Okurlarla
Edebiyatımızın akil kalemlerinden biri olan, yazıda büyüğümüz Mustafa KUTLU´nun Dergah yolu, yine kültür hayatımızın önemli isimlerinden Ali AYÇİL´in Genel Yayın Yönetmenliğinde devam ediyor. Dergah Dergisi 338.sayısı ile okurlarla buluştu.
"Ezim Ezim Eziliyor Yüreğim"
"Ezim Ezim Eziliyor Yüreğim"
Türkülerin babası olarak anılan Sivaslı hemşehrimiz Muzaffer SARISÖZEN´in 10 binin üzerinde türkü derlediği biliniyor.TRT repartuarının neredeyse tamamına yakınının Muzaffer SARISÖZEN tarafından derlenen eserler olduğu belirtiliyor.Türkülere aşık olan SARISÖZEN hastanede yatarken ölmeden önce "EZİM EZİM EZİLİYOR YÜREĞİM" isimli Zaralı Halil türküsünü istediği ve dinleyemeden hayata gözlerini yumması ise hala unutulamıyor.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar